15 Temmuz akşamı Türkiye’deki darbe girişimi, öncesi ve sonrası yaşananlar bölgesel ve küresel düzlemde incelenirse, TC’de birçok anlamda ilkler yaşandı ve Suriyelileşmeye doğru hızlı bir yol içine girildi denebilir.
Erdoğan Emevi Camisi’nde namaz kılmasını bırakın, günlerce Kısıklı’daki camiden dışarı çıkamadı. TC’nin tek adamı, TC’nin Cumhurbaşkanı ve başkomutanı olarak.
Kürtler bir ulusal konsensus oluşturmadıkları sürece başka konuda yazmayacağımı belirtmiştim. Kürtler’in birliği, ortaklaşmasının artık Ortadoğu’da ne kadar elzem olduğunun bir nedeni de 15 Temmuz’dan bu yana TC’de yaşanan gelişmelerdir.
Bu yazının ebadı içinde kalarak kısaca bir kaç konuda kendi gözlemlerimin sonuçlarını belirtmek istiyorum.
Birincisi ben darbe girişiminin Erdoğan ve AKP’nin bir senaryosu olduğuna inanmıyorum. Erdoğan gibi kontrol obsesiyonu (takıntılı-kontrol bozukluğu) olan birisinin tam emin olmadan böyle bir şey yapmayacağı direk onun obsesiyonları ile ilgilidir. Gerekirse bu konudaki argümanlarımı daha ayrıntılı açıklarım.
Erdoğan’ın darbede haberi yok muydu? Farklı bir soru. Haberleri vardı. Ancak zamanı ve derinliği-yüzeyi konusunda emin değillerdi. Ve darbe girişimi onların tahmin ettiğinden daha güçlü, daha organize, daha katılımlı ve daha gözü karaydı. Erdoğan’ın dış basına verdiği demeçte ‘darbeyi eniştemden öğrendim’ demesi, doğru olmazsa bile bir gerçeğin altını çizmek için yeterli bir ipucudur. Bu kadarına hazırlıklı değillerdi. İlk basına verdiği ve halkı direnişe çağırdığı telefonla görsel görüşmedeki ruh hali de bunu yansıtıyordu. Panik içinde değildi. Ve yenilgiyi kabullenmiş bir ruh hali içinde, var olan devlet kurumlarına değil direk halka çağrı yapıyordu. “İnine girdiklerini” düşündüğü insanların ve yapıların onun inine indiğini kabul eder bir ruh hali vardı. Son kozu da halktı.
En çarpıcı yani ise aldatılmışlık ruh hali içinde olduğu halde kullandığı dil Erdoğan’a göre oldukça yumuşak bir dildi. Erdoğan için hiç alışılmadık oldukça yumuşak bir tarzdı. Bu durum iki neden ile izah edilebilir. Hala darbe içindeki bazı odaklar ile anlaşmaların yapıldığını ve sonuca henüz ulaşılmadığı için çok yumuşak, agresif olmayan bir üslup kullanmak zorundaydı denebilir. İkincisi de cellatlarına teslimiyet mesajıydı. Ruh hali, konuşma üslubu, ses tonu, argümanları tek bir şey ifade ediyordu. Kaybetmeyi kabullenmiş bir ruh hali.
Ayrıca halkın gücünün bu kadar olacağını tahmin etmemişti. Oynadığı büyük bir kumardı. Zaten kaybetmişti, kazanırsa elde edeceği çok şey vardı. Erdoğan “birlikte bu yollarda yürüdüğü ve birlikte bu yollarda ıslandıkları’nın onu bir gün öldürebileceklerini hiç düşünmedi (bence).
Bu darbe girişimi ile ilgili ve en önemli bir olgu da Amerika ya da CIA’nin durumu. Sanıyorum bir zamanlar Cemal Gürsel söylemişti, “askerin ayağındaki donu bile Amerika alıyormuş”. Bu ne kadar doğru bilemeyiz ancak TC ordusunun Amerika tarafından finanse edilip NATO’nun ikinci, şimdilerde üçüncü büyük ordusu olduğu tespiti sanırım yanlış değildir. ‘Askerinin donunu bile aldığı’ bir ordunun içindeki bu kadar büyük bir girişimden habersiz olduğunu söylemek ya da buna inanmak mümkün mü?…
Amerika’nın her şey bilgisi dahilindedir demek için stratejik uzman olmaya gerek yok. Ancak ne kadarı onun onayı iledir, bu önemli. Bunu da şimdilik biz bilemeyiz. Ancak su sonuç tespiti yapılabilir. Kendi büyüttüğü ve kendi kullandığı gücü şimdilik paralize (felç) etti. Kürtler için asıl tartışılması gereken konu bu bence.
Bu arada Uluslararası Ceza Mahkemelerinde Kürdistan’da yapılan katliamlar için yapılacak yargılamalardan umutluydum. Roboskî, Sur, Cizre, Nusaybin, Gever ve Lice’deki katliamların sorumluları yargılanabileceklerdi. O da suya düştü. Darbeci generallerin işiymiş…
Kısacası söylenecek çok şey var. Ben yine konuma döneyim. Suriyelileşen Ortadoğu’da Kürtler birlik olmak zorunda başka şansımız yok. Birlik olmamak lükstür.
Bu lükse şimdilik sahip değiliz.