Özgürlük Kuşağı Rojava  1. BÖLÜM


Sykes-Picot Anlaşması ile dört parçaya bölünen Kürdistan’ın en küçük parçası Rojava, bir yandan diğer parçalardaki Kürtlerin özgürlük arayışlarının “arka bahçesi” olurken; diğer yandan da Baasçı Suriye’nin inkarı ve şoven politikalarını en ağır biçimde yaşadı. İktidarların değiştiği Suriye’de Kürt politikasında bir değişiklik olmazken buna karşı direnişler de hep olageldi. Tarihçi-edebiyatçı Husên  Mihemed Elî, Suriye iktidarlarının baskılarının artmasıyla Kürtlerin kimliklerine daha çok bağlandığını belirterek, “Benim olan zaten benimdir, senin olan da ikimizindir” şeklinde özetlediği Baas politikasını Suriye’deki mezhepsel ve etnik çelişkileri derinleştirerek bugüne geldiğini kaydetti. 

1639’da Kasr-ı Şirin Anlaşması’yla Kürdistan’ın Safevi (bugünkü İran) ve Osmanlı devletleri arasında ikiye bölünmesinden yaklaşık 300 yıl sonra Kürdistan, bu kez yeni bir “cerrahi müdahale” ile karşı karşıya kaldı. Birinci Dünya (Paylaşım) Savaşı’nın kapıyı çaldığı 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Batı, -sonradan 4’e bölünecek olan Kürdistan’ın- Güney, Kuzey ve Rojava (batı) parçaları üzerinde hakimiyet kuran Osmanlı’yı “hasta adam” olarak tanımlıyordu ve onun mirasını paylaşıyordu, gizli anlaşmalarla... “Mirası bol olan” hasta adam da, ölümünü geciktirmek için İngiltere, Fransa ve Rusya’nın başını çektiği batının “itilaf bloku”nun karşısında Almanya ve İtalya ile birlikte “ittifak bloku” içerisinde yer aldı. 1914’te dört yıl sürecek olan Birinci Paylaşım Savaşı fiili olarak başladıktan sonra 25 Ekim 1917’de Rusya’da Lenin’in öncülüğünü yaptığı Ekim Devrimi oldu ve Çarlık Rusyası yıkıldı. Çarlık Rusyası’nın yıkılmasından sonra kurulan “çiçeği burnunda Sovyet Rusyası”, İtilaf Devletleri’nden çekildi ve bu devletlerin kendi aralarında yaptığı gizli anlaşmaları da bir bir ifşa etti. İfşa edilen anlaşmalardan biri, Ortadoğu’da en büyük hançeri Kürdistan’ın kalbine saplayacak olan 1916 tarihli Sykes-Picot Anlaşması’ydı.


Yeni haritaların ortaya çıkışı

Kürtlerin o günden bugüne kadar “en uğursuz antlaşma” olarak göreceği Sykes-Picot Anlaşması, İngiltere ve Fransa arasında yapılmıştı ve ismini de anlaşmayı hazırlayan bu ülkelerin iki istihbaratçısının elemanından alıyordu. Anlaşmaya göre -kaba bir şekilde- Güney Kürdistan İngilizlere, Rojava Fransızlara bırakılıyordu; Kuzey Kürdistan ise bunlar arasında pay ediliyordu. Söz konusu anlaşmayı sorduğumuz Kobanê Kantonu Eğitim Bakanı, tarihçi-edebiyatçı Husên Mihemed Elî, Sykes-Picot’la “yeni haritaların ortaya çıktığını“ belirterek, “Biz Kürtlerin payına parçalanmışlık düşmüştü. Araplar, Osmanlı’nın gidişine kendilerini hazırlıyordu. Bu dönemde Batı’nın desteğini alan Şerif Hüseyin, Sewre Arabiya Kübra’yı başlatmıştı. Yani Büyük Arap Devrimi’ni... Batı destekliydi. Bilindiği gibi siyasette boşluk yoktur. Boşlukları bir güç mutlaka doldurur. Osmanlı’nın yarattığı boşluğu Batı destekli Araplar doldurmuştu. Sonrasında ise 22 Arap devleti oluşturuldu. Bunların bir bölümü İngilizlerin payına düşerken; biz Suriyeliler olarak Fransızların payına düştük” sözleriyle dönemin kritik eşiğini özetledi.

 

Fransızların Suriye girişi ve Kürt direnişi

Osmanlı’nın çekilmesi sonrası Suriye ile Irak’ta hüküm sürecek olan Melik Faysal hükümeti kuruldu. (Ortadoğu’da son yıllarda “Arap Baharı” ile gelişen iç savaşta El Kaide’nin bir kolu olarak ortaya çıkan DAİŞ’in Irak İslam Devleti. İsmini sonradan Irak Şam İslam Devleti olarak değiştirmesi ve “Biz Sykes-Picot’u sonlandırdık” demesi, bu bilgi ışığında daha iyi anlaşılacaktır) Şerif Hüseyin’in oğlu olan Melik Faysal’ın kurduğu hükümet, “manda hükümeti” konumundaydı. 1919’da Lübnan’ı işgal etmiş olan Fransa, 1920’de de Suriye’yi işgal etti. Bu süreci de tarihçi-edebiyatçı Husên Mihemed Elî, şu sözlerle anlatıyor: “O zaman Ceyş-ül Wetenî (Vatan ordusu) vardı Suriye’de. Başında da Şam Kürtlerinden olan Yusif Ezma vardı. Ezma ailesindendi. Aynı zamanda Suriye Savunma Bakanı’ydı. Suriye’nin kan dökülmeden işgalini kabul etmedi. Ancak ordudan sadece 3 bin kişi onunla birlikte hareket etti. Onlar da Lübnan sınırına giderek Meyselun mıntıkasında Fransızlarla çatıştı. Ezma, Fransızların ‘teslim olmaları‘ teklifini kabul etmedi ve onlar da tanklarla cenazesinin üzerinden geçerek Şam’a girdi.” 


