Alman hükümeti, Sol Parti milletvekillerinin Türk cezaevlerindeki tutsakların durumu ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın durumuna ilişkin verdiği soru önergesini yanıtladı. Cezaevlerindeki vahim tabloyu kabul eden Alman hükümeti, tecride ilişkin ise topu CPT’ye atarak, sorumluluktan kaçıyor.
NİCK BRAUNS / HABER / ANALİZ
Sol Parti Milletvekili Ulla Jelpke’nin hazırladığı soru önergesinden de anlaşıldığı üzere Türkiye, Erdoğan ile gazeteci, akademisyen ve muhalefet için adeta açık cezaevine dönüştü. Almanya Federal Hükümeti Şubat başında hazırlanan soru önergesini, Almanya’nın her yerinde Türkiye ve diğer ülkelerde tutuklu bulunan devrimci ve demokratların özgürlüğü için sokağa çıkılacak olan 18 Mart Uluslararası Politik Tutsaklarla Dayanışma Günü’nden kısa süre önce cevapladı.
Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle sürdürülen açlık grevleri devam ederken, Kürt Özgürlük Hareketi’nin lideri Öcalan’ın hapis koşullarını soran Ulla Jelpke’ye verilen cevapta; PKK ‘terör örgütü’ olarak tanımlanarak, PKK’nin kurucusuna ilişkin hükümetin herhangi bilgiye sahip olmadığı belirtildi. “Öcalan üzerinde tecrit uygulanması BM İnsan Hakları Sözleşmesi’nin kriterlerine göre işkence değil midir?” sorusuna ise hükümet, “Yabancı ülkedeki hapis koşullarına ilişkin yasal değerlendirmede bulunmayacaklarını” kaydetti.
Topu CPT’ye atıyor
Hükümet, son olarak Nisan 2016’da İmralı Adası’nı ziyaret eden CPT’nin raporunu esas aldıklarını belirtti. CPT, son raporunda İmralı cezaevi koşullarını eleştirmiş, Türk hükümetine tutsakların ziyareti ve kendi aralarında görüşme engelinin kaldırılmasını talep etmişti. Bu talep daha önce Sol Parti Milletvekili Michel Brandt’ın yönelttiği soru önergesine cevap veren Alman hükümeti tarafından da dile getirilmişti.
Jelpke, “CPT’nin tekrardan İmralı Adası’nı ziyaret etmesi için harekete geçecek misiniz?” sorusuna ise “Avrupa Konseyi’nin (AK) şartlarına tüm üyelerinin uyması gerekir. Ancak AK’den bağımsız CPT, kendi gündemini kendi belirler” cevabıyla yetindi. Jelpke, bu cevabı yetersiz bulurken; Yeni Özgür Politika gazetesine daha önce verdiği bir demeçte “Federal hükümet, CPT’ye topu atmak yerine Türk hükümetinin uluslararası hukuk standartlarına uyması için harekete geçmeli” çağrısında bulunmuştu.
Poster yasağı da anlamsız!
Hükümet, en azından verdiği cevapla Öcalan’ın avukatlarıyla yapmış olduğu son görüşmenin 27 Temmuz 2011 olduğunu vurguladı. Hükümetin bu cevabı, avukatları aracılığıyla PKK’yi cezaevinden yönettiği iddiasıyla Öcalan posterlerini aylardır yasaklayan Alman polisleri için de önemli bir referans oldu.
Hükümet de böyle bilmeli
Jelpke’nin “Öcalan’ın tecrit durumu, Türkiye’deki barış sürecin önünde bir engel midir?” sorusuna ise hükümet, “direkt bir bağlantının olmadığını” iddia etti.
“Öcalan hakkında ne düşünülürse düşünülsün, Türkiye’deki barış sürecinde önemli rol oynadığı kabul edilmeli” diyen Jelpke, şunları belirtti: “Öcalan, 20 yıldır tutsak olmasına rağmen PKK’nin üzerindeki etkisini kaybetmedi. Bu görüş, Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın Şubat’ta yayınladığı ‘PKK Bülteni’nde de belirtildi. Milyonlarca Kürt, Öcalan’ı barış müzakerelerinin temsilcisi olarak görüyor. Federal Hükümet de bunu artık böyle bilmeli, Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için de harekete geçmeli. Burada tutsakların uluslararası haklarının yanı sıra barış süreci için yeniden bir kapının açılması söz konusu.”
Türk cezaevlerindeki tablo
Jelpke’nin de aralarında bulunduğu Sol Parti milletvekillerinin soru önergesine istinaden hükümetin Türk cezaevlerindeki kötü tabloya ilişkin de ayrıntılı bilgi verdi. 213 bin 862 bin kapasiteli cezaevinde tutsak sayısının 2018 yılı sonunda 260 bin 144 olduğu kaydedildi. Alman diplomatlarını referans alarak verileri paylaşan Federal Hükümet, “Yapılan araştırmalara göre çok sayıda cezaevinin dolup taştığı anlaşılıyor” cevabını verdi. Cezaevinde işkence duyumlarına da değinen Hükümet, “Türk Hükümeti ile temaslarda bulunurken, kovuşturmalarının hukuk devletine uygun bir şekilde yapılmasının altını çiziyoruz” cevabını verdi. Alman Hükümetinin cevabına göre; 5 bin kişi HDP ve diğer sol örgütlere üye olduğu gerekçesiyle tutuklandı. HDP’nin on eski milletvekili ve eşbaşkanları tutuklu. CHP’li Enis Berberlioğlu serbest bırakıldı. Anlaşılan hükümet, CHP’li Eren Erdem’in hala tutuklu olduğunu gözden kaçırdı.
Süslü sözlerle sorumluluktan kaçılamaz
Hükümet, Türk cezaevlerindeki tabloya ilişkin, “Demokratik muhalefete adli prosedürlerin yerine getirilip getirilmediği, hükümet tarafından dikkat ve önemle takip ediliyor. Türk hükümeti ile temaslarda bulunurken de gündeme alınıp, konu ediliyor” demekle yetindi.
Alman diplomatları, Türkiye’de muhalefetin yargılandığı duruşmalara katılıyor. Independent gazetesinin verilerine göre, Türkiye’de 159 gazeteci tutuklu. Alman Hükümeti, Türkiye’de basın özgürlüğü için “büyük önemle” uğraştığını savunuyor. Ulla Jelpke ise farklı görüşte: “Hükümetin basın özgürlüğü için harekete geçtiği söylenemez. Hükümet süslü sözlerle bu sorumluluktan kurtulamaz! Türk polisi ile işbirliği, silah ihracatı, istihbari ilişkiler ve Alman yatırımları derhal sonlandırılmalı.”
Hükümetin ekonomik çıkarıları ve jeopolitik gerekçeleri sonlandırılarak Erdoğan rejimine engel olunmalı. Demokratik ve devrimci güçlere ise burada önemli bir rol biçildi, eylemselliklerle baskı uygulamaya devam!
* Çeviri: Dilan Biçer