İktidarın tavrı riskli ve kaygı verici

DEM Parti

DEM Parti

  • DEM Parti Parti Meclisi (PM), sürecin yavaşlatılması, güncel siyasetin parçası haline getirilmesi ve güvenlikçi politikalara sıkıştırılmasına tepki göstererek, bunun riskli ve kaygı verici olduğunu belirtti.
  • Başta Barış Yasası olmak üzere yasal düzenlemelerin çıkarılmasını isteyen PM, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması, kayyumlara son verilmesi, tutsakların bırakılması gibi talepleri tekrarladı.

DEM Parti Parti Meclisi, Türkiye’nin yeni bir yol ayrımında olduğunu vurgulayarak, "Ya çözümsüzlükte ısrarla krizler derinleşecek, kutuplaşma büyüyecek, toplumsal çürüme artacaktır ya da halkların huzuru ve refahının yolunu açacak demokratik çözüm, toplumsal uzlaşı ve barış temelinde yeni bir gelecek inşa edilecektir" dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Parti Meclisi’nin 11-12 Nisan tarihlerinde Ankara’da yaptığı toplantının sonuç bildirgesi yayımlandı. İran halkları başta olmak üzere bölgedeki bütün halkların özgürlük, demokrasi, eşitlik ve adalet mücadelesinin yanında olduklarını ifade eden DEM Parti PM, "Kürtlerin, Belucların, Azerilerin, Türkmenlerin, Farsların, kadınların, gençlerin, inanç ve kimlik gruplarının demokratik taleplerinin tanınması bölgesel çözümün ve barışın ön koşuludur. Kalıcı çözüm ise halk iradesini esas alan çoğulcu, demokratik ve özgürlükçü toplumsal modellerin inşasındadır" dedi.

Barış ortak meseledir

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ana hedefine ulaşması için kendilerine düşen görev ve sorumlulukları ele alan PM, sonuç bildirgesini şöyle sürdürdü: "Türkiye’nin en temel meselelerinden biri, Kürt sorununun demokratik çözümü ve toplumsal barışın tesisidir. Gelinen aşamada girilen bu yol, salt bir siyasi tercih değil, aynı zamanda ülkenin demokratikleşmesi, ekonomik refahı ve toplumsal bütünleşmesi açısından da tarihsel bir zorunluluktur. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni Kürt sorununun çözümü için bir müzakere başlığı olarak ele alırken, aynı zamanda Türkiye’nin demokratik geleceğinin kurucu zemini olarak da değerlendirmiştir. Ortadoğu’daki savaş politikaları gerekçe gösterilerek sürecin yavaşlatılması, güncel siyasetin parçası haline getirilmesi, güvenlikçi politikalara sıkıştırılması kabul edilemez olduğu kadar riskli ve kaygı vericidir de.

Bugün açıkça görülmektedir ki Kürt sorununda çözümsüzlük derinleştikçe Türkiye demokratikleşememektedir. Demokratikleşme sağlanmadıkça da ekonomik kriz kalıcı hale gelmekte; hukuksuzluk ve otoriterleşme toplumsal kutuplaşmayı büyütmektedir. İç barış sağlanmadan dış tehditlere karşı toplumsal barış ve tarihsel kardeşlik sağlanamaz. Bu nedenle barış meselesi, yalnızca Kürt halkının değil, işçinin, emekçinin, kadının, gencin, emeklinin, ezilen tüm toplumsal kesimlerin ortak meselesi olmuştur. Bu yüzden açıkça belirtmeliyiz ki; barış ertelenerek değil, cesaretle ve karşılıklı güven temelinde inşa edilir.

Gerekli yasal düzenlemeler

Gerçek bir barış ve sürecin ilerletilmesi için;

* Gerekli yasal düzenlemeler gecikmeden Meclis gündemine alınmalıdır.

* Çözüm için bütünlüklü bir yasanın tüm toplumsal kesimlerin katılımıyla çıkarılması hedeflenmelidir.

* Demokratik siyasetin önündeki engeller kaldırılmalıdır.

* Kayyum uygulamalarına son verilmeli, yerine kayyum atanan belediye başkanları görevlerine iade edilmelidir.

* Politik tutsaklar serbest bırakılmalı ve demokratik hukuk normlarına uygun düzenlemeler yapılmalıdır.

* Toplumsal barışı güvence altına alacak bir Barış Yasası çıkarılmalıdır.

Toplumun artık söz değil, güvence beklediği; artık vaat değil hukuk, belirsizlik değil somut irade görmek istediği vurgulanan bildirgede, "Barışın kurumsallaşması için Sayın Abdullah Öcalan’ın özgür ve etkin çalışma koşullarının sağlanması; fikirlerini toplumla, siyaset kurumuyla ve ilgili çevrelerle doğrudan paylaşıp tartışabileceği demokratik ve hukuki zeminin oluşturulması gerektiğini yineliyoruz" denildi.

Barış yalnızca silahların susması değil, aynı zamanda hukukun üstünlüğünün tesisi, ifade özgürlüğünün güvence altına alınması, örgütlenme hakkının korunması, toplumsal adaletin sağlanması ve eşit yurttaşlığın inşası olduğu vurgulanan bildirgede, şunun altı çizildi: "Bu mücadele hepimizin ortak geleceği içindir."

Ekonomi ve barış

Türkiye’nin ağır bir ekonomik krizden geçtiği, emekçilerin yoksulluk sınırının altında yaşamaya zorlandığı hatırlatılan bildirgede, şunlar ifade edildi: "Düşük ücret, yüksek vergi, güvencesiz çalışma ve sendikasızlaştırma politikaları milyonlarca yurttaşı zor koşullar altında yaşam mücadelesine mahkum etmektedir. DEM Parti olarak ifade ediyoruz: Ekonomik kriz kader değil, yanlış politik tercihlerin bir sonucudur. Demokratikleşmeden ekonomik adalet sağlanamaz. Hukuk olmadan hakça paylaşım olmaz. Barış olmadan refah büyümez. Bu nedenle ekonomik, adalet mücadelesi ile demokrasi ve barış mücadelesi birbirinden bağımsız düşünülemez.

Ortak mücadele

İktidarın hukuk tanımaz tutumu, siyasi saiklerle yürütülen davalar hız kesmiyor. Muhalefeti susturma, toplumu sindirme ve siyaseti daraltma amacı taşıyan baskıcı uygulamalar her geçen gün artıyor. Gazeteciler, sendikacılar, belediye başkanları, gençler, kadınlar, ekolojistler ve hak savunucuları üzerinde kurulan baskı ve tutuklamalar kabul edilemez. Demokratik siyaset alanını daraltan her girişime karşı toplumun tüm demokrasi güçleriyle birlikte ortak mücadeleyi büyütmeye kararlıyız. Demokrasi yalnızca seçim değil, aynı zamanda örgütlenme hakkı, ifade özgürlüğü, adalet ve toplumsal katılımdır.

Türkiye yeni bir yol ayrımındadır; ya çözümsüzlükte ısrarla krizler derinleşecek, kutuplaşma büyüyecek, toplumsal çürüme artacaktır ya da halkların huzuru ve refahının yolunu açacak demokratik çözüm, toplumsal uzlaşı ve barış temelinde yeni bir gelecek inşa edilecektir. DEM Parti bu tarihsel eşikte barıştan, demokrasiden, emekten, özgürlükten ve halkların ortak yaşam iradesinden yana saf tutmaya devam edecektir.”

 

* * *

Emek de özgürleşemez

DEM Parti, sömürüye, savaşa ve baskıya karşı ortak mücadele çağrısında bulunarak, “Barış olmadan emek özgürleşemez, demokrasi olmadan eşitlik sağlanamaz” dedi.

DEM Parti, 1 Mayıs İşçi Bayramı genelgesini yayımladı.  “Ekmek, Barış ve Adalet İçin 1 Mayıs’a” şiarıyla çağrı yapılan genelgede, savaşlar, ekolojik kriz, ekonomik sömürü ve siyasi istikrarsızlığın derinleştiği bir dönemde 1 Mayıs’ın karşılandığı hatırlatıldı. İktidarın politikalarıyla emeğin değersizleştirildiği, 28 bin 75 TL’lik asgari ücretle milyonların açlığa mahkum edildiği, konut ve kira zamlarının emekçileri barınma mücadelesine ittiği ifade edilen genelgede, vergi adaletsizliği, sendikal hakların fiilen engellenmesi, örgütlenme ve grev yasakları eleştirilerek, servetin yandaş tekellerde toplandığının altı çizildi. 

Rêber Apo'nun Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın emek, eşitlik, adalet, kadın özgürlüğü ve ekoloji mücadelesi için yol haritası sunduğuna dikkat çekilen genelgede, “Barış olmadan emek özgürleşemez, demokrasi olmadan eşitlik sağlanamaz” denilerek, sömürüye karşı emeğin, savaşa karşı barışın ve baskıya karşı demokrasinin ortak mücadele olduğu belirtildi.

DEM Parti, 1 Mayıs çalışmaları kapsamında şu kararları aldı:

* Tüm çalışmalar “Ekmek, Barış ve Adalet İçin 1 Mayıs’a” şiarıyla yürütülecek.

* Amed ve Wan’da merkezi miting yapılacak; çevre illerden katılım olmayacak, her il kendi öz gücüyle örgütleyecek.

* Emek ve demokrasi güçleriyle ortaklaşarak güçlü ve coşkulu mitingler hedeflenecek.

* Pankartlar il-ilçe binalarına, caddelere, duraklara ve meydanlara asılacak.

* Fabrika, OSB, tarım alanı, tekstil atölyesi, şantiye, maden, turizm sektörleri ve pazarlarda stantlar kurulacak, bildiri dağıtılacak, işçi buluşmaları ve çağrı yürüyüşleri düzenlenecek.

* Genç işçiler, çocuk işçiler ve işsizlerle özel buluşmalar yapılacak.

* Yerel işçi direnişleri ve grevlerle dayanışma gösterilecek.

* Ekolojik mücadeleyle bağ kurularak doğa talanına karşı ses yükseltilecek.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.