
Avrupa, son bir kaç yıldır, sınırlarına dayanan mülteci kriziyle boğuşuyor. Bu krize İtalya, Makedonya ve Yunanistan gibi sınır ülkelerde Avrupa tarafından kabul edilmeyi bekleyen binlerce mülteci eklenince, sorun daha da büyüdü. Şimdi tüm dünya, Avrupa’nın mülteci krizini nasıl çözeceğini konuşuyor. Avrupa’nın sunduğu çözüm önerileri bazı ülkeler tarafından kabul görmezken, mültecilerin ihtiyaçlarını giderecek çözümler de değiller.
Rakamlara bakıldığında, krizin büyüklüğü daha da anlaşılır oluyor.
2014’te 280 bin kişinin Avrupa’ya kaçak şekilde ulaştığı belirtilirken bu sayı 2015 senesinde 350 bine yükseliyor.
2015 yılında AB sınırlarına kaçak yollarla giren 350 bin kişiden 235 bini Yunanistan’dan, 115 bini İtalya’dan ve 2 bin 100’ü İspanya’dan ulaşmış. Yunanistan’a girenlerin büyük bir çoğunluğu ise Türkiye üzerinden Kos, Samos ve Midilli gibi Yunan adalarına aktarılıyor.
Libya üzerinden İtalya’ya ulaşmak, hem daha uzun hem de daha tehlikeli. Bu yüzden Libya, çok da tercih edilmiyor. Ancak yine de can kayıplarının önüne geçmiyor. Eylül 2015’e kadar Akdeniz’i geçmeye çalışırken boğulan göçmen sayısı 2 bin 643. 2014 yılında ise Akdeniz’de boğulanların sayısı 3 bin 279 civarında. En çok kayıpların yaz mevsiminde, yani kaçak girişlerin en çok olduğu mevsimde yaşandığı bildiriliyor. Ancak bu sene için en çok kaybın yaşandığı ay Nisan ayı. Çünkü geçtiğimiz Nisan ayında Libya’da alabora olan sadece bir gemide 800 kişi hayatını kaybetti.
Yukarıda verilen “Avrupa’ya giriş yapan 350 bin kaçak” istatistiği, sadece sınırlara takılan ve kayıtlara geçen mültecileri kapsıyor. Güvenliğe takılmadan sınırları geçebilenlerin sayısının da binler olduğu tahmin ediliyor. AB yasalarına göre mültecinin, ilk ayak bastığı ülkede iltica etmesi gerekiyor. Ancak sınır ülkelerine binlerce mültecinin gelmesinden ötürü özellikle Yunanistan ve İtalya bu yasaya karşı çıktılar. Bu yüzden de 2014 yılından beri bu yasa yok sayılıyor.
175 kilometrelik mülteci çiti!
Çoğunluğu Suriye’den gelen mültecilerin küçümsenmeyecek bir kısmı da Afganistan, Kosova ve Doğu Afrika’da bulunan Eritre ülkesinden... Krizi kökten çözmek yerine birçok Avrupa ülkesi, kapılarını mültecilere daha da kapattı. Örneğin mültecilerin sınırlarına ulaşmasını önlemek için Macaristan, Sırbistan ile olan sınırına 175 kilometrelik çit inşa ederken Almanya, Avusturya ve Hollanda gibi ülkeler de sınırdaki kontrollerini daha da sıkılaştırdı. Öyle ki Avrupa Birliği için çok önemli olan, ülkelerin birbirlerine vize kontrolünü kaldıran Şengen (Schengen) uygulamasının kaldırılması bile tartışılmaya başladı. AB’de olmasına rağmen İrlanda ve İngiltere kendi kararlarıyla bu vize uygulamasına dahil değilken, henüz güven duyulmadıkları için Hırvatistan, Bulgaristan, Romanya ve Kıbrıs da Şengen’e tabi değil. Ancak artan mülteci kriziyle birlikte özellikle Fransa, bu serbest dolaşım ve kontrolsüz sınırlardan hiç de memnun değil. Ağustos ayında Kuzey Fransa’da bir terör eylemi gerçekleştirildiğinde, “ağır silahlı bir adamın Amsterdam-Paris treninde ne işi var?” sorusu oldukça yaygınlaştı. AB için Şengen’e dahil ülkeler arası sınır kontrollerinin olmaması çok önemli bir prensipken, şimdilerde bu prensip çok tartışılıyor. Mülteci krizi ve bu kriz konusundaki farklı görüşler, zaten zor ayakta duran AB bütünlüğünün daha da parçalanmasına sebebiyet veriyor.
