Fransa Gündemi
Hani sazlar ölümlerimizden sonra acıyı çalardı-ya... şimdilerde hangi ölümümüze, hangi acımıza çalacağını şaşırmış adeta susmuş gibi. Şimdinin türküsü adeta kan. Gün değil, saat başına her yeni olayla birlikte yeniden ve yeniden sarsıldığımız günlerden geçiyoruz. Sakine, Fidan, Leyla; gideli kaç mevsim oldu, kaç yıl; bu halkın üç yiğit kızı, üç yiğit devrimcisi aramızdan gideli, üç yıl 11 ay, 18 gün olmuş. Diyorlar ki "katiliniz öldü!". Hem de 4 yıl sonra, Fransız "Adalet" Sarayı'nda dava görülmeden, 36 gün önce! Evvel zamanlarda halkımızın yüreği bayram yeri olurdu böyle zamanlarda. Son dört yıldır bu halk; "katil ölmesin, dava görülsün" kertesine getirildi. Üç Kürt kadın devrimcinin fotoğraflarının bayrak, üzerinde "hakikat ve adalet" yazıyor. "Hakikat bildiğimiz, bilmekten yorulduğumuz, "adalet" ise umutla ve inatla beklediğimiz olarak, yeniden ve yeniden yolları aşındıracağız!
Üç yıl 11 ay boyunca bu halka Fransız siyasi organları, "bekleyin, adaleti sağlayacağız" diyorlardı. Tıpkı göz doktoruna kontrole gittiğinizde yaşadığınız bir süreç gibi. Doktor sizi bir makinanın önüne geçirir. Kara küçük bir noktaya odaklanmanızı ister. İlk gittiğinizde neyle karşılaşacağınızı bilmediğinizde, doktorun, "siyah noktaya odaklan" sesini sadece duyarsınız. Bir süre sonra, kontrol aletinden adeta gözünüzün orta yerine tükürür gibi bir hava akımı başlar. Tıpkı onun gibi, dört yıl bekledikten sonra, "katil öldü" diyerek, gözümüzün orta yerine tüküren bir Fransa adaletiyle karşı karşıyayız!
Dün Kürtler, "suskunluğunuz ortaklığınızdandır" diyerek afişler, pankartlar basıp açıklamalar yaptığında, çok rahatsız olan Fransa, "yanılıyorsunuz, bütün birimlerimiz bu işin aydınlanması için çalışıyor" diyordunuz. Katliamın anlaşıldığı 10 Ocak günü Kürdistan Enformasyon Bürosu önünde basına brifing veren dönemin İçişleri Bakanı şimdinin Cumhurbaşkanı adayı Manuel Valls, "aydınlatacağız" diyordu. Kürtler, "inanmıyoruz sözlerinize" derken tepki gösteren Fransızlar, ailelerimizin gözyaşları daha dinmemişken, halkımızın öfkesi dorukta Paris'te katliamın yaşandığı sokak hınca hınç doluyken, üç Kürt kadın devrimcinin otopsisi sürerken, 11 Ocak 2013 günü Türkiye'den gelen MİT ve bakanlık görevlilerini ağırlayan aynı Valls, "bu saatten sonra ülkemizde PKK ile mücadeleyi daha da büyüteceğiz" dediğini biliyor muydunuz! Kürtler "suskunluğunuz" derken; bu senaryoya, bu sona o gün başladınız, o gün bu sonu öngördüğünüzü iyi biliyordu.
Bütün bunlardan sonra, Manuel Valls'in geçtiği her seçim mitinginde Kürtler karşısına dikilip "Paris'in orta yerinde siz İçişleri Bakanı'yken güpegündüz öldürüldü. Halen susacak mısınız?" sormalı! "Hiçbir vicdanlı el sandık başına giderek sana oy atmayacak" denilebilmeli! Ve, "Biz Kürdüz, onlarda düşman, bizi öldürürler" kanıksanmasından vazgeçip, ilk gün ki öfkemizle 7 Ocak'da gözümüzün orta yerine tükürenlerden, hesap soralım!