"Kara haber tez ulaşır” derler, yalandır. Sonuncu duyan olursun sürgünlükte çoğu zaman çoğu haberi. Telli turnadır, türkülerden sevdalıdır, vefalıdır. Bilir hüznünü sürgün olma hallerinin ve yansıtmak istemez belki de bunca hüznün üzerine bir yeni hüzün. Az gider, uz gider ama yetişir menzile her hareket gibi sonunda kara haber de turna kanatlarında. Ve sürgünlerde sual edenlerine şeker söylemez. Bir ölüm haberi koşar gelir, soğuk ve katı.

***
Özgürlük kavgasında birlik olmuş yüreğimiz ve kardeş demişim bir Kürt kadınına Nürnberg’de.
Erken gelir, geç gelir, önemli değil, haber gelir: Ölmüştür.
Öz babadan öz anneden ablam olmuş bir diğeri sıradağlar ardında.  
Erken gelir, geç gelir, önemli değil, haber gelir: Ölmüştür.
Birinin oğlu Kürdistan dağlarında körüklüyor Demirci KaWa’nın yaktığı özgürlük ateşinin narını.
Ötekinin kardeşi özgürlük kavgasında yürüyor kırk yılı aşkın bir zamandır, NeWroz’u taşımak için bütün dünyaya.
Ve iki haber geliyor aynı gün: Oğlundan ırakta bir Kürt kadını ve kardeşinden ırakta bir sevgili yürek: "Ölmüşler.”
Nürnberg’de yiğit bir Kürt yurtseveri, kadim dostum Aysel ile Sungurlu’da ablam Leman Ceritoğlu artık birlikte yürüyecekler sonsuzluğa doğru.
İkisini de kaybettik dostlar, kalanlar özgür günlerde yaşasın.
***
Nasıl bir şeydir sürgünlük? Nasıl anlamlandırır yaşamı, ya da nasıl anlamsız kılar?
Bir yalnızlık mıdır sürgünlük, ıssız sokakları yalnız bırakmamak için; sürekli yaşanan bir kalp ağrısı, ya da kötü haber beklentisinin korku hali midir yürekte?
Nasıl bir şeydir sürgünlük? Bir babanın ölümünü duymak mıdır geçit vermez dağlar arkasında, ya da bir bekleyenin daha tükenmesi midir sessiz, soluksuz?
Nasıl bir şeydir sürgünlük? Bir tükeniş midir gün gün hücre hücre eriyerek, ya da toplumsal varlığının bitişi midir karanlık gecelerde seninle birlikte ağlayan?
Nasıl bir şeydir sürgünlük? "Bu da gelir, bu da geçer”in tükenmez zulmü müdür? Bir ölünün arkasından ağlamak mıdır sala’sız kaldırılan, ya da hayıflanmak mıdır papatya yaprakları gibi koparıp atılan ömürlere?
Sessiz bir öfkedir belki de yaşamdan tutunarak öfke tufanlarında? Kendi ölümüne mi ağlamaktır sürgünlük bir dostun ölümünde?
***
Ahh bilirem, bilirem, bilirem de yüreğim el vermeyi, diyemeyerem…
"Bu gala daşlı gala, cıngıllı daşlı gala
Gorkirem yar gelmeye, gözlerim yaşlı gala… "
Nasıl bir galadır sürgünlük, gözleri hep yaşlı mıdır?
Bir kardeşin ölümünü duymak, ayakların bağlanmışken kanlı kayalara… Bir kardeşin ölümünün ardından sessiz ağlamak, soğuk bir yağmur döker gibi bulutsu.
Sürgünlük, "ahh, neylerem, neylerem, sen olmazsan ben neylerem” diye diye kusmak mıdır hasretlik duygusunu?
***
Çağırır Karac’oğlan, bir deli yürek: "vara vara vardım ol kara taşa / hasret ettin beni kavim gardaşa.”
Susar Karac’oğlan, boynu bükülür: "üç derdim var birbirinden seçilmez / bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm.” Yani sürgündür her daim sevdalı yürek.
Nürnberg’de yiğit bir Kürt yurtseveri, kadim dostum Aysel Eşiyok ile Sungurlu’da ablam Leman Ceritoğlu artık birlikte yürüyecekler sonsuzluğa doğru.
İkisini de kaybettik dostlar, kalanlar özgür günlerde yaşasın.