Fransa’ya karşı Kürt direnişi

Bu dönemde bazı lokal direnişler gerçekleşse de Fransa, 25 yılı aşkın bir süre kesintisiz olarak Suriye ve Rojava topraklarında hüküm sürdü. Ta ki İkinci Dünya (Paylaşım) Savaşı yıllarında Nazi Almanyası’nın yönünü Fransa’ya çevirmesi ve Suriye’de de Fransa’ya karşı direnişlerin büyümesi üzerine Fransa ordusu, 1946’da Suriye’den çekilmek zorunda kaldı. Ancak bu dönemde birçok Kürt aktörü fiili olarak direnişe katıldı ve Fransa ordusuna karşı direniş örgütledi. Önemli Kürt direniş örgütleyicilerinden biri de İdlîb’de yaşayan İbrahim Henano’ydu. 

Direnişin ardından İdlîb merkezine dikilen Henano’nun büstünün 29 Mart 2015’te İdlîb’i ele geçiren El Kaide’nin Suriye kolu olarak ülkede örgütlenen El Nusra Cephesi tarafından yıkıldığını da hatırlatmakta fayda var. DAİŞ sözde Sykes-Picot’u bitirdiğini ve Suriye ile Irak’ı birleştirdiğini iddia etse de DAİŞ’in Suriye izdüşümü olan El Nusra da Henano’nun büstünü yıkıyordu.


Suriye’de dört yıllık demokrasi dönemi

17 Nisan 1946’da Fransız ordusunun Suriye’den çekilmesinden sonra o tarihin sonraki yıllarda “ulusal istiklal bayramı” olarak kutlanmaya başlandığını söyleyen tarihçi-edebiyatçı Husên Mihemed Elî, Suriye’de yaşayan tüm halkların, inançların ve mezheplerin bunu kendi bayramları olarak gördüğünü ve kutladığını söylüyor. Ardından -içlerinde Suriye’deki her oluşumdan insanların yer aldığı- toprak sahibi muhafazakarlar ile burjuvaların ortak bir hükümet kurduğunu söyleyen Elî, sonraki dönemde güçlenen orduyla neredeyse yılda iki askeri darbenin yapıldığı bir darbeler sürecinin başladığını aktardı. 1954’ten 1958’e kadar süren dört yılı “Suriye’nin demokrasi, özgürlük ve eşitlik gördüğü yıllar” olarak değerlendiren tarihçi-edebiyatçı Elî, bu dönemin iktidarında Şükrü Kuvvetli’nin olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Bu dört yılda demokrasi, örgütlenme özgürlüğü ve seçimler oldu. Şükrü Kuvvetli demokratik bir zihniyete sahipti. Bu dönemde sol ve komünist partiler çok güçlendi. Neredeyse tüm sokaklar komünistlerin elindeydi. Mesela Kobanê’de bir tek Komünist Parti vardı. Onun kalesiydi. Sonradan Kürt partileri kurulmaya başlandı. Ama Kürt partilerinin hepsi de Komünist Parti’nin talebeleriydi.”


‘Komünizm tehlikesi’ ve Birleşik Arap Cumhuriyeti

Şükrü Kuvvetli iktidarının Sovyet Bloku ile yakınlaşması üzerine Batı’nın desteklediği Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdulnasır, Mısır ve Suriye’yi “komünizm tehlikesine karşı(!)” Birleşik Arap Cumhuriyeti adı altında birleştirdi. Dört yıl süren zorlu ve kıtlıkla geçen bir dönemin ardından birlik, 1963’te yıkıldı. Ardından 8 Mart 1963’te “uyanış” anlamına gelen Arap milliyetçisi Baas Partisi iktidara geldi. Şoven bir politika güden Baas, Suriye toprakları üzerinde yaşayan herkesi “Araplaştırma” politikasını yürüterek Suriye’de Araplardan sonra en çok nüfusa sahip olan Kürtlerin anadilini yasakladı, topraklarına el koydu, örgütlenmelerini engelledi, yer isimlerini değiştirdi ve Kürtleri asimilasyona tabi tuttu. 


Baas’ın inkarcılığı ve şovenizmi

1963’te iktidarı ele geçiren Baas Partisi’nin yedi yıllık iktidarından sonra Hafız Esad, “parti içi darbeyle” iktidarı ele geçirdi, eski “ülküdaşlarını” ya zindana attı ya da sürgüne zorladı. Alevi olan Hafız Esad, devletin tüm kurumlarına Alevileri yerleştirdi ve kadrolaşmayı onlarla yaptı. Kürtlerin üzerine daha sert giden Baas iktidarı, Girê Sipî ve Ezaz-Cerablus hattında daha önce temelleri atılan “Arap Kemerleri”ni tamamladı. Baas’ın bu zorbalığına karşı “Kürtlerin kimliklerine ve dillerine daha sıkı sarıldığını” söyleyen tarihçi-edebiyatçı Elî, “Baasçıların politikası şu şekilde özetlenebilir: ‘Benim olan zaten benimdir, senin olan da ikimizindir.’ Bu politika mezhep çelişