Suskunun dili ve deprem

Forum Haberleri —

Mesut Hançer/foto:AFP

Mesut Hançer/foto:AFP

  • Mesut Hançer...  Dünya bir felaketle tanıdı seni. Maraş’ta, depremden geriye kalan o enkaz yığınının başında yapayalnızdın. Bir de adının 'Irmak' olduğunu öğrendiğimiz kızının, tuttuğun elini görebildik.

HASAN HAYRİ ATEŞ

Adın Mesut Hançer.  Dünya bir felaketle tanıdı seni. Maraş’ta, depremden geriye kalan o enkaz yığınının başında yapayalnızdın. Bir de adının 'Irmak' olduğunu öğrendiğimiz kızının, tuttuğun elini görebildik. Irmak hayata tutunamamıştı ve sen onun cansız elini tutarken can vermek istiyordun ya, nafilesizdi... Sanki tekmil hayat yerle yeksan olmuş da, bir sen kalmıştın geride. Senin çökmüşlüğün zamanı donduran fotoğraf karesine dönüşürken, felaketin o ilk sabahında ta uzaklardan yıkımı, çaresizliği, kimsesizliği ve sahipsizliği gördük. Yıkıntıların üzerine çökmüş halde kızının eli elinde, kocaman gövdeni bir aynaya dönüştürüp dünyanın gözüne tuttun. Koca bir coğrafyanın ve milyonlarca insanın dramını, trajedisini gördük tuttuğun aynada.

Tabii ki başka şeylerde!..

Mesela daha ilk anda enkazın altında kalmış devleti gördük. İnsanı değil, gücü ve parayı kutsayarak doğa olaylarını mukadderattan sayan ve vatandaşa tevekkül telkin eden yönetim anlayışını gördük. Burda hayat bir can pazarıyken bunu görmeyip, reise güzellemeler dizerek, postal yalayıcılığı yapanları da gördük.

Mesut Baba, -böyle hitap etmek istiyorum sana- bunlar, kızını senden alan, milyonlarca insanın hayatını yerle yeksan edenlerdi. Deprem için oluşturulan onlarca milyarlık fonları iç ederken, ruhları o enkazların altında kalarak birer mevtaya dönüştüler.

Olası depremlere karşı yapı kalitesini arttırma ve güvenli yaşam alanları oluşturarak riskli bölgeleri tahliye etmek için kullanılması gereken  deprem fonları nereye mi harcandı?

Mesut Baba, bunu senin, benim gibi tüm yurttaşlar biliyordu ya, sunulan mazeret karşısında tek söz edilemezdi. Hani, “Deprem paralarını soruyorsunuz da, bir bombanın maliyetini biliyor musunuz?” diye höykürmüştü ya, Führer Erdoğan. “Hani, Suriye’de özerklik ilan eden, ülkemde başkaldıran Kürtler, ülkemizin ve yüce Türk milletimizin beka sorunu oldular. Haliyle deprem paralarını beka sorunumuz için ikinci kurtuluş savaşımıza harcadık,” mealinde sözler etmiş de, akan sular durmuştu ya! İşte, deprem fonları bu mazeretlerle iç edilirken, seni ve milyonlarca insanı can evinden vuran gerçek beka sorunu yaşandı.

Beka, bir toplumun varlık yokluk sorunu ise eğer, son yirmi yılda ardı ardına gelen depremlerle  hep yaşandı. Seni de içine alan sonuncusu ise, geniş bir coğrafyada milyonlarca insanın geleceğini karanlığa gömdü.

Siyasi iktidarların tedbir almayarak neden oldukları gerçek beka sorunu budur, Mesut Baba. O halde, “beka sorunu diyerek kendi yurttaşına karşı değil, doğa olaylarına karşı bir savaş yürütülmeli” diye haykırabilmek gerekir.