Avrupa’nın mülteci krizi ile boğuşmasının ardındaki en temel neden ise AB üyelerinin kendilerine verilen mülteci kabul kotasını kabul etmeyip sorumluluklarını üstlenmemeleri.
Alan Kurdî dönüm noktası
Geçtiğimiz haftalarda Yunanistan’a gitmek üzere kalkan kaçak geminin alabora olmasıyla hayatını kaybedip Bodrum kıyılarına vuran 3 yaşındaki Alan Kurdî’nin cansız bedenini gösteren fotoğraf, uluslararası basına yansıyınca, tüm gözler AB ülkeleri yönetimlerine döndü. Kişisel olarak vicdani hareket etmelerinden ziyade kamuoyunun beklentileri, başlatılan kampanyalar ve düzenlenen mülteci yanlısı yürüyüşler sayesinde AB ülkeleri, “bir şeyler yapmak” zorunda bırakıldılar.
Brüksel’de yakın bir zamanda toplanan Avrupalı bakanlar, Avrupa’da kabul edilmeyi bekleyen 100 bin dolayında mültecinin yirmi üç AB ülkesi arasında paylaşılması gerektiğini tartıştı. AB yasalarına göre zorunlu olan kota uygulamasından, İngiltere, İrlanda ve Danimarka muaf.
Peki resmi olarak kabul edilen mülteci rakamları ne söylüyor?
2014 yılında bütün AB ülkeleri toplamında 184 bin 665 mülteci kabul etti. Çoğunluğu Suriyelilerden oluşan bu sayı, kabul edilen başvuru sayısını ifade ediyor. Kabul edilmeyen, geldiği ülkeye ya da kamplara gönderilen ya da kaçak bir şekilde yaşamak zorunda bırakılan binlerce mülteci de bulunuyor. İltica talebinde bulunan toplam kişi sayısı, 570 bin. Yani yaklaşık 400 bin kişinin iltica talebi kabul edilmemiş ya da henüz görüşülmemiş durumda. Bu sene iltica talepleri kabul edilmeyip aileleriyle birlikte sınır dışı edilen mülteci sayısı ise sadece İngiltere’de 6 bin 788’i aşmış durumda.
Almanya ise 2015 yılında Avrupa’da ulaşılan en popüler ülke durumunda. Temmuz 2015’e kadar toplam 188 bin kişi, sadece Almanya’ya iltica talebinde bulundu. Bu sene Almanya’ya 800 bin dolaylarında mültecinin iltica talebinde bulunacağı tahmin ediliyor ki bu sayı, 2014’ün tam dört katı. Almanya, vergi gelirlerine ve nüfus oranlarına göre mültecileri kendi federal eyaletleri arasında paylaştıracak.
Sınırlarına ulaşan mülteci sayısı bakımından listede Almanya’dan sonra ikinci olarak Macaristan yer alıyor. Ancak mülteciler, Macaristan’da kalmak istemedikleri için çeşitli yollardan Kuzey ve Batı Avrupa’ya ulaşmaya çalışıyor. Mülteci sayısı bakımından başı Almanya çekse de, kişi başına düşen mülteci bakımından İsveç en önde aslında. Her bin İsveçli vatandaşa sekiz mülteci düşerken, İngiltere’de her iki bin Britanyalıya sadece bir mülteci düşüyor. Bu yüzden Suriyeli mülteciler konusunda yeterince yardımda bulunmadığı suçlamasıyla yüz yüze kalan ülkelerin başında da İngiltere geliyor. AB’nin başlattığı Savunmasız İnsanları Yeniden Yerleştirme Uygulaması dahilinde Ocak 2014’ten beri İngiltere, sadece 216 Suriyeli mülteci kabul etti.
İngiltere adeta ‘vatan savunmasında’!
Alan Kurdî ile birlikte kamuoyu, muhalif partiler ve sivil toplum örgütleri, İngiltere’yi mülteci krizi konusunda eyleme çağırdı. Bu bağlamda İngiltere İçişleri Bakanlığı, önümüzdeki beş sene boyunca toplamda sadece 20 bin Suriyeli mülteci alacağını bildirdi. AB’nin önerdiği, Avrupa’ya halihazırda gelip bir ülke tarafından kabul edilmeyi bekleyen mültecilerin kabulüne dair ise İngiltere olumsuz yanıt verdi. Alacağı mültecileri Suriye sınırlarında bulunan BM kamplarından kabul edecek. BM, İngiltere’ye göndermek istediği kişileri çok kısa bir süre içerisinde hazırlayabilecekken, İngiltere işi yavaştan alıyor.
