Suriyeliler bugün özgür mü?

Suriye/AFP
- Esad’ın düşüşü bir rejimin sonunu getirdi, ancak o rejimi ayakta tutan korku, itaat ve dışlama alışkanlıklarının derin köklerini ortadan kaldırmadı.
Esad rejiminin yıkılmasıyla Suriyeli erkek ve kadınlar derin bir oh çekti; uzun zamandır beklenen özgürlük hayalleri yeniden canlandı. Suriyeli siyasetçi, araştırmacı ve akademisyen Muhammed Hır El-Vezir, Syrian in Transition'da yazısında, ne var ki bu tarihi momentin ardından gelen haftalar ve ayların, göz ardı edilmesi zor acı bir gerçeği ortaya çıkardığını vurguladı. El-Vezir'e göre; zalimin düşmesi, zorunlu olarak istibdadın da düşmesi anlamına gelmiyor. Özgürlük, yalnızca tiranın sahneden çekilmesi değildir; kurumsal, kültürel ve toplumsal bir yapıdır. Bu yapı, onlarca yıl boyunca örgütlü korkuyla toplumumuzun ve siyasi hayatımızın derinlerine işlemiş tahakküm ve baskı mekanizmalarına dair sürekli çaba ve derin bir farkındalık gerektirir.
Tarihi deneyim bize şunu öğretiyor: Zalim yöneticilerini deviren halklar, toplumda, kültürde ve kolektif bilinçte kök salmış istibdadın derin yapılarını da söküp atmadıkları sürece, eskilerinden hiç de daha hafif olmayan yeni tahakküm ve kontrol biçimlerinin esiri olurlar.
Suriye’deki istibdat yapıları asla yalnızca güvenlik teşkilatlarının hapishaneleri ve işkence odalarıyla sınırlı kalmamıştı; yarattıkları dehşete rağmen. Baskı, tüm toplumsal, kültürel ve dini dokuya sızmıştı. Körü körüne itaat, evde, okulda, camide, mahallede ve iş yerinde yeniden üretilen bir davranış kalıbı hâline gelmişti. Pek çok kişi, kendilerine yapılanı başkalarına yaptıklarını fark etmiyordu bile.
Siyasi suçlaştırma (muhalefeti suç haline getirip hak talebini suç ithamına dönüştüren), dini yasak (itaatsizliği meşru otoriteye karşı gelmek olarak gösterip yöneticiye kayıtsız şartsız boyun eğmeyi pekiştiren) ve toplumsal dışlama (muhalifleri toplumsal korumadan mahrum bırakıp onları toplum dışı ilan eden) üçlüsünden oluşan müttefik bir sistem kurulmuştu.
Tarihi bir sorumluluk
Endişeyle gözlemlediğim kaygı verici işaretler var: Yetkinin belirli bir grupta aşırı yoğunlaşması, farklı seslerin ve bağımsız uzmanlığın giderek marjinalleştirilmesi, net hesap verebilirlik mekanizmalarının kurulmasında haksız gecikmeler.
Bu işaretler, değişim mücadelelerinde zafer kazananların sıklıkla, mücadele ettikleri ve devirdikleri kişilerin uygulamalarını yeniden ürettiğini hatırlatıyor. Gerçek bir hukukun üstünlüğü devleti kurmak için hükümdarın ilk önce hukuka tabi olması, yasama, yürütme ve yargı erklerinin gerçekten ayrılması şarttır.
Muhalifler de sorumluluktan muaf değildir. Uzun yıllar boyunca baskı ve istibdata karşı mücadele eden Suriye muhalefeti, savunduğu çoğulculuğu somutlaştıran alternatif bir model inşa etmede sıklıkla başarısız oldu. Tekrarlanan bölünmeler, dar fraksiyon, aşiret ve parti bağlılıkları yaşadı; bazı yapıları, yıkmayı amaçladığı merkeziyetçi otorite örüntülerini yeniden üretti.
Dünyaya mesaj
Yeni Suriye’yi destekleyen uluslararası ve bölgesel aktörler şunu kabul etmelidir: Özgürlük, tüketim malı gibi ithal edilemez. Dış gündemlere bağlı destek, egemen ve bağımsız karar alma kapasitesine sahip bir devlet yaratmaz; yeni bir bağımlılık biçimi üretir. Dış güçler Suriyelilerin geçiş sürecini gerçekten desteklemek istiyorsa, bağımsız kurumların inşasını, tarafsız bir yargıyı, etkili ve gerçek bir sivil toplumu, eleştirel düşünceyi ve kamusal hayata aktif katılımı teşvik eden modern bir eğitim sistemini desteklemelidir. Ayrıca insan potansiyelini açığa çıkaran ve onuru koruyan gerçek bir üretken ekonomiyi de desteklemelidir, çünkü günlük geçimini temin edemeyenler, özgürlüklerini de temin edemez.
Suriyeli kadınlar
Gerçek özgürlük tartışması, Suriyeli kadınların özgürlüğü ve statüsü ele alınmadan tamamlanmış sayılmaz. Savaşın, yerinden edilmenin, direnç göstermenin ve hayatta kalmanın yükünü taşıyan, acıda, kayıpta ve fedakârlıkta iki kat bedel ödeyen kadınlar, şimdi gelenekler ya da “geçiş dönemi öncelikleri” adına yeniden marjinalleştirilme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Suriyeli erkek ve kadınlar, henüz özgür değildir. Bunu hak etmedikleri ya da buna muktedir olmadıkları için değil, özgürlük yukarıdan bahşedilen bir hediye ya da bir yönetici veya partinin lütfu olmadığı için. Özgürlük, her gün çaba, farkındalık ve azimle inşa edilen bir başarıdır. Ülkemiz, bu uzun mücadeleyi sabır, kararlılık ve vizyon netliğiyle vermeyi hak ediyor. Bazılarının ilham verici bir liderden, kurtarıcı bir partiden ya da büyük dış güçlerden beklediği sihirli kurtuluş asla gelmeyecektir. Gerçek özgürlük, toplumun bilinç derinliğinden ve adil kurumlarının özünden içten içe inşa edilir ya da hiç var olmaz.







