Ebruzen ve ressam Sevim Uluçay’ın fırçasından “Kürt aşkı”, “Kadın erkek eşitliği”, “Alan Kurdî” yeniden yorumlanır, yeniden hayat bulur.

Uluçay, 1961 yılında Malatya’da doğdu. 1967’de babasının işi dolayısıyla Amed’de gitti. Amed, Sevim Uluçay için özeldir. Zira, çocukluğu, gençliğinin geçtiği bu şehri Uluçay, aşık olduğu şehirlerin ilk sırasına koyuyor.

1989’den beri Nürnberg kentinde yaşıyor. Bu süre içinde tiyatro gruplarıyla çalıştı. Çocukları için oyunlar yazdı, yönetti.

Ebru sanatıyla serüveni ise 2006’da tesadüfen tanışmasıyla başladı. Sonra ise ebru bir tutkuya dönüşür. Bugüne kadar 10 sergi açtı. Bunların dördü Nürnberg’te. 


Bundan kısa bir süre öncesine kadar serginiz vardı. Sergiye ilgi nasıldı?

Sergiye ilgi oldukça büyük oldu. Resimler çok satılıdı mı, diye sorarsanız ilgi oranında resimlerin satılmadığını söyleyebilirim. Resimler insanların birinci dereceden ihtiyaçları arasında olmadığı için gelenler bakıyor, ilgiyle izliyor ama alma konusuna gelince çekinceli yaklaşımları oluyor.

Nürnberg Gostenhof’ta açılan sergi tam da Ekim’in 10’unda açılmıştı. Ankara katliamı da bu tarihte olduğu için zaten bir tarafımız kırıktı. Bu sergiyi de Ankara Katliamı’na yaşamını yitirenlere adadım. Burada sergilediğim resimlerde benim için en önemli resimlerden birisi Alan Kurdî’nin resmiydi. Bu resme de ilgi oldukça yoğun oldu. Söz Alan Kurdî üzerine gelmişken hemen belirteyim, biz bu konuda bir kampanya yapmayı da düşünüyoruz…

Bu kampanya ile Kobanê’de Alan Kurdî Hastanesi’ni açmak istiyoruz. Bunun için hazırlıklarımız son noktada. Bir telefon numarası alıp bu numaraya 1 Euro karşılığında telefon edilmesini sağlayacağız. Herkes bir Euro verebilir sanırım. Toplanacak paralarla hastane açacağız.


Kampanyayı tek başına mı organize ediyorsunuz?

Nürnberg Demokratik Güç Birliği’ndeki arkadaşlarla konuştum. Onlar da bana yardımcı olacak. Çok sayıda kişi de destek vereceklerini söylediler. Başaracağımızı düşünüyorum. Bence bu hastane mutlaka açılmalı ve insanlık Alan Kurdî şahsında insanlığından utanmalı. Kıyıya vuran elbette yalnız Alan Kurdî’nin minik vücudu değil. Dünya insanlığıydı.


Resime ne zaman başladınız?

Ben resim yapmaya 2006 yılında başladım ama 2011 yılından bu yana temel iş olarak yapıyorum. Yani kendim tıp laborantı olmama rağmen temel meslek olarak bu işi yapıyorum.2011 yılında Ebruzen olmaya karar verdiğimden bu yana kendimi bir Ebruzen olarak görüyorum.


Ebruzen ne demek?

9.yüzyılda Japonya’da ortaya çıktığı biliniyor. Osmanlı toplumunda da oldukça kullanılmasına rağmen Osmanlı‘ya ait bir sanat değil. Ressamlar Japonya’da suyun içerisinde fırçalarını yıkarken bakıyorlarki boya yüzeyde toplanıyor. Oraya bir kağıt yatırıyorlar o boyayı kağıda alıyorlar. Ebrunun doğuşu böyledir. Çin’de kağıt süsleme sanatı olarak kullanılmış. 12 yüzyılda Semerkant’da oldukça ünlemiş. Daha sonra İpek Yolu’yla Orta Asya’ya gelmiş. 14’üncü yüzyılda İran’da Osmanlılara geçerek yaygınlaşmaya başlıyor.

Osmalı’da ilk ebruzen Mehmet Hatip Efendi’dir. Bazı resimlerin oldukça derin özellikleri vardır ve bu resimler dünyada gerek çizilim bakımında, gerekse de konu bakımında başka bir özelliği yoktur. 


Ebru sanatında diyelim bir insan resmetmek istiyorsunuz bu nasıl oluyor?

Hayır, öyle bir şey değil. Yani şablona veya örneğe bakarak bir şeyler çıkarmak burada mümkün değil, böyle şablona göre bir resim yapabilen ebruzen sayısı belki bir iki tanedir. Ben böyle bir şey yapamam.


Peki Alan Kurdî’yi nasıl yaptınız?

Bu resim tamamen hissiyat. Bu olay tüm dünyayı sarstığı gibi beni de sarstı. Bir anda resim teknesinin başına geçtiğimde mavi renk ortaya çıktı. Denizi temsil ediyordu o gün oldukça üzgündüm ve resim yapacak bir durumda da değildim. Zaten uyumamışsan, üzgünsen tekne sana resim vermez. O gün  birden deniz yapmaya başladım. Kumlar ortaya çıktı. Sonra  Alan Kurdî ortaya çıktı. Yani o resim, kendi kendini yaptı. Daha sonra bir çocuk resmi oraya girdi.


Bizim toplumumuzun sanata ilgisi nasıl?

En son sergimde bir çok Türkiyeli kuruma özel davetiye verdim. Kürtlere hatta sarı kırmızı yeşil ebru sanatını da kullanarak çok özel bir davetiye hazırlamıştım. Davetiyeleri de özellikle bizzat kendi elimle vermiştim. Kürdistanlılardan tek bir kişi bile gelmedi. İlgi duyan gelenlerin neredeyse hepsi farklı halklardandı. Almanların ilgisi oldukça yoğundu. 


ALİ KARTAL/NÜRNBERG