Suriye geçen hafta hava sahasını ihlal eden bir Türk savaş uçağını düşürdü. Uçakla birlikte, ‘bölgenin lideri‘ olduğunu söyleyen Türk devletinin itibarını (!) da düşürdü.
Türkiye’nin, ordusu pul pul dökülen ve halkların mücadelesi sonucu çöküşün eşiğine gelen Suriye’ye karşı harekete geçeceği ve aylardır dillendirdiği ‘tampon bölgeler‘ oluşturmak amacıyla Suriye’nin bir kısmını işgal edeceği düşünülüyordu.
Ancak Türkiye bunu göze alamadı! Aylardır blöf yaptığı anlaşıldı. Suriye‘nin saldırısı bunu açığa çıkardı. Türkiye’nin savaşamayacağı, ordusunun ‘kağıttan kaplan‘ olduğu bir kez daha ispatlandı.
Suriye’ye hak ettiği cevabı vermeyen Türkiye, şimdi misilleme peşinde koşuyor.
Türk devleti Amerika’dan Rusya’ya, Avrupa’dan İran’a  ‘misilleme izni‘ alabilmek amacıyla kapı kapı dolaşıyor. Savaşı göze alamadığı, bunu yapamadığı için namusu kurtaracak bir ‘orta yol‘ arıyor.
Türk hükümeti ve ordusunu bölgede ‘taşeron‘ olarak kullanan Amerika’dan gelen açıklamalar ona bu fırsatın verileceğini gösteriyor.
Amerika, ya Rusya’yla anlaşacak ya da ondan gelecek tepkileri karşılayacak ve böylece taşeronunun itibarını kurtaracak!
Doğrusu başka türlüsü düşünülemez. Zira, önüne gelen tokatı bastığı bir Türkiye, Amerika’nın da işine gelmez. Böyle bir Türkiye bölgede ‘taşeronluk‘ hizmetini yerine getiremez.
Dolayısıyla yakında bir ‘şike‘ saldırı yapılacaktır. Amerika ve müttefikleri de Suriye’ye sessiz kalması için baskı yapacaklardır. Suriye de buna katlanacaktır.
Esad’la ilgili asıl kapışma ise Kasım sonuna, Amerika başkanlık seçimleri ardına kalacaktır. Bu işin Türkiye’yle olamayacağı, Suriye’nin son saldırısıyla ortaya çıkmıştır. Türkiye, Suriye’yle açık bir savaşı göze alamamıştır.
Aylardır Hür Suriye Ordusunu silahlandıran ve saldırtan Türkiye, savaşı sinsice sürdürme pozisyonunda kalacak, başını sınırlarından dışarı uzatamayacaktır.
Tabii, sıktığı için ordusuna ‘Şam Seferi‘ emri veremeyen Türk devleti fırsat bu fırsat diyerek ‘Kürt Seferini‘ boyutlandıracak ve hızlandıracaktır.
Bulanık suda balık avlamak amacıyla, bölgenin bu alt üst oluş sürecinde o dikkatlerini Kürtlere ve Kürdistan’a çevirecek, onları baskılamaya çalışacaktır.
Ne de olsa onun en zayıf noktası burasıdır; Kürtler ve Kürdistan’dır. Bu yüzden Suriye ona, o da Kürtlere vuruyor!
Suriye saldırısının kaldırdığı toz bulutunun altında yapılan KESK Operasyonu‘yla Türk devleti yaşamsal sorununun Kürtler ve Kürdistan olduğunu bir kez daha göstermiş oluyor!
Suriye, İran, Rusya Türk devletine, Türk devleti de Anadolu‘daki egemenliğini borçlu olduğu Kürt halkına düşmanlık yapmaya devam ediyor.
Bölgede savaş tamtamlarının çalındığı bir süreçte Kürtleri bastırma ve rehin alma amaçlı KCK Operasyonları’ndan bir kapsamlısını daha bunun için yapıyor.
 Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu KESK‘e bunun için saldırıyor. KESK ve ona bağlı Eğitim-Sen ve diğer başka sendikalardan 58 yöneticiyi frenleyemediği azgın Kürt düşmanlığı sebebiyle gözaltına alıyor.
Kürt halkının haklı özgürlük mücadelesinin yarattığı sendikal birikimi tasfiye etmeye yönelik bu saldırı, Türk devletinin Kürt halkının hayatın her alanındaki varlığına yönelik düşmanlığının boyutlarını gösteriyor.
Dincisi (AKP), dinsiziyle (Kemalist) egemen kesim içinde iflah olmaz bir Kürt düşmanlığın devam ettiğinin yeni bir göstergesi oluyor. Kaynağını ırkçılıktan alan bu anlayışın gücü –şimdilik- yalnızca Kürtlere yetiyor.
Amerika başına çuval geçiriyor, sineye çekiyor. Sonra gidip ona hizmet ediyor. İsrail kafasına sıkıyor ama, bağırmaktan öte bir şey yapamıyor. Halkın önünde esip gürlüyor fakat, gizliden gizliye ilişkisini sürdürmeden de edemiyor.
Şimdi sahneye Suriye çıkıyor.
Ortadoğu’nun kanlı diktatörü Esad, kendisine karşı sinsice savaşan Türk devletini açık savaşa davet ediyor. Ona meydan okuyor ve bu amaçla sınırını ihlal eden Türk uçağını düşürüyor! Ne var ki Türkiye, bir kez daha kuyruğunu kısıp oturmak zorunda kalıyor.
O yalnızca Kürtler söz konusu olunca aslan kesiliyor. Savaş uçaklarını gruplar halinde Kürdistan dağlarına gönderiyor. Dağlarda yaşayan Kürt yoksullarını acımasızca bombalıyor.
Roboskî’de 34 Kürt gencini, Kandil’de biri yedi aylık 8 nüfuslu bir Kürt ailesini, Kazan vadisinde 40’a yakın gerillayı kullanımı yasak bombalarla ve kimyasal silahlarla katlediyor.
Gücü –şimdilik- Kürtlere yettiği için Türk savaş uçakları her Allah’ın günü Güney Kürdistan’ın hava sahasını ihal ediyor ve önüne gelene bomba yağdıryor.
Ama nereye kadar?..
Türk devletinin gücünün Kürtlere yetmediği günler de gelecektir. Böyle devam ederse gün gelecek, Türk savaş uçakları Malatya’nın da ötesine geçemeyecektir.
Geçtiği an ‘sınır ihlali’ yaptığı için düşürülecektir!..