Ortadoğu kaynıyor, yanıyor. Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e kadar, semavi dinlerin bütün peygamberleri bu topraklara geldi. Ama hiç biri tek başına bu topraklara egemen olamadı. Dünyanın en uzak köşelerine kadar yayılan, egemen olabilen dinleri, doğdukları topraklarda tek başına egemen olamadı.

Büyük İskender’den Cengiz hanlara, Haçlılardan Osmanlı‘ya kadar nice imparatorluk buraya egemen olmak istedi. Ama hiçbiri kalıcı olamadı. Yaşanan büyük zulümlere, katliamlara rağmen Ortadoğu halkların, dinlerin ve farklı inançların mozaiği olma özelliğini sürdürdü. Hakların bir zenginliği olarak çiçek bahçesine dönüşebilecek bir bölge, bugün bütün farklılıkların çatıştırılmasıyla cehenneme dönmek üzere.
Birinci emperyalist paylaşım savaşıyla bölgenin işgali ve paylaşılması gündeme getirildi. Zengin petrol ve doğal gaz kaynakları herkesin iştahını kabartıyordu. Sömürgeciler Arap alemini yirmiden fazla kukla devlete böldüler. İran ile Osmanlı arasında ikiye bölünmüş olan Kürdistan’ı da dörde bölüp paylaştılar. O günden beri de bölgede açık ya da gizli bir savaş hep süregeldi. İkinci paylaşım savaşından sonra İsrail’in kurulmasıyla, bir de Filistin sorunu çıktı. Bölgedeki ulusal-dinsel-mezhepsel çelişkiler, emperyalistlerin çıkarları için kolayca kullanabildiği araçlara dönüştü. Bölge halkları bin bir çeşit gerici diktatörlüklere peşkeş çekildi.
Arap baharı halkların özgürlüğü için bir umut yarattı. Ama emperyalistler bu umutları kısa sürede söndürerek kanlı karanlığa çevirmek istiyorlar. Halkların tepkisini ve özgürlük isteklerini kendi çıkarlarına göre, yeniden paylaşım için kullanıyorlar. Batı emperyalizmi, gene kendi beslediği gerici diktatörlerle işbirliği halinde bölgeyi yeniden paylaşmaya çalışıyor.
Bu paylaşım kavgasının devamı olarak, Suriye’deki gelişmeler bir askeri müdahale konusunu gündeme getirmiş bulunuyor. İki yıldır devam eden örtülü savaş, şimdi açık savaşa dönüşür mü? Müdahale planları yapanlar, şimdi bunu ince ince hesaplamakla meşguller. Hiç kimse, Beşar Esad’ın diktatör olduğu için devrilmek istendiğine inanmıyor. Suudi kralıyla, Ürdün kralıyla, Emirliklerle el ele olanların, Mısır’da darbeye açıkça destek olanların, Suriye’de diktaya karşı olmaları, demokrasi istemeleri gibi palavralar kendilerini bile kandıramaz. Ortaya bahane olarak kimyasal silah kullanımı atılıyor. Kimyasal silahı, kimin kullandığı bile belli değilken, ellerindeki medya ile peşin yargılarını meşrulaştırıp infaz kararı veriyorlar. Türkiye tarihindeki İstiklal-Sıkıyönetim-DGM ve ÖYM mahkemeleri gibi “Sanığın idamına, cezasının infazına ve delillerin bilahare toplanmasına…” diyorlar.
Burada birinci sefalet bu zulmü yapanlarındır. Ama, en az onlar kadar sefil-suçlu olan Müslüman-İslamcı-Şeriatçı geçinen sahtekarlardır. Bunlar İslamcı geçinir ama başka bir Müslüman toplumun imhası için işgalcilerle işbirliği yapar. Bunlar İslamcı geçinir ama çoğu Müslüman olan Rojava Kürtlerini imha etmeyi görev bilirler.
Şunu bilmek gerekir ki, sel gider kum kalır. Bölge halkları binlerce yıldır burada yaşamaya devam etmiştir ve edecektir. Bu nedenle sorun şu ya da bu büyük devletin eliyle-askeri müdahalesiyle çözülemez. Bölge halkları dar milliyetçi, dinci, mezhepçi yollara saparsa, sonu gelmez savaşlar ve boğazlaşmalar içinde, hem kendilerini hem de diğer halkları köleleşmekten kurtaramaz. Herkese eşitlik, özgürlük, demokrasi temelinde tüm halkların, inançların ortak yaşamasını sağlamak tek çözümdür. Ortadoğu halklarının tam eşitlik-özgürlük temelinde demokratik konfederalizmi bir hayal değil, tek gerçekçi çözümdür.
AKP Hükümeti, bir yandan Rojava devrimini bastırmak için oradaki sözde Müslüman çeteleri destekliyor, bir yandan da Suriye’ye müdahale aşkıyla yanıp tutuşuyor. Eski Osmanlılar iyi-kötü bütün İslam alemini korumaya çalışıyordu. Yeni Osmanlıcılar ise Müslüman halkları birbirine kırdırıp emperyalizme yem etmeye çalışıyor. Bütün bunların Müslümanlıkla, dindarlıkla ilgisi olmadığı açıktır. Bu tutum, halkın inançlarını kendi sömürgeci çıkarları için kullanmaya kalkışan sahtekarlıktan başka bir şey değildir. Barışçı çözüm için, bu sahtekarlıklar ezilen halklar ve samimi dindarlar tarafından bozguna uğratılmalıdır. Ancak o zaman eşit-demokratik ve kalıcı bir çözüm olabilir.