Ayşe
Marangoz: Amed’in Çermik İlçesi’ndenim. 8 çocuk annesiyim. Devletin
kontraları aileme saldırınca 1993’te Avrupa’ya çıkmak zorunda kaldık. Şu
anda Giessen kentinde yaşıyoruz. O dönemde devlet çok vahşice
cinayetler işliyordu. Eşim sürekli ölüm tehditleri alıyordu. Bir gün eve
gelen telefonu aldığımda bana; ‘seni millete rezil ederiz’ dediler.
Avrupa’ya geldikten sonra kızım Miyaser, Avrupa yaşamının yoz bir yaşam
olduğunu söyleyip gerillaya gitti. Ondan bir sene sonra diğer kızım Sema
da gitti. Sürgün yaşamı hem bana hem de aileme oldukça sıkıntı verdi.
Biz tam 20 senedir sürgünün acısını yaşıyoruz. Kadın olduğumuz için
sürgün daha ağır geliyor. Avrupa benim için cezaevi gibi. Artık ülkeme
gitmek ve orada özgürce yaşamak istiyorum.
Sisler arasında bir yaşam
M.Zahit
Ekinci: 1992’den bu yana yaşadığım topraklardan uzağım. Çoğu zaman
kendimi bir yapraktan düşmüş, paramparça olmuş bir yağmur damlasına
benzetiyorum. Ülkede yaşadıklarım, sanki sisler arasında kalmış. Çoğu
zaman orada yaşayıp yaşamadığımı kendime soruyorum. En fazla çocukluk
anılarım aklıma geliyor. Dün ne yediğimi hatırlamazken, 30 sene önceki
arkadaşlarımın okul numaralarını bile hatırlıyorum mesela. Beni yaşatan
ve bana güç veren tek kaynak, bir gün yine o topraklara dönme umudu. Tek
hayalim; çocukluğumun geçtiği o dağ köylerinde yağmurlu bir ilkbahar
sabahında, bir deli tay gibi çılgınca koşmak.
Her gün geri dönme umuduyla yaşıyorum
Zekiye
Koyun: Ben Midyat’ın Kiwex Köyü’ndenim. 24 yıldır ülkemde uzak
sürgündeyim. 24 yıldır bedenim Avrupa’da ama gönlüm hep Kürdistan’da.
Burada insanlar her hafta çiçeklerle ölülerini ziyaret ediyorlar, ama
bizler 24 yıldır ölülerimizin mezarını bile göremiyoruz. Bizler burada
kör, sağır, dilsizler gibi yaşıyoruz. Her gün geri dönmek umuduyla
yaşıyorum. En büyük umudum topraklarımıza, köyümüze, ülkemize geri
dönmektir.
İnildikçe uzayan derin bir kuyu
Emin
Sevim: 18 yıldır ülkemden uzağım. Buradaki yaşamı dipsiz bir kuyuya
benzetiyorum. Önder Apo’nun Newroz çağrısından sonra hükümetin de adım
atacağını düşünerek, ailece ülkeye gitme kararı almıştık. Bundan sonraki
yaşamımı kendi ülkemde geçirmeyi hayal ederken, AKP Hükümeti bütün
hayalerimizi yerle bir etti. Onurlu bir barış olursa hepimiz seve seve
ülkemize gideriz tabii ki. Derin bir kuyu gibi, inildikçe uzayan,
uzadıkça insanı bıktıran bir yaşam. Ülkemizde sağlam ve dinçken, burada
çeşitli hastalıklara tutulduk. Doktorlar, bu hastalıkların çoğunun
ülkeden uzak olmanın getirdiği sebeplerden dolayı olduğunu söylüyor.
Uğruna mücadele ettiğimiz ülkenin hayali ve özgürlüğü bize güç veriyor
ve bizi yaşatıyor.
Kürdistan içimde ateşten bir özlem
Türkan
Önen: Ben Midyat’a bağlı Kewnas Köyü’nden geldim. Bir insanın ülkesini,
topraklarını özlememesi mümkün mü? 26 yıldır bu özlemle yaşıyorum.
Babam ve annem burada; sürgünde öldü. Onları toprağa vermek için bile
Kürdistan’a gidemedim. Bundan daha büyük ölüm var mıdır? Bazen
televizyona baktığımda; Kürdistan’ı, o dağları, köyleri görünce ciğerim
yanıyor. ‘Keşke orada olsaydım!’ diyorum. Kürdistan içimde ateşten bir
özlem olmuş.
Burada kimse kimseyi dinlemiyor
Şêrin
Dik: Welat pir şîrîn e. Kürdistan’a gitmek için çok uğraştık. Bize
pasaport vermediler. 25 yıldır Almanya’dayım. Kürdistan çok güzel ama ne
yapalım, elimizden birşey gelmiyor. Çok üzülüyorum. (Derin bir of
çekerek) Kürdistan’da devlet bize zulüm yaptı. Bir çocuğum o zaman
korkudan öldü. Buraya geldik ama burada da çok dert gördük. Çocuklarımız
Almanya’da sözümüzü dinlemiyor. Kürdistan’da olsaydı böyle yapmazlardı.
Biri danaları otlatırdı, biri koyun otlatırdı, kimi çalışmaya giderdi.
Bize yardım ederlerdi. Ne yapalım, burası Almanya. Herkes kendi başına,
kimse kimseyi dinlemiyor.
Bizi buraya bağlayan hiç bir şey yok
Ali
Siverek: Uzun yıllar hapiste kaldıktan sonra Avrupa’ya geldim. 20
senedir ülkemden ve sevdiklerimden uzağım. Bir yaştan sonra sürgünlük ve
ülke hasreti, insanı ciddi anlamda zorluyor. Bir hapishaneden çıkıp
başka büyük bir hapishaneye gelmiş gibi hissediyorum. Ülkeden geldikten
sonra hiçbir şey eskisi gibi olamadı. Sürgün yaşamı, tadı tuzu olmayan
bir yaşam. Akşam yatağıma uzanırken, yaşadığım yerler bir film şeridi
gibi gözlerimin önünden geçiyor. Bundan sonra tek bir gün yaşayacaksam
da, kendi ana yurdumda yaşamak isterim. Bizi buraya bağlayan hiçbir şey
yok. Bir gün gidersem yapacağım ilk iş; şehitlerimizin ve aile
büyüklerimin mezarlarını ziyaret etmektir.
Sürgün yaşamı geleceği uyuşturuyor
Yeko
Ardil: Uzun yıllardır ülkemden uzak, sürgün bir yaşamda ömür
tüketiyorum. Beni burada hayata bağlayan şey, halkımın haklı mücadelesi.
Mücadele olmasaydı şimdi canlı kadavralara dönmüştük. Nitekim
etrafımızda bunun birçok örneğini görebiliyoruz. Unutmak için kendini
alkole veren, kendisiyle beraber tüm geleceğini de uyuşturan birçok
insanla karşılaşıyorum çoğu zaman. Tabii bunun yanısıra Kürt sanatı ve
edebiyatı için de olumlu yanları olduğunu düşünüyorum. Kürt edebiyatının
birçok şaheseri sürgünde ortaya çıktı. Onurlu bir barış olursa ve
insanca yaşam koşulları olursa, tabii ki herkes kendi ülkesine gitmek
ister.