Suriye konusunda geçen hafta kaldığımız yerden devam ediyoruz. Suriye ile İran arasında ideolojik ayrılık bulunmasına karşın sıkı bir stratejik birlik vardır. Bu sıkı birliğin temeli Irak-İran savaşın da başlar, 1982 yılındaki “İhvani Müslimin” başkaldırısında İran’ın Suriye’deki Esad rejimine destek vermesi ile günümüze kadar devam eder.
İran’da Şia mezhebinin akaidine dayalı İslami bir rejim iktidardadır. Suriye’de ise yüzde oniki azınlığa dayanan laik Nusayri rejimi kırk yıldan beridir iktidarda bulunmaktadır. Nusayrilik Şia’nın bir alt koludur. Irak-İran Savaşı’nda tüm Arap devletleri İran’a karşı Irak’ın yanında yer alırken, Hafız Esad ise İran’ın yanında yer aldı. Kürdistan’ın güneyinden çıkartılan petrolun Akdeniz’e akıtılmasını sağlayan boru hattını kapatmasına karşın petrole olan ihtiyacını İran’dan aldığı ucuz petrol ile karşıladı. 1. Körfez Savaşı’nda da Hafız Esad Batılı müteffik güçlerin yanında yer aldı. Ortadoğu’nun kaygan zemininde kimin eli kimin cebinde belli değildir!
İran Ortadoğu’ya açılmasını, Ortadoğu’da güç olabilmesini Esad ailesinin liderliğindeki Baas rejimine borçludur. Suriye Ortadoğu’da İran’ın sağlam bir sıçrama tahtasıdır. Lübnan’daki Şii’lerin partisi olan Hizbullah’a İran tarafından yapılan silah ve maddi yardım Suriye kanalı ile yapılmaktadır. Hizbullah’ın altyapısını oluştırması, güçlenmesi Suriye’nin Lübnan’da askeri güç bulundurduğu döneme rastlar.
2003 yılında Irak’a yapılan askeri harekat İran’ın Ortadoğu’da güç olmasına olanak sağladı.
Irak’ın kontrolu nüfusun yüzde 60’ını kapsayan Şii Arapların eli ile İran’a geçmiş bulunuyor. Batılı devletler 2004 yılında Ortadoğu’daki sözcüleri Ürdün Kralı Abdullah kanalıyla “Şii Hilali” teorisini ortaya attılar. Bu teoriye göre İran’dan başlayarak Suriye, Lübnan ve Yemen’i de içine alan “Şii Hilali” Ortadoğu’yu çembere alıyordu. Petrol kaynaklarının güvenliğini sağlamak için bu çemberin kırılması gerekiyordu. Özellikle Suudi Arabistan bu konuda oldukça tedirgindi. Nitekim bu tedirginliğini Bahreyn’de Şii çoğunluğun alanlara çıkması üzerine Bahreyn’e silahlı güçlerini göndererek gösterdi.
Tunus’tan başlayıp, Magrip’ten (Kuzey) Maşrik’e(Güney) kadar tüm Arap dünyasını sarmalayan “Arap Baharı” Suriye’yi de etkisi altına aldı. Ancak Suriye’deki olayları sadece halkın ceberrut Baas iktidarına karşı başkaldırısı, demokratikleşme, dönüşüm mücadelesi olarak ele almak yanıltıcı olur. Suriye’deki olaylar Ortadoğu’daki Suudi-İran rekabetinin bir yansımasıdır.
Suriye’deki muhalefet güçlerini destekleyen Batılılar ve onların Ortadoğu’daki ayağı olan Suudi rejimidir. İran ise Suriye’nin düşmesi halinde ”Şii Hilali”nin Ortadoğu’daki en önemli dayanağını kaybedeceğinin bilincindedir. Türkiye  bir taraftan NATO üyesidir, diğer taraftan Suudi Arabistan ile sıkı ilişkileri vardır. Ancak Türkiye’nin İran ve Suriye ile müşterek önemli bir hastalığıda vardır: Kürt sorunu. Bu nedenle de ‘Suriye’nin sorunu benim sorunumdur’ diyor.
Gönlü Esad rejiminin sona ermesinden yana değildir. Ancak bu işler Ortadoğu’da pek gönül işi de değildir. Türkiye Ortadoğu’da Suudi Arabistan ile olan öncülük mücadelesini de Suriye’deki katliama seyirci kalarak sürdüremez. Nitekim bu konudaki ve de Kürt sorunu konusundaki sıkıntısını su yolu yaptığı Suriye’ye her üst düzey ziyaretinde dile getirmektedir. Ancak Esad rejimininde TC pek dikkate aldığı söylenemez.
G.Batı Kürdistan’daki Kürtler 1982’deki olaylarda tarafsız kaldılar. Denge adamı olan Hafız Esad da Kürtlere yönelmedi. Ancak Kürtlerin hiçbir ulusal demokratik hakkını tanımadığı gibi “mektum Kürtleri” vatandaş da yapmadı. Kürtleri devamlı olarak gözetim altında bulundurdu. Oğlu Beşar ise, babasının denge politikasını uygulamayarak Kürt meselesi konusunda TC ile sıkı işbirliğinde bulundu. TC’nin Suriye konusundaki kaygıları da bu işbirliğinin zarara uğramasında yatıyor.         
Her ceberrut rejim gibi Suriye’deki Baas rejimininde bir gün sonu gelecektir. Kürtler açısından bu ceberrut rejim sonrasının neler getireceğini yaşarsak göreceğiz. Kimbilir belki bir ”Kürt koridoru” açılır, Kürtler de Akdeniz’e ulaşır.

KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
- 15 Ağustos 1984 tarihinde PKK öncülüğünde HRK güçlerince Eruh ve Şemzinan baskınları yapıldı. Böylece K.Kürdistan’ın en uzun süren ulusal demokratik mücadelesi başlamış oldu.
-  15 Ağustos 1993 yılında yapılan baskıları protesto etmek için Digor’a yürüyen köylülerin üzerine ateş açıldı. Onlarca Kürt şehit düştü ve onlarcası yaralandı.
- 18 Ağustos 2005 tarihinde Kandil’de HPG Komutanlarından Engin Sincer şehit düştü.
- 15 Ağustos 2000 tarihinde THK uçakları Kürdistan’ın güneyindeki Lolan’da Kendakol alanını bombalaması sonucu 45 Kürt köylüsü şehit oldu, 75 Kürt köylüsü yaralandı.
-  16 Ağustos 1943 tarihinde daha sonra ismi İ-KDP dönüşecek olan Komala Jiyaneva Kürdistan Mehabad’ta kuruldu. Qazi Muhamed de daha sonra bu örgüte katıldı.
- I-KDP 16 Ağustos 1946 tarihinde kuruldu. Kürdistan Federal Bölge Başkanı Mesud Barzani de aynı gün dünyaya geldi.
- 18 Ağustos 1966 günü Varto’da meydan gelen depremde 2500 Kürt yaşamını yitirdi.
- 19 Ağustos 1992 tarihinde Şirnex ikinci kez TSK tarafından bombardımana tutuldu. Birçok sivil Kürt yaşamını yitirdi.