
Suriye konusunda başta ABD-Rusya olmak üzere uluslararası güçler arasındaki uzlaşmanın sonuçları ortaya çıkıyor. Son olarak Rusya Dışişleri bakanı Sergey Lavrov’un yaptığı açıklamalar bunu doğruluyor. Aslında bu uzlaşma arayışı yılbaşından önce Axhdar El İbrahimi’nin girişimleriyle başlamıştı. İbrahimi’nin girişimlerine rağmen yılbaşından sonra şiddet, karşılıklı hamle biçiminde devam ettirildi. Bu, uluslararası güçlerin stratejik amaçlarıyla bağlantılıydı. Bu hamlelerle birkaç amaç güdülüyordu. Yapılabilirse Beşar Esad’ın görevden düşürülmesi amaçlanıyordu. ABD, Türkiye, İngiltere, İsrail vb diğer güçlerin desteklediği silahlı gruplar tarafından yapılan atak bu amaçlaydı. Bunun sağlanmaması durumunda ise kontrol dışına çıkmaya başlayan silahlı gruplar zayıflayacak ve istenilen çizgiye çekilmiş olacaktı. Şimdi böyle bir çizgiye gelindiğini belirtmek mümkün.
Bu hamlelerle güçten düşürülmek istenen bir diğer kesim ise Kürtlerdi. Zira Kürtler artık gerek ülke içinde gerek uluslararası alanda üçüncü bir güç olarak kabul görmeye başladılar. Kürtlerin güçten düşürülmesine dönük politikanın koordinatörlüğü ise Türkiye’ye verilmişti. Ocak ayı ortalarında açıktan Türkiye destekli silahlı grupların Serêkaniyê’ye yönelik saldırıya geçirilmesi bu amaçlaydı. Bu politikalar Kürtlerin ve birlikte yaşadıkları halkların direnişiyle boşa çıkarıldı.
Uzlaşma noktası
Uluslararası güçlerin, özellikle ABD-Rusya’nın, üzerinde uzlaştıkları noktanın Beşar Esed’in 2014 yılına kadar kalması, ardından yapılacak bir seçimle görevi bırakması olduğu görülüyor. Zira Axdar El İbrahimi, yılbaşından önce Şam yönetimi ve diğer ilgili güçlerin yönetimleriyle yaptıkları görüşmelerin ardından bunu dillendirmişti. Bunun yapılabilmesi için bir ‘meşruluğun’ oluşturulması gerekiyor. Son dönemlerde gerek Arap basınında gerekse uluslararası basında Suriye’deki savaşta El Kaide’nin Suriye’deki temsilcisi Cephet El Nasra’nın hakim olduğu, savaşın tamamen kendi denetiminde olduğu yönündeki yayınlar, propagandalar, rejime işte böyle bir meşruluk kazandırma amacını taşıyor. Bu propaganda ve yayınlar ile rejimin eli güçlendirilmek isteniyor. Böylelikle Esad’a destek veriliyor. Dolayısıyla 2014 yılına kadar kalması için ortam hazırlanıyor.
Bu propagandalar Türkiye ve İran’ın desteklediği Cephet El Nasra, Ðruba Şam, Ehfad-ı Resul, Liva Tevhid gibi radikal grupların tehlikeli bir boyuta ulaştığını ve hiçbir zaman bunların iktidara gelmelerinin istenmediğini gösteriyor. Bu durum aynı zamanda Türkiye’nin İran ile birlikte Suriye’de izlediği politikalarına bir tavırdır. Sonuçta yine Türkiye için tıpkı 1. Körfez Savaşı’nda izlediği bir bırakıp üç alma politikasının bir kez daha çöktüğünü gösteriyor.
Kürtler de dahil etmek isteniyor
Üçüncü güç olan Kürtleri güçten düşürme, Batı Kürdistan’ı işgal politikasının bir sonucu olan 3. Serêkaniyê savaşından da Kürtler direnerek zaferle çıktıkları için bu uzlaşma sürecine Kürtler de dahil edildi. Zira bu savaşın durdurulması için Suriye Muhalifleri Koalisyonu araya girdi. Oluşturdukları bir komite savaşın durması için Serêkaniyê’de Kürt Yüksek Konseyi’nden bir heyetle görüştü. Arabuluculuk sürecinde de bazı siyasi oyunlar tezgahlandı. Ancak Kürtlerin iradeleri olarak işaret ettikleri Kürt Yüksek Konseyi ile görüşmek zorunda kaldı. Şimdi uzlaşma girişimleri sürecinde de benzer oyunlar oynanıyor. Örneğin Maaz El Hatip, Kürt Yüksek Konseyi ile görüşme yönündeki isteğini yine Güney Kürdistan Bölge Başkanı üzerinden gönderdi. Bölge Başkanı da Rusya’daki muhtemel uzlaşma görüşmelerine giderken Kürt Yüksek Konseyi ile görüşerek gitti. Kürt Yüksek Konseyi bir karşı hamle yaparak Maaz El Hatip’le görüşmek için onu Rojava’ya davet etti. KYK’nin bu hamlesini oynanmak istenen siyasi oyunları boşa çıkarma hamlesi olarak değerlendirmek mümkün.
