Erdoğan’ın ABD görüşmesi PKK’nin ve Rojava’daki Kürtlerin Suriye krizinde en doğru tutumu takındıklarını kanıtlamıştır. Öyle ki, neredeyse ABD, Batı, Rusya ve Çin de bu politikaya gelmişlerdir. Kürtler Suriye’de üçüncü politik alternatif olarak tarih sahnesine çıktılar. Ne mevcut rejimden, ne de özgürlükçü ve demokratik karakteri olmayan mevcut muhalefetten yana oldular. Her iki tarafı da doğru bulmadılar. Üçüncü bir çizginin de olabileceğini pratikte kanıtladılar. Hatta bu iki kesimden ayrı bir alternatif yaratmadan Suriye’de süren krizin ortadan kaldırılamayacağını herkese gösterdiler. Şimdi ABD, Avrupa, Rusya ve Çin üçüncü bir yol bulmaya çalışmaktadırlar.
Suriye’de Beşar Esad gidecek, Baas iktidarı aşılacak, ancak siyasal İslam’ın hakim olduğu bir Suriye de kabul edilmeyecek. Hegemon hiçbir güç olmayacak. Her gücün içinde yer aldığı demokratik bir Suriye kaçınılmaz bir seçenek olarak görülüyor. Siyasal İslamcılar Baas iktidarında olduğu gibi sistem dışında bırakılmayacak; ama başat olmalarını sağlayacak bir sistem de olmayacak. Her gücün varlığının kabul edildiği her etnik, dinsel ve sosyal kesimin kendini özgür hissettiği bir demokratik uzlaşı gerçekleşecektir. Bu sistemde Kürtler, Aleviler, diğer etnik ve dinsel topluluklar da özgünlüklerinden kaynaklanan özgür yaşamlarına sahip olacaklardır. Sünni İslam da bu sistem içinde hegemon olmadan, hegemonya peşinde koşmadan demokratik kurallar içinde kendi inancını ve yaşamını özgürce gerçekleştirecektir. Her ne kadar hegemon olmak isteyen siyasal İslamcılar olmak istese de bunlara izin verilmeyecektir.
Bu gerçeklik azınlık topluluklar olarak Kürtler ve Alevileri Suriye’nin demokratikleşmesinin temel dayanakları yapacaktır. Varlıkları konusunda endişe duyan bu topluluklar demokratikleşme ve demokrasiyi titizlikle savunacaklardır. Kürtlerin böyle davrandığı ve davranacağı kanıtlanmıştır. Alevilerin de eskisi gibi Suriye’de başat olma özelliği olmayacağından Baas’tan farklı olarak demokratik bir zihniyet, politika ve yaklaşım içine girecekleri, bunun da kendi çıkarlarını esas alma politikası olduğunu göreceklerdir. Aleviler artık bir hegemonya ve otoriter gücü savunamazlar. Çünkü bundan sonra Suriye’de otoriter ve hegemon bir gücü savunmak en başta da Alevilerin varlığı, özgür ve demokratik yaşamı için tehdit olacak bir siyasi tutum olur. Dolayısıyla demokratikleşmenin temel ayakları olmaları konumları gereğidir. Siyasal İslamcıların başat olmayacağı bir Suriye Alevi toplumunun da savunacağı bir seçenek olacaktır. Bu seçenek içinde Süryaniler, Ermeniler, Dürziler, Êzîdîler ve kadın örgütlenmeleri ve sol demokratlar da temel demokrasi güçleri olarak yerlerini alacaklardır. Yeni Suriye’nin temel demokratikleşme dinamikleri bunlar olacaktır. Hegemonya peşinde olmayan İslamcı çevreler ve politik güçler de bu sistem içinde özgür ve demokratik bir yaşama kavuşacaklardır.
ABD, Batı ve Rusya böyle bir Suriye için uzlaşmak zorundadırlar. Erdoğan’ın ABD ziyareti bunu göstermiştir. Türkiye’ye de bu politika önünde engel olmaktan çık ve bu politikayı destekle denilmiştir. Bu açıdan Türkiye bundan sonra ilişkide olduğu radikal İslamcıları desteklemekten vazgeçecektir. Diğer ilişkide olduğu siyasal İslamcı güçlere de varlığınızı güvenceye alan, sizi sistem içine kabul eden yeni Suriye içinde yer alın, hegemonya peşinde koşan politikalar kabul görmüyor diyeceklerdir. Çünkü Türkiye’ye bu politika kabul ettirilmiştir.
Bu politika Kürtlerin projeleriyle birebir örtüşmüyor; önemli farklılıkları var. Sistem içinde yer almasını düşündükleri güçler içinde kendi işbirlikçilerini öne çıkarmaya çalışacaklardır. Ancak üçüncü yol Suriye’sinde Kürtlere mutlaka bir yer verilecektir. Kürtler özgünlüklerinin özerkliğini ve özgürlüklerini belirli düzeyde kabul ettireceklerdir. Demokratikleşen Suriye içinde mevcut kazanımlarını önemli oranda koruyacaklardır. Çünkü Kürtlerin özgür ve demokratik yaşamını kabul etmeyen bir Suriye’de üçüncü bir yol pratikleşmez. Eğer hiçbir gücün hegemon olmadığı bir Suriye isteniyorsa Kürtlere mutlaka bir statü tanınmak zorundadır. Çünkü Kürt inkarcılığı, özgür ve demokratik yaşamlarını tanımama ancak bir kesimin hegemon olduğu koşullarda olabilir. Bunun da koşulu kalmamıştır.
