Reyhanlı’daki elim ve vahim katliam gündemdeki yerini koruyor. Katliamı kimin, ne amaçla, kime yaptırdığı konusundaki bilgi kirliliği de medyaya yansıyor. Bu katliamı önleyemeyen güvenlik güçlerinin, kısa sürede birçok sanığı eliyle koymuş gibi yakalaması da inandırıcı değil. İki yıldır Roboskî katliamının faillerini ortaya çıkar-a-mayan AKP Hükümetinin, Reyhanlı katliamı faillerini iki günde ortaya çıkarmasına kim inanır? Aslında katliam sanıklarının kimliği de çok önemli değil. Önemli olan bu katliamın hangi siyasi ortamda ve hangi siyasi amaçlara ulaşmak için yapıldığıdır.
Önemli olan “Kardeşim Esad, canım Esad” günlerinden “Zalim Esed, düşman Esed” günlerine nasıl gelindiğidir. Kısa süredeki bu çarpıcı değişiklik AKP’nin tutarsızlığının, vefasızlığının ötesinde nedenlere dayanıyor. Komşularla sıfır sorun diyerek Kaddafi-Mübarek ve Esad ile birlikte Yeni Osmanlı’yı canlandırmak isteyen AKP’nin bu politikası iflas etti. Eski dostlarının yıkılacağını gören AKP, düşene bir tekme de benden deyip yeni düzende yerini almış bulunuyor. Bu düzende yerini alırken, Esad rejimine yönelttiği zalim-diktatör gibi suçlamaların da ciddiyeti yoktur. Çünkü Esad’a karşı işbirliği içine girdiği Katar-Suudi Arabistan vb. rejimlerin Esad’dan bin kat daha gerici ve zorba oldukları tartışma götürmez. Ama sorun demokrasi-insan hakları, halkların özgürlüğü gibi değerler değildir. Sorun halkların özgürlüğünü hiçe sayan devletlerin, soğuk çıkar hesapları ve geleceğe dönük paylaşım planlarıdır.
Erdoğan “Suriye bizim iç işimizdir” diyerek Suriye’deki çatışmaya doğrudan taraf olduğunu en baştan kabul ve ilan etmiştir. Daha da ötesi Türkiye’nin eskiden beri eğitip desteklediği İhvan-ı Müslimin örgütüne ek olarak Esad’a karşı savaşan her türlü örgüte doğrudan yataklık yaptığı ayyuka çıkmış bulunuyor. Genel olarak ÖSO adı altında bilinen bu örgütün adı altında ve içinde kaç örgüt olduğu meçhuldür. Bu örgütler bugün kendisini destekleyenlerin başına bela olmuştur.
Başlangıçta Rojava devrimini kuşatmak ve bastırmak için Esad’a karşı bahanesiyle ÖSO vb. çeteleri destekleyen AKP’nin bu politikası iflas etmiştir. Ne Rojava devrimini bastırmak ne de Esad rejimini yıkmak ÖSO vb. örgütlerin harcı değildir. Bu durumda kargaşa artmakta, savaş daha da genişleme eğilimi göstermektedir. “Suriye bizim iç işimizdir” diyerek balıklama atlayan AKP Hükümeti bunu iç işimiz haline getirmeyi başardı. Bu durumda Reyhanlı vb. katliamların gerçekleşmesine şaşırmamak ve bunların devamına hazırlıklı olmak gerekiyor. “ABD ile Suriye konusunda anlaştık” diyen Erdoğan acaba hangi konularda uzlaştı? Bu sorunun cevabını laftan öte pratikte göreceğiz. Rusya-ABD ilişkileri ve muhtemel uzlaşmaları Türkiye’nin politikalarıyla ne kadar örtüşebilir ya da tersine Türkiye’nin politikalarını boşa çıkarabilir? Görünen o ki aradaki farklı yaklaşımlara rağmen AKP Hükümeti savaşa daha çok girecek ve Türkiye savaşın neticelerine daha çok muhatap olacaktır.
Bu noktada ortaya çıkan soru ve sorun şudur:
AKP, içerde çözüm ve barış süreci derken dışarıda savaş sürecini nasıl ve nereye kadar sürdürebilir? Bu ne dereceye kadar mümkündür?
Ortadoğu’da gerek emperyal gerekse bölgesel devletlerin çıkar çatışmaları, gelecek senaryoları kıyasıya çatışıyor. Bu çatışmanın her türlü çelişkiyi de kullanarak şiddetlenmesi kaçınılmaz görünüyor. Bir de Kürtler başta olmak üzere bütün ezilenlerin kurtuluş ve özgürlük mücadelesi var. Eski statüko yıkılır ve yenisi kurulurken ezilenlerin özlemleri ne kadar hayat bulacak? Yeni statükoda ezilenlerin özgürleşmeleri nasıl gerçekleşebilir? Özgürlük iradeleri ne kadar başarıya ulaşabilir? Bu soruların cevabı egemenlerin senaryolarında bulunamaz. Bu tamamen ezilenlerin ortak mücadelesine bağlıdır. Bu süreçte ezilenler her alanda birlik olabilir ve mücadelelerini yükseltebilirlerse kazanacaklardır. Aksi durumda ezenlerin senaryolarında köleliğe mahkum edilmeleri için her oyun oynanacaktır.
Ortadoğu’da bir dönem kapanıyor, yeni bir dönem açılıyor. Tarihi durdurmak olanaksız. Riskler ve olanaklar iç içe bulunuyor. Yaşanan süreçte özgürlük güçlerinin kazanması için geçmişte görülmedik ölçüde zorlu bir mücadele süreci gelip kapıya dayanmış bulunuyor. Riskleri olanağa çevirmek özgürlük isteyen halkların mücadelesine bağlıdır.
SURİYE