Suriye iç savaşı, bütün melanetleriyle 6. yılını doldurmak üzere. İç savaşların çok uzun yıllar sürdüğü ve yıkımın onarılmasının güç olduğuna bir kez daha tanık olduk. Amerika ve İspanya iç savaşları yıllar aldı. Irak, Afganistan ve Türkiye gibi ülkelerde de yıllardır yaşananın fiili bir iç savaş olduğu söyleyebiliriz.

ABD öncülüğündeki küresel güçler ve bölgesel müttefikleri, Suriye’de muhalifleri rejime karşı eğitip donatarak, devleti zayıflatıp çökerteceklerine inanmışlardı. Hatta Ahmet Davutoğlu daha da ileri giderek birkaç hafta içerisinde İslam geleneği olan fetih namazının, Şam’da kılacağını söylemişti. Sonuç şu an Suriye herkes için ölüm kalım meselesi sayılmaktadır. En çok da Türkiye için…

Suriye’deki mevcut rejimin yıkılmak gibi bir niyeti yok. Fakat ülkenin nüfusu 20 milyon olduğu halde, bir 1 milyona yakın asker, polis ve istihbarat gücüne sahipti. Bu oldukça yüksek bir rakam, rejimin bu kadar direnebileceğini hesaba katmamışlardı. 

Şüphesiz bunda İran’ın ideolojik desteği (Şiilik, Hizbullah) ve Rusya’nın siyasi askeri desteği de belirleyici oldu. Suriye savaşının başlamasıyla oluşan genel kanı; Suriye’den sonra sıranın İran’a geleceğiydi. Rusya ise Ortadoğu’daki son kalesini, Libya gibi kolay kaybetmek istemiyordu. Rusya ve İran’ın dost olmasının altında yatan temel nedenin bu olduğunu söyleyebiliriz. Başarılı da oldular.

Türkiye ise, kötü adam rolünü oynadı. Kürt düşmanlığı üzerinden elinden geleni ardına koymadı. AKP iktidarı, Neo-Osmancılığı yeniden ihya etmek istiyor. Bu amaçla, en radikal İslamcı yapıları güçlendirip, Kürtlerin üzerine sürdüler. Çünkü yeni Osmancılığa engel olarak Kürtleri görüyor. Osmanlı tarihini dahi doğru okumayacak kadar körleşmişler. 

AKP iktidarının şu anki tek hedefi, Kürt kantonlarının birleşmesini önlemek için Azez-Cerablus hattına güvenli bölge kurmaktır. Aynı bölgede, 500 yıl önce (1516) Yavuz Sultan Selim, Mercidabık savaşını kazanarak, İslam halifesi olduğunu bütün dünyaya duyurmuştu. Fakat Yavuz Selim’in Kürtlerin ittifakına ihtiyacı vardı ve savaşı onların desteğiyle kazandı. Erdoğan ise Kürtleri karşısına alarak kaybedeceğe benziyor. Nitekim Kürt fobisiyle hareket ettiği sürece de başarılı olmayacaktır. 

Türkiye’deki iktidarlar, Kürt takıntısından olumlu temelde kurtulmadıkça kendisi de sık sık krizlerle karşılaşmaktan kurtulamayacaktır. Halen kendi içindeki Kürt sorununu ‘terör’ olarak tanımlaması, mevcut sorunsallığa güvenlik açısından bakma yaklaşımını değiştirmediğini göstermektedir. Bu durum, kendi iç barışını ve demokrasisini tesis edememiş Türkiye’nin Suriye’ye alternatif olamayacağı ve dahası orada kaos yaratmaktan başka iş yapmadığı anlamına geliyor.

Kürtler için Suriye’deki gelişmeler ölüm kalım meselesidir. Rojava’nın statü elde etmesi ve uluslararası arenada tanınması, İran ve Türkiye Kürtlerine model olacağı için inkar ve imha siyasetini yürüten ülkeleri zor durumda bırakacaktır. Son dönemde yaşanan İran destekli Esad rejiminin Qamışlo’da yaptığı provokasyon ve Şex Meqsud saldırıları önemli olaylardır. Bu da gösteriyor ki, rejim şu an güçlenen Kürt dinamiğini kendine tehdit olarak görüyor. Aslında bu saldırılarla nabız da yokluyor olabilir. Ancak yine de Kürtleri hedefine alarak kötü kaybedeceğini biliyor. Son olarak Kobanê ruhu ve mücadelesi bize bunu öğretti. “Bütün dost ve düşman bilsin kazanacağız mutlaka kazanacağız”


 Dinar T Tipi Cezaevi