Anlaşılıyor ki Esad gidecek ama mevcut devlet sistemi tümden çökertilemeyecek. Bu nedenle Baas da sistem içinde varlığını sürdürecek, Arap milliyetçiliği var olacak. Ancak bu Baas yeni Suriye oluşturulduktan sonra esas olarak Sünni Araplara dayandırılacaktır. Çünkü Alevi Araplar konumları gereği otoriter ve diğer toplulukları ötekileştirecek milliyetçi eğilimlere destek vermeyecektir. Alevilerin siyasal tercihi ve tarihi yeni Suriye ile birlikte değişecektir, değişmek zorundadır. Zaten Suriye’de üçüncü yol arayışı içinde olanlar bu gerçeği gördüklerinden yeni Suriye’de Alevilerin varlığını güvenceye alan bir anlayış içindedirler. Aleviler ve Kürtler Suriye’de hegemon olmak isteyenlere karşı temel demokratik duruşlu topluluklar olarak düşünülecektir. Dış güçlerin bu noktaya gelmesi olumludur. Çözümsüzlük onları buna zorlamıştır. AKP’nin de politikaları kabul görmeyince Türkiye de bu politikaya istemeyerek de olsa onay vermiştir.
Erdoğan’ın terörizme karşı olacağız demesi de anlamlıdır. Bundan kast edilen PYD değildir. Her ne kadar Türkiye’nin görüşmelerde PYD tehdidinden söz etmiş olsa da, Suriye’de terörist olarak görülen El-Nusra cephesidir, yani El-Kaide’dir, Selefilerdir. ABD, Batı, Rusya ve Çin diğer muhalifleri muhatap alacak, ama terörist ilan ettiklerini de adım adım tecrit edeceklerdir. Proje olgunlaşıp pratiğe geçirildiğinde engel olmak isteyenlerin de üzerine gideceklerdir. İstikrarı bozan ve savaşı sürdüren taraf olarak toplumsal tabanı da daraltılıp tasfiye edilmeye çalışılacaklardır. Eğer hegemonya peşinde koşmaktan vazgeçip yeni sistemin herhangi güçlerinden biri olmayı kabul edenler olursa bunlar da yeni Suriye’de var olacaklardır. Ancak bir gücün hegemon olmasının önüne anayasa, yasalar ve kurallarla geçilecektir.
Bu durumda Türkiye’nin bugüne kadar ilişkide olduğu güçlerle sıkıntıları olacaktır. Irak’ta El-Kadie ile gizli ilişkileri olan, Suriye’de bu cepheyi destekleyen Türkiye bir tercih yapmayla karşı karşıya gelmiş; eski müttefikleri İran ve Suriye’yi bıraktığı gibi El-Kaide gibi güçlerle ilişkilerine de son verecektir. Özcesi Türkiye’nin herkesi idare etme dönemi son bulmuştur. Türkiye içinde olduğu Batı sistemine uyumlu hale gelecektir. Bazen çıkardığı farklı sesler olmayacaktır. Zaten 21.yüzyılda dış güçler karşısında hareket etme kabiliyetini arttırmanın tek yolu demokratikleşmedir. Artık demokratikleşme yaşanmadan, demokratik toplum gerçeğine ulaşmadan hiçbir güç antiemperyalist ve antikapitalist politikalar izleyemez. Türkiye’de bunun yolu da Kürt sorunu, Alevi sorunu başta olmak üzere demokratikleşme sorunlarını çözmekle mümkündür.
AKP, ABD’de yaptığı görüşmeler sonucu siyasal İslamcıların hegemon olmadığı bir Suriye projesini kabul etmiş görünüyor. Eğer kendisi de hegemonya peşinde koşmadan demokratikleşen bir Türkiye yönünde adımlar atarsa hem kendi politik gücünü kalıcı güvenceye alır, hem de Türkiye’nin dış güçler karşısında serbest hareket etme konumuna kavuşur.
Suriye’de kapitalist modernist sistem zorunluluklar gereği üçüncü bir yol bulma çabası içindedir. Türkiye’nin de zorunluluk gereği Kürt sorununu çözüp hiçbir toplumsal gücün egemen olmadığı demokratik bir Türkiye konusunda adım atabilir. Kürt Halk Önderi bunun olabileceğini gördüğü için demokratik çözüm hamlesi başlatmıştır. Bu hamle gerçekleşirse sadece Türkiye demokratikleşmeyecek, bölgenin tüm sorunlarına da çözüm modeli olacaktır. Eğer Türkiye gerçekten etkili bir güç olmak istiyorsa bu ancak demokratik bir modelin etkisi çerçevesinde düşünülebilir. Türkiye demokratikleşmede örnek olursa o zaman Suriye üzerinde pozitif bir etkide bulunur. İşte o zaman örnek olur. Yoksa birkaç yıl öncesinin model ülkesi Türkiye söyleminin hiçbir pratik değeri yoktur. Türkiye örnek alınacak model değil, tüm ülkelere batan diken olur. Tüm güçler de bu batan dikeni bölgede etkisizleştirmek için çaba gösterir.
Umarız Türkiye demokratikleşme ve özgürlük temelinde örnek olmayı tercih eder.
Suriye’de üçüncü yol uzlaşması
Erdoğan ABD’ye gitti. Obama ile kapsamlı görüşmeler yaptı. Herhalde ABD ile bu düzeyde kapsamlı görüşmeler yapılması nadirendir. Tüm gündem Suriye’ydi. Bu çerçevede Kürt sorunu da ikinci başlıktı. Daha doğrusu bu iki gündem iç içe tartışılmıştır.