Halit ERMİŞ - halitermis544@gmail.com
Vekalet savaşlarının ardından devletler arası çelişkiler daha görünür olmaya başladı. Bölgedeki kutuplaşma ya da ittifaklar da aktif deprem bölgelerindeki fay hatları gibi sürekli bir sallantı halini aldı.
DAİŞ karşıtlığı üzerinden ifade edilen bölgedeki savaş giderek, hem ABD-Rusya gibi küresel güçlerin çelişkisi hem de küresel güç olarak ABD ile bölge gücü İran arasındaki savaşa endekslenmeye başladı.
ABD-Batı koalisyonu Irak ve Suriye’den çıkardığı derslerle İran karşısında yeni bir kuşatma planı devreye koymuş gibi. 2003’ten bu yana İran’a oranla daha gevşek yapıdaki Irak’ta bile istediğini gerçekleştiremeyen, Suriye’de de Irak’takine benzer bir sonucu yaşayan ABD, İran konusunda daha farklı bir yöntem devreye koymuş gibi görünüyor.
İran zaten tarihsel olarak dış sahada sürekli pres uygulayarak rakipleriyle mücadele yürütmeyi temel alan bir devlet. Bu şekilde tehlikeyi kendi devlet topraklarının dışında tutmayı esas almış. Ortadoğu’da geliştirdiği Şia mezhep eksenli örgütlenme yöntemiyle de aynı stratejisini bugün de sürdürüyor. ABD’nin hem Irak hem de Suriye’de istediklerini gerçekleştiremeyişinde İran’ın bu dış sahada mücadele stratejisinin etkisi oldukça büyük. Ortadoğu’nun sosyokültürel yapısı ve genel itibariyle inanç, özel olarak da mezhep faktöründen kaynaklı sonuç alamayan ABD ve batılı müttefikleri yaşadıkları son 20 yıllık tecrübeye dayanarak İran’a dönük saldırı ve kuşatma stratejisinde değişikliğini zorunlu gördü.
Son dönemlerde Dera Zor’daki Elbu Kemal sınır kapısından başlayarak en güneyde Daraa’ya kadar Ürdün sınırı boyunca uzanan hattı ele geçirme planları, ABD’nin İran’ın Şii koridoruna karşı yeni stratejisi gereği gelişiyor. Elbu Kemal sınır kapısı Irak ile Suriye arasındaki temel bağlantı hatlarından biri. Yine daha güneyindeki Tenef sınır kapısı bu bağlantıyı tamamlar nitelikte ve Ürdün ile Suriye’nin bağlantısı açısından oldukça stratejik. ABD bu hattı alabilirse Irak sınırından (Elbu Kemal sınır kapısından başlayarak) en güneydeki Daraa kentine kadar Suriye-Ürdün sınırını kesmiş olacak. Bu durumda İran’ın bu hat için ön gördüğü Şii koridorunun önü tümüyle kesilmiş olacak. Yine daha güneyde bulunan ve İsrail’in kendine dönük saldırılar açısından sön derece önemli gördüğü Daraa sınırı da ABD-İsrail denetimine girmiş olacak.
Eğer bu hat ABD-İsrail denetimine girerse Suriye’nin Ürdün’le kara bağlantısı tümden kopmuş olacak. Zaten Daraa’da büyük oranda ABD’ye bağlı örgütler tarafından kontrol ediliyor. (Ki bu yapılar ABD’nin desteklediği Arap Sünni ittifakında yer alan Birleşik Arap Emirlikleri tarafından destekleniyor.)
İsrail’in son dönemlerde, İran’ın Suriye’de uzun vadedeki hakimiyetini ve güç varlığını sık sık kabul etmeyeceğine dair açıklamaları durumun giderecek karmaşık ve çatışmalı bir hale bürüneceğine işaret ediyor.
Başta da vurguladığımız gibi, amaç İran’ın bölgedeki Şia politikasını etraftan başlayarak boşa düşürmek, iç bağlantılarını da keserek İran’ı kendi devlet topraklarına çekmeye zorlamak.
Bu durumda merak edilen Rusya’nın tutumunun ne olacağıdır. ABD, Rusya’nın Türk devletinin Efrîn işgal ve soykırımına onay vermesine ses çıkarmadı. Aynı durumu ABD’nin Daraa ve daha kuzeyde yer alan Hama, Humus’a yönelik hattına dönük hamlelerine karşı da Rusya’nın onay vermesi yüksek olasılık. Çünkü ABD, Ürdün ve Irak sınırında hakimiyeti ele geçirir ve Daraa kendisine bağlı örgütler vasıtasıyla hakimiyet sağlarsa daha kuzeye doğru, Lübnan sınırı boyunca da Suriye’yi çembere alma hesapları yapabilir, hatta bunu, İran’ın Suriye’deki etkisini tümden kırmak için zorunlu görebilir. Bu durumda Rusya’ya, ‘benim sana Efrîn’de yaptıklarımı da sen burada yapacaksın’ diyebilir. Zira son günlerde bu hat üzerinden ABD-Rusya arasında bu Daraa’dan başlayarak daha kuzeye doğru uzanan hat üzerinden bazı görüşmelerin olduğu konuşulan konular arasında.
Peki Rusya’nın ABD’yle bu yönlü olası anlaşması İran-Türkiye-Rusya üçlüsünün Astana üzerinden geliştirdiği üçlü oluşuma nasıl yansır? Eğer Rusya bu duruma onay verirse, Rusya ile İran’ın mevcut ittifak durumunda sorunların yaşanması yüksek olasılık olur. Bu durumda Astana oluşumu da dağılır. Bunun elbette Türkiye politikalarına yansıması da olacaktır. Böyle bir durumda ister Rusya’nın yanında ister ABD’nin yanında yer alsın, İran-Türkiye ittifakı mutlak olarak bozulur.
Fakat bir ihtimali devre dışı bırakmadan, ABD-Batı-İsrail bu planlarını devreye koymaya çalışırken elbette İran da boş durmayacak, karşıt hamlelerle cevap verecektir. Yüksek olasılık Ortadoğu’da etkinliğinin bulunduğu yerlerde yeni taktik hamleler içine girecektir. Bu durum bölge kaosunun giderek derinleşmesini de beraberinde getirecektir. Üçüncü dünya savaşının temel özelliği niteliksel olarak zaten kaotiktir. Dolayısıyla bugünden yarına şu olacaktır demek de son derece zordur.