*

O enkazın başında donmuş kalmış halin, kelimeleri aciz düşüren bir çaresizlik haliydi. Söz hükümsüzdü artık. Canından bir parça olan Irmakcan’ın sanki hastalanmış da, şifa bulsun diye elinden tutmuş bekliyordun. Umduğun şifa oradan zuhur edecekmiş gibi öylece boşluğa bakıyordun. Hecesiz çığlığın mesafeleri hükümsüz bırakıp deprem sarsıntısını dünyanın dört bir yanına taşıyordu. Hayır, yer sarsıntısı değil, senin iç depremindi dünyayı yerinden oynatan. Gerçek depremin ne olduğunu da ancak böyle anlayabiliyorduk.

Bir dil yaratıyordun suskuya sığınmış duruşunla. Harfsiz, hecesiz ve de kelimesiz bir dil ki, tüm etnik ve inançsal aidiyetlerden azade kalbin ve hislerin diliydi bu. Acının dili; kainatın cümle nehirlerini buluşturan bir umman.

Sahi, öyle uzaklarda nereye bakıyordun Mesut Baba. Tevekkül içinde bir evliya ocağından aman diler gibi, bir tapınağa sığınıp, elinden tuttuğun kızın için bir umar arar gibi sükuta sığınmıştın. Bilmiyorum, suskuya kavilleşmek, belki de hayatta kalmaya isyanındı.

Acın kor gibiyken soğutmak istemiyordun. Tam kıvamında yaşamak istiyordun acıyı, sonsuza dek. Kıvamında yaşanmamış acı, tüketilmemiş yas, iflah eylemezdi insanı. Bunu biliyordun. Ne de olsa tutulamamış yaslar, mezarsız kalmış ölüler ve de devlet dersinde kaybedilmiş insanlar ülkesiydi yurttaşı olduğun ülke. Kim bilir ne çok anne baba tanıdın, yaslarını tutamamış, kayıp evlatlarının, eşlerinin, yakınlarının ardından tüketemedikleri süreğen acının korlarında dirhem dirhem eriyen. Yas da, acı da kıvamında yaşanmadı mı, deva bulamazdı insan. Gözyaşı akıtıp acını azaltmamak için öylece boşluğa bakakalmıştın. Irmakcığı hayalinde en tılsımlı güzelliklerle canlandırıp bakışlarını ve yüzünü yüreğinin derinliklerine gömmeyi seçmiştin. Belki de orada o suskuda, o ufuksuz boşlukta bir tapınak kurmuştun ve kaybının dayanılmazlığını o karanlık ve sessiz mekânda yaşıyordun.  Her ne düşündüysen, bakışlarınla anlatmaya çalışıyordun.

*

Pepuk Kuşu’nu bilirsin Mesut Baba. O Pepuk ki, kardeş acısına dayanamayıp dağ bayır demeden, kendini ordan oraya vurarak sabah akşam çığırmakta aramış umarı. Sen de aksini yaparak, diline kör düğüm atmıştın. En zoru da bu değil mi ki! Sonuçta, acı sanki irinli bir yaraymış gibi ancak konuşarak zehrini akıtabilirdi insan. Konuşmayıp boşluğa bakarak da aklını oynatırdı. Ama konuşmuyordun işte. Bir zaman konuşamazdın da. Belki de hiçbir zaman mı!..

Hayır, günü geldiğinde çığlık çığlığa konuşmak zorundasın Mesut Baba. Sen ve tekmil deprem mağdurları ve bir bütün toplum. İnsan, dayanmanın mümkün olmadığı acının işliğinde erirken, yok oluş bile yeni doğuşa kapı aralayan var olma yolu olabilir. Kapıda bekleyen yeni felaketlerde başkaları aynı sonu yaşamasın diye, o günü beklemeden konuşmak, haykırmak bir var olma sorunudur artık.

En vahimi de nedir biliyor musun? Bilim insanları beş yüz yıldır enerji biriktiren ve harekete geçmesi halinde daha büyük yıkımlara yol açacak olan iki fay hattından konuşuyorlar. Şu ana kadarki aymazlık bundan sonra da devem ederse, bugüne kadar görülmedik çok daha büyük bir felaketle karşı karşıya kalacağımızı söylüyorlar. Bu durumda ya susarak aynı akıbeti beklemek, ya da, bu varoluş sorunudur diye haykırarak uğursuz gidişata dur demek.

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.