Anlaşılan Suriye’de çözüm için çok şey söylense de bu iş kolay olmayacak. Suriye’de bulunan güçler öncelikle Suriye’nin birliğini ve istikrarını değil, kendi hesap ve çıkarlarını esas alıyorlar. Suriye halkına yaşatılan bunca felaket ve yıkım anlaşılan bazı güçleri tatmin etmedi. Özellikle Türkiye’yi. Türkiye kendi ülkesinde milyonlarca Suriyeli mülteci olduğunu söylüyor. Ama kendisi Suriye işgal alanlarını genişletip yeni mülteci yığınlarını ortaya çıkarıyor. Suriye’nin egemenliğinden ve toprak bütünlüğünden bolca dem vuruyor ama Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü en fazla kendisi ihlal ediyor. Etrafında silahlı çeteleri örgütlüyor ve işgal alanlarını genişletmeye çalışıyor.

Son Astana toplantısı da bu büyük çelişkinin belgesi durumundadır. Rusya, Türkiye ve İran, Suriye’nin geleceği hakkında karar alıyorlar. Suriye’deki halkların iradeleri dışında kendi çıkar ve hesaplarına göre Suriye’yi dizayn ediyorlar. Mevcut haliyle Cenevre’de Suriye’nin geleceği için bir Anayasa komisyonu oluşturulmuş ve tartışmalarını sürdürüyor. Zaten bu komisyonun oluşturulması da Suriye halklarının eşit temsiline dayanmıyordu. Suriye için bir toplumsal sözleşme hazırlanacak ama Suriye’nin üçte birini kapsayan Kuzey ve Doğu Suriye bu platformların dışında tutuluyor. Rusya, İran, Amerika dahil hepsi bu bölgelerin katılımını Türkiye’nin bloke ettiğini söylüyorlar. Suriye’nin birliği için en fazla çabaladığını söyleyen Rusya ve İran da bu oyunun bir parçası oldular.

Astana toplantısında bu üç devlet demokratik özerkliğin kabul edilmezliği üzerinde mutabakata varmışlar. Dikkat edilirse Anayasa komisyonunun tartışıp hazırlayacağı Anayasa çerçevesini önceden Rusya, İran ve Türkiye belirliyor. Halbuki bu Anayasa komisyonunu oluşturanlar yine bu devletlerdi. Kendi oluşturdukları komisyonunun çalışmalarını önceden sınırlayıp bloke ediyorlar.

Bu üç devlet Suriye’nin egemenlik haklarını ve toprak bütünlüğünü savunduklarını dile getiriyorlar. Ruhani ve Putin Ankara’da aynı şeyi söylediler ama Erdoğan’ın Kuzey Suriye’ye saldırma planlarını hem onayladılar hem de desteklediler. Türkiye’nin işgali altında Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğü nasıl sağlanacağına akıl erdirilemiyor. Türkiye işgal ettiği bölgelerde etnik temizlik yapıyor, bölgenin demografyasıyla oynuyor. Bunu yaparken gizlemiyor. Girê Spî ve Serêkaniyê bölgesine bir milyon göçmeni getirip yerleştireceğini söylüyor. Herkes biliyor ki bu bölgeler insansız ve boş alanlar değil. daha önce buralardan göç edenler yerlerine dönebilirler. Ama bir milyon insanı getirip kimin topraklarına yerleştirecekler? Bunlar Türkiye’nin hazine arazileri veya satın aldığı arsalar değil. Başkalarının mülklerini gasp edip birilerini yerleştirerek yeni çatışmaların tohumlarını ekiyorlar. Rusya ve İran buna karşı çıktıklarını söylemediler.

Türkiye işgal ettiği bölgelere göstermelik bazı yönetimler oluştursa da esasında kendisi yönetiyor. Kendi idari yapısını kuruyor. Kaymakamlarını, temsilcilerini atıyor. Geçenlerde işgal bölgelerine üç fakülte kuracaklarını söylediler. On binlerce silahlı çeteyi örgütleyip maaşa bağlamış. Suriye yönetimine alternatif yönetim, ordu kurduruyor. İdlib’deki El Nusra gibi silahlı güçlerin sözcülüğünü ve hamiliğini yapıyor. Kendi çıkar ve hesapları uğruna İran ve Rusya Türkiye’nin bu yıkıcı ve işgalci planlarına onay veriyor, ortak oluyorlar. Rusya’nın temsilcileri ikide bir Amerika Rusya’dan çıksın, varlığı meşru değil, diyor. Ama sanki Türkiye’nin varlığı meşruymuş ya da Suriye’nin toprakları üzerinde hakkı varmış gibi susuyorlar. Amerika zaten gidecek. İşgal ederim, Suriye’yi yönetirim demiyor. Varlık nedenini ilan etmiş ve DAİŞ’e karşı mücadele olarak belirlemiş. Ama Suriye’nin geleceğiyle oynayan, büyük tahribat ve yıkımlara yol açan Türkiye’nin işgalci olduğunu, Suriye’yi terk etmesi gerektiğini Rus yetkilileri söyleyemiyor.

Türkiye, Rusya’nın yol vermesiyle Efrîn’i işgal etti. Efrîn halkı topraklarından sürüldü. Bütün arazileri ve mal varlıkları Türkiye ve getirdiği çeteler tarafında yağmalandı, gasp edildi. Açıktan etnik temizlik uygulandı, ağır savaş suçları işlendi. Rusya bu konuda da ketumdur. Türkiye’yle ilişkilerini bozmamak, elde ettiği çıkar ve avantajları korumak için göz yumuyor. Son Astana toplantısından da görüldüğü gibi başta Kürtlerin geleceği, hakları Suriye’de yok sayılıyor.

Suriye’deki Kürt halkı büyük bir etnik temizlik ve soykırım tehdidi altındadır. Bu kirli pazarlıklar, iflah olmaz pragmatizm ne Suriye’ye huzur ve barışı getirir ne de kanın dökülmesini önler. Suriye halklarının ve dünya demokrasi güçlerinin bu gerçekliği bilerek sesini yükseltmeleri ve bu oyunlara karşı durmaları gerekir. İşgalciler, egemenlik arayışında olanlar halklara barış ve huzur getiremezler. Eğer tersi olsaydı Ortadoğu onlarca yıldır kanlı savaşlara ve boğazlaşmalara sahne olmazdı. Çözüm de demokrasi de halkların birleşip örgütlenmesinden geçer. Halkların öz iradesi açığa çıkarılmadıkça, üzerinde oynayanlar her zaman olacaktır.