Suriye savaşının sona yaklaşmasıyla birlikte, savaşın karekteri değişecek gibi görünüyor. Erdoğan ve Türk devleti, Suriye’yi veya Suriye Kürdistanı’nı yutmak amacıyla yaşanan savaşın çıkartılmasında rol ve görev aldı. Bu amaçla IŞİD’e her türlü desteği verdi, her yöntemle işbirliği yaptı. Ancak, bu savaşta, Erdoğan ve Türk devleti, aradığını bulamadı, istediği hiç bir sonucu elde edemedi. Tam tersine, yıllardır özgürlükleri için kan revan içinde mücadele yürüten Kürtler, karanlık ve eli kanlı IŞİD çetesine karşı, dünyanın takdir ettiği bir mücadele sürdürdüler/sürdürmektedirler. Kürtlerin IŞİD’e karşı elde ettikleri başarılı sonuç, Kürtler açısında önemli kazanımların ve imkanların doğmasına yol açtı.
Böylece IŞİD çetesinin yenilerek bölgede egemenliklerinin sona yaklaşması ve Kürtlerin çeşitli kazanımlar elde etmeleri, Suriye savaşının karakterinin değişmesi ihtimalini gündeme getirmiştir. Savaşın karekterini ısrarla değiştirmek isteyen Erdoğan ve Türk devleti, görünen o ki, önümüzdeki dönemde, tüm Kürdistanı kapsayan bir Kürt-Türk-Arap-Fars savaşı çıkartmak istemektedir.
Kürdistan’ın dört parçasına çöreklenmiş olan bölgenin sömürgeci devletleri, Kürtlerin özgürleşmesine yol açacak hiç bir gelişmeye tahammül edememektedirler. Aynı şekilde emperyalist devletlerde, Ortadoğu’da oluşturdukları yüz yıllık sistemin değişmesini kolayca sindirememekte, benimseyememektedirler.
Suriye savaşının ilk dönemlerinde, Erdoğan ve Türk devleti, bu savaşın kendi istediği gibi gelişeceğini varsayıyordu. Erdoğan, Şam’da namaz kılacaktı. Parçalanacak olan Suriye’nin mirasında, kendisine düşecek payın iştahıyla ağzı sulanıyordu. IŞİD çetesiyle birlikte, Kürtlerin kazanımlarını gasp etmenin karanlık hesaplarıyla, huşu içinde zikir çekeceklerdi. Bu hesapla Erdoğan, IŞİD’in kazanması için her türlü desteği verdi, olmadı. IŞİD’in kaybedeceği anlaşılınca da, Kürtlerin kazanmaması için, ilgili bütün güçlerin/devletlerin kapısını çaldı, diz çöktü, gerdan kırdı. Bu yolla da istediğini elde edemedi. Kürtlerin destansı direnişi, IŞİD’i de, bütün çeteleri de Türk devletinin saldırılarını da etkisizleştiriyordu. Yer demir gök bakırdı.
Kısacası saraylardaki hesap, Kürdistan’ın kadim ve kutsal topraklarına uymadı. Can bedeli, ama aynı zamanda örgütlü, bilinçli ve kararlı bir direniş yaşanıyordu. Kürtler başta olmak üzere halklar, IŞİD’in o toprakları kirletmesine izin vermediler. Erdoğan’ın ve Türk devletinin hevesi kursağında kaldı.
Dahası, Kürtler kazanımlarını büyüttüler. Bununla kalmadılar, meşru bir güç olarak bölgedeki konumlarını, kitlesel desteklerini, savaşçı özelliklerini, siyasal basiretlerini, uluslararası etkilerini ve meşruiyetlerini artırdılar. Bu durum Suriye savaşının sonunda/gelinen noktada, Kürtlerin özgürleşmesinin geri dönülemez bir noktaya gelmesini sağladı.
Bunu gören Erdoğan ve Türk devleti, Kürtlerin kazanımlarını önlemek için, her yol, araç, fırsat ve imkanı kullanmaktadır. Kürtlere yönelik olarak sürdürülen mevcut saldırlarının yanında, daha ileri saldırı, savaş ve işgal planları yapmaktadır. Anlaşılmaktadır ki, Rakka’nın düşme ihtimalinin gerçeğe dönüşmesiyle birlikte Türk devleti ve Erdoğan, Kürtlere karşı sürdürdüğü savaşı büyüterek ve yayarak devam ettirecektir.
Bu nedenle üç noktada sürece daha yakından bakmak gerekmektedir. Birincisi, sürdürülen savaş, IŞİD’le IŞİD’e karşı savaşanlar arasındaki savaş olma özelliği azalacak, tali plana düşecektir. Buna rağmen savaş, IŞİD, zayıfladığı ve yenildiği koşullarda bile, Erdoğan ve Türk devleti tarafından devam ettirilmek istenmektedir. İkincisi, devam ettirilecek olan savaş, Türk devletinin Kürtlere yönelik olarak sürdürmek istediği, yani Türk devleti ile Kürtler arasında bir savaş olacaktır. Üçüncüsü, Türk devleti Kürtlerle tek başına savaşamayacağının farkında olduğu için, bu savaşa diğer sömürgeci devletlerin de dahil olmasını sağlamaya çalışacaktır. Bu anlamda, özellikle İran’la, olabilirse Irak merkezi hükümetiyle ve Suriye devlet güçleriyle, her yolu deneyerek, ortak veya koordineli saldırılar planlayabilir. Bununla birlikte kimden, nasıl bir destek bulabilir, hangi fırsatı nerede ve ne zaman yakalayabilirse bunları değerlendirerek Kürtlere saldırmaya çalışacaktır.
Elbete Erdoğan ve Türk devleti, oyun kurucu konumda değildir. Her istediğini yapabilecek güç ve olanaktan mahrumdur. Dolayısıyla bütün bunlar Erdoğan’ın ve Türk devletinin istedikleridir, arzusudur, yapabilecekleri değildir. Tam tersine Erdoğan ve Türk devleti, ne yaparsa yapsın, Kürt özgürleşmesini önleyemeyecektir. Yinede Erdoğan ve Türk devleti, belirtildiği gibi, bölgede yaşanacak bütün siyasal gelişmeleri, bu çerçevede ele alacak, her duruma bu amaçla yaklaşacak ve bu amaçla savaşçı politikalarda ısrar ederek, Kürtlere karşı, büyük bir savaşa yönelecek gibi görünüyor.
Ancak bu savaş, Türk devletinin Kürtlere karşı sürdürdüğü ‘son savaş’ olacaktır. ‘Son savaş’tır, çünkü bu defa Kürtlerin kaybetmesi hiç ama hiç mümkün değildir. Kürtler, bu noktaya hangi politikalarla ve hangi örgütsel güçle geldiklerini çok iyi bilmektedirler. Bu nedenle Kürtler, örgütsel varlıklarının ne kadar gerekli ve yaşamsal olduğunun farkındadırlar ve örgütlülüklerini göz bebeği gibi korumaktadırlar. Kürtlerin, acil ve dönemsel ihtiyaçları Ulusal Birliklerini yaratmalarıdır. Bu yönde verilen çaba ve emeklerin boşa gitmeyeceğini beklemek, ummak ve dilemek, fazladan, soyut ve gereksiz bir beklenti ve dilek olmayacaktır.