Türkiye de boş durmuyor
Politikaları direniş, siyasi ve diplomatik girişimlerle boşa çıkarılan Türkiye de boş durmadı. Suriye’deki silahlı grupların merkezi haline getirdiği Urfa’da silahlı grup sorumlularının katıldığı ikinci bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Gerçekleştirdiği son toplantıda alınan kararlar, öngördüğü ve uygulamak istediği politikalar yavaş yavaş netleşmeye başladı. Son günlerde Kobanê’de Mahmut Kerho adındaki Kürt üzerinde ele geçen ve o toplantıda alınan kararların içinde olduğu belge Türkiye’nin politikalarını gösteriyordu. Alınan kararlarda “Türkiye sınır kapılarını kendi denetimindeki güçlere teslim etmek istiyor” deniliyordu. Türkiye bu yönlü bazı adımlar da attı. Rojava devriminin başladığı Kobanê’de kendisine yakın güç kalmayınca işbirlikçi Kürtlerden oluşturacağı gruplarla kapının kontrolünü ele geçirmeyi amaçladı. Ancak bu kararları daha uygulamaya konulmadan deşifre edildi. Ceraplus, Serêkaniyê, Tilabyad’daki kapıların kendisinin desteklediği Türkmen Tugaylarının denetimine verme çabasında.
Şimdi de Türkmenler
Türkiye’nin bu uygulaması gruplar arasında çatışmalara neden oluyor. Geçtiğimiz günlerde Tılabyad’ta, savaşın sonuçlanmasından birkaç gün sonra Serêkaniyê’de ve Cerablus’ta gruplar arasında yaşanan çatışmalar bunun sonucudur. Türkiye’nin bu oyunlarını en iyi şekilde Anadolu Ajansı’na bir açıklamada bulunan ÖSO Birleşik Komutanlığı Genelkurmay Başkanı olduğunu iddia eden Selim İdris dile getirdi. İdris, 17 Şubat’ta YPG ile ÖSO güçleri adına Haseki Askeri Devrim Meclisi Başkanı Hasan Abdulla arasında yapılan anlaşmayı tanımadıklarını, böyle bir anlaşma yapmak için hiç kimseye yetki vermediklerini, bu anlaşmanın kendileri için geçersiz olduğunu, Türkiye’ye yaptıkları yardımlardan dolayı teşekkür ettiğini ve amaçlarının Türkiye sınırlarını korumak olduğunu belirtiyordu. İdris, Türkiye tarafından Türkmenlerden oluşturulan tugaylardan birinin komutanı. Zaten Türkiye’ye yönelik mesajlarını da bu denli açık vermesi özellikle de sınırlara dönük Türkiye’nin kapılara yönelik amacını gösteriyor. İdris’in açıklamaları Türkiye’nin önümüzdeki dönemde yani uzlaşma arayışlarının olduğu süreçte bu uzlaşmaya rağmen kendi politikalarını sürdüreceğini ve Türkmen grupları sınırlara doğru çekeceğini gösteriyor. Çekeceği bu gruplarla Kürtleri bir kez daha çatıştırarak halklar arası çatışma politikalarını bu kez bunlar üzerinden deneyeceğinin işareti.
Ancak bütün bu oyunlara rağmen Kürtler Rojava’da son günlerde hız verdikleri halklar arası birlik çalışmalarıyla sistemlerini savunup inşa etmekte kararlı. Kürtlerin attıkları adımlar ve yaptıkları hamleler siyasi ve diplomatik oyunlar konusunda da oldukça duyarlı olduklarını gösteriyor.
Kürt çevreleri tarafından yapılan yorum ve değerlendirmeler artık Kürtleri özgürlük yollarından hiçbir gücün ayıramayacağı yönündedir.
SEYİT EVRAN / KOBANİ