Surlarda meşaleye dönüştü Alkan

Zekiye Alkan
- Amed Surlarında 21 Mart 1990’da bedenini ateşe veren Zekiye Alkan, Kürt halkının özgürlüğe yürüyüşünün en güçlü sembollerinden biri haline geldi. Yaktığı ateş, Kürdistan’ın dört bir yanına yayıldı.
Zulme karşı direnişin, köleliğe karşı özgürlüğün, sessizliğe karşı çığlığın bayramıdır Newroz. Kürdistan’dan başlayarak birçok coğrafyada baharın, yeniden doğuşun ve umudun simgesi olarak kutlanır. Kürt kadınlar için ise Newroz, aynı zamanda bir diriliş ve mücadele günüdür, özgürlük tutkusudur. Ateşin yakıldığı o kutsal gün, kimi zaman bir feryada, kimi zaman bir kıvılcıma, kimi zaman da bir alev topuna dönüştü. Kürt halkının varoluş mücadelesi tarihin her safhasında yeni anlamlar kazandı. 12 Eylül faşizminin zindanlara hapsetmek istediği direniş ruhu, orada körelmedi; aksine Çağdaş Kawa Mazlum Doğan’ın üç kibrit çöpüyle tutuşturduğu ateş, nesiller boyu sürecek bir isyanın ilk kıvılcımı oldu. O kıvılcımı en derinden hisseden, en yakıcı şekilde içinde taşıyanlardan biri de Zekiye Alkan’dır.
Gümüşhane/Kelkitli bir ailenin çocuğu olarak 1970'te doğan Zekiye Alkan, Amed’de Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğrenciydi. O yıllar, Kürdistan’da özgürlük mücadelesinin giderek büyüdüğü, zindanlara sığmayan bir direniş ruhunun sokaklara taştığı bir dönemdi. 12 Eylül’ün karanlığına inat, halk serhildanlarla kendi aydınlığını yaratmaya çalışıyordu. Özellikle kadınlar, bu direnişte ön saflardaydı. Nisêbîn’de (Nusaybin) 13 gerillanın kadınlar tarafından sahiplenilmesi ve toprağa verilmesi, Zekiye Alkan’ın yüreğinde derin bir iz bıraktı. O artık sadece bir tıp öğrencisi değildi; halkının mücadelesini omuzlayan bir kadındı. Mazlum Doğan’ın “Newroz ateş yakılarak kutlanır” mesajı, onun bilincinde yeni bir anlam kazandı.
Büyük bir manifestoydu
Newroz arifesinde, Amed’in bilinen buluşma noktalarından biri olan Trafik Parkı’nda, arkadaşlarıyla oturduğu bir anda, cebinden çıkardığı paraları ateşe vererek şaşkın bakışlar altında “Newrozumu kutluyorum. Newroz ateş yakılarak kutlanır” dedi. Bu, yalnızca basit bir eylem değil, büyük bir manifestoydu. Ateşin ruhunu taşıyan, onu direnişin ve özgürlüğün simgesi haline getiren bir bilincin dışavurumuydu. Zindandaki mesajı alan Zekiye Alkan, artık şunu biliyordu: Kürt kadınlarının mücadelesi, yalnızca belirli bölgelerde değil, Kürdistan’ın her yerine yayılmalıydı. Böylece 21 Mart 1990’da Amed Surlarında kendi bedenini ateşe verdi.
Ateşi bedeninde harladı
O, doktor olmak için geldiği Amed’de, bir halkın uyanışını simgeleyen bir meşaleye dönüştü. O an, sadece bir canın yitip gittiği bir an değildi; bir halkın uyanışı, bir ulusun küllerinden doğuşuydu. Çağdaş Kawa Mazlum’un zindanlarda tutuşturduğu ateş, Zekiye Alkan’ın bedeninde bir kez daha harlandı.
Rêber Apo'nun değerlendirmesi
Rêber Apo, eylemden sonra şunları söyledi: “Yükselen özgürlük ateşiyle Newroz'da bedenini ateşe veren Zekiye Alkan'ın eylemi de özgürlüğün kolay olmadığının sembolüdür. Kürt kadını bir defa özgür yaşamın farkına varmıştır. 1990 sonrası süreç kadın çalışmaları açısından da yeni bir dönemeci ifade eder. Zekiye Alkan'ın kendini yakma eylemi, 'Newroz ateşi en iyi insan teninde yanmalıdır' demesi, cesaretin ve fedakârlığın sınırsız bir örneğidir. Kadının genelde dünyada, özelde Kürdistan'da katılmadığı devrim, noksan kalmış bir devrimdir; bizdeyse imkânsız bir devrimdir.”
Bu sözler, Zekiye Alkan’ın mücadelesinin ne kadar büyük bir anlam taşıdığını gözler önüne seriyor. O, Kürt halkının özgürlüğe yürüyüşünün en güçlü sembollerinden biri haline geldi. Yaktığı ateş, Amed’in Surlarında kalmadı; Kürdistan’ın dört bir yanına, oradan da dünyanın her köşesine yayıldı. Bugün, Newroz meydanlarında yanan her ateş, onun tutuşturduğu isyanın ve özgürlüğe duyulan özlemin bir yansımasıdır. Ateş, bir daha sönmemek üzere yanıyor. JINNEWS/AMED