İngiltere’ye alınacak mülteciler de çok sıkı bir incelemeden geçirilecek. Çünkü İngiltere, kabul edeceği 20 bin kişi arasında DAİŞ üyelerinin de karışmasından endişe duyuyor. Bu prosedürlerden dolayı önümüzdeki ay boyunca sadece 400 Suriyeli mülteciyi kabul edecek. İçişleri Bakanlığı alınacak kişi sayısına ilişkin net bir rakam verse de hükümet, net olmamakla suçlanıyor. En çok endişe edilen ise hükümetin verdiği mülteci sayısını almak konusunda sözünü tutmaması ya da mülteci alımını yavaştan alıp sürekli ertelemesi...
Muhalefet partisi olan İşçi Partisi, söz verilen sayının yetersiz olduğunu düşünmekle birlikte İngiltere’nin Avrupa’da ülkesiz konumunda olan, bir yere yerleştirilmeyi bekleyen mültecileri almamasının da etik olmadığını ifade ediyor. İşçi Partisi gibi İskoçya Ulusal Partisi de (SNP), İngiliz hükümetini, “insanlık krizi” olarak adlandırdığı Avrupa’daki mülteci krizine karşı elinden geleni yapmamakla suçluyor.
İngiltere’nin konuya ilişkin kararlarından biri de Avrupa’ya mülteci taşıyan şebekeleri yakalamak... Bu amaçla İngiliz askeri donanmasından bir gemi, iki ay boyunca Libya açıklarında, yani Akdeniz’de bulundurulacak.
İngiltere’nin AB’ye önerdiği diğer bir çözüm ise mültecileri kabul etmek yerine Suriye sınırındaki Birleşmiş Milletler kamplarına para yardımında bulunmak...
İngiltere hiç bir şey yapmıyor suçlamalarını ters yüz etmek için İngiltere Başbakanı David Cameron, bu hafta Lübnan’daki mülteci kampını ziyaret ederek bol bol dostluk fotoğrafı çektirdi, ekranlara gülümsedi. Cameron’a göre -dolayısıyla İngiltere’ye göre- kamplarda rahat yaşayamayan mülteciler, Avrupa’ya gelmeye çalışacak. Kamplardaki okullara üç sene boyunca senede 20 milyon Sterlin para yardımında bulunarak ve beş sene içinde sadece 20 bin mülteci alarak İngiltere, kendi sorumluluğunu yerine getirebileceğine inanıyor.
Hava soğuyor, ölümler artabilir
Suriye’de 2011’de iç savaşın başlamasından beri şu ana dek 4 milyon Suriyeli, Avrupa’nın çeşitli ülkelerine sığınmak zorunda kaldı. Türkiye, Lübnan ve Ürdün’de Avrupa’ya alınmak için bekleyen üç buçuk milyon Suriyeli mülteci bulunuyor.
Mültecilerin can güvenlikleri için tehlikeli ülkelerden çıkması, onları yine de güvende kılmıyor. Akdeniz sularında boğulma ihtimalinin yanı sıra mayınlı topraklar da mülteciler için büyük bir tehlike oluşturuyor. Macaristan ve Sırbistan da sınırlarını kapattığı için mülteciler, Hırvatistan’a yöneldi. Hırvatistan’dan Kuzey Avrupa’ya ulaşmaya çalışan mülteciler için 1990’lardaki Balkan Savaşları’ndan kalma mayınlar tehdit niteliğinde. 1991-1995 yılında Hırvatistan ve Sırbistan arasındaki savaşta 500 kişi, mayınların patlamasıyla hayatını kaybetti. 500 metrekarelik alan içerisinde 60 bine yakın noktayla ilgili mayın şüphesi var. Makedonya, Sırbistan ve Hırvatistan gibi ülkeler, kümeleşmeye başlayan mültecilerin ihtiyaçlarına cevap verebilecek konumda ve istekte de değiller.
Başka bir yaygın endişe ise soğuyan havalar. Yunanistan’dan Macaristan’a gitmek isteyen mülteciler, ani başlayan yağmurda kilometrelerce yürümek zorunda kaldılar. Havaların daha da soğumasıyla birlikte mültecilerin -özellikle hamile kadınların ve çocukların- can güvenliğinin tehlikeye gireceği belirtiliyor.
Çek-Macar-Polen ırkçılığı
Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya ve Slovakya, AB’nin sunduğu mülteci kotasını kabul etmediklerini ortak bir bildiriyle anons ettiler. Slovakya ve Macaristan liderleri, Müslüman mültecileri kabul ederek “Hristiyan Avrupa” prensiplerini sorgulamaya başladıklarını ifade etti. Kotayı kabul etmeyen ülkelerin beyanları henüz kabul edilmiş değil. Almanya, Fransa ve İtalya, kotanın kabul edilmesi baskısını sürdürüyor. Fakat önemli bir nokta gözden kaçırılıyor: Mültecileri kabul etmekte bu denli gönülsüz davranan ülkelere mülteciler zorla kabul ettirilseler, sonuçları ne olur? Devlet politikalarını geçelim, yabancı düşmanı politikalara evet diyen ülke halkı, mültecilere nasıl davranır? Bu sorular, Avrupa’nın çok da umrunda değil. Avrupa Birliği ülkeleri, sadece mültecileri paylaştırma derdinde. Sonrasında mültecilerin başına ne geleceği, nasıl bir yaşamla karşı karşıya kalacakları, kimseyi ilgilendirmiyor.
Avrupa’dan sonra mülteci krizi Balkan ülkelerinin de “birbirine girmesine” neden oldu. Macaristan’ın Sırbistan’la olan sınırını kapatmasına mülteciler itiraz etti ve güvenlik güçleriyle mülteciler arasında arbede yaşandı.
Macaristan, ilticasını kabul etmediği mültecileri Sırbistan’a göndermeyi planlıyor. Ancak Sırbistan da Macaristan’ın bunu dikte etmesini hoş karşılamıyor; çünkü onca mülteciyi ağırlayabilecek durum ve koşullara sahip değil. Yönetimlerin plansız ve ani kararlarının yanında mülteciler, gittikçe artan ırkçı ve antigöçmen tavırlarla da boğuşmak zorunda kalıyor. Sınırlarını kapayan Macaristan hükümeti tüm dünyadan eleştiri alırken, kendi ülkesinde popülaritesini arttırdı. Mültecilere taviz vermeyen politikaları sayesinde Macaristan’ın muhafazakar siyasi partisi Fidesz (Macar Yurttaş Birliği), Haziran ayındaki yüzde 43’lük destekçi oranını Eylül ayında yüzde 48’e yükseltti. Macar liberal haftalık dergi Magyar Narancs, Muhafazakar Partili Başbakan Viktor Orban’ı son günlerdeki mülteci karşıtlığından ötürü bir yayınında Hitler’e benzetti. Orban’ın bu antigöçmen tavrı çoğunluğun desteğini almasını sağlarken, zaten bölünmüş Macar toplumunun daha da bölünmesine yol açtı. Macaristan’ın yanı sıra birçok Doğu Avrupa ülkesinde de binlerin katılımıyla antigöçmen eylemleri yapıldı.
Savaş sürdükçe kriz büyüyecek
Avrupa, 1990’lardaki Balkan Savaşları’ndan beri ilk defa böylesi büyük bir mülteci krizi yaşıyor. Akdeniz’de binlerce kişinin boğularak hayatını kaybetmesi, sınırlarda bekleşen binlerce mülteciyle birlikte, özellikle AB ülkeleri birbirini suçlamaya başladı. Kimi sınırlardaki tedbirleri güçlendirirken kimi antimülteci politikalarıyla tabanını arttırma derdinde. Zengin Körfez ülkeleri ise meseleye merhem olacak bir yardımda bulunmadılar. Öte yandan sorunun kaynağı olan Suriye’deki iç savaşın ve DAİŞ’in son bulmasına dair yeni bir politika üretenin de olmadığını belirtmek gerekiyor.
Kriz gittikçe büyüyor. Binlerce mülteci sınırlarda beklerken mültecilerin yaşamını/yolunu daha da zorlaştıracak soğuk havalar geldi bile. Ülkelerin artık, kendilerine ayrılan mülteci kotasını kabul edip bir an önce alımlara başlaması gerekiyor. Afrika ve Orta Doğu’da mültecilerle ilgilenebilecek merkezlerin kurulması da gerekiyor ki mülteciler, Avrupa’ya ulaşmak için mayınlı yollardan ya da tehlikeli Akdeniz sularından geçmek zorunda kalmasın. Yani mülteci taleplerinin güvenli yerlerden, ortak bir merkezi sistemle gerçekleştirilmesi gerekiyor.
Her şey bir yana, en önemlisi Suriye’deki savaşın ve DAİŞ barbarlığının bir an önce sona ermesi... Aksi takdirde Ortadoğu’daki savaş, Avrupa’ya da en azından “krizler” olarak aksetmeye devam edecek.
DR. ÖZLEM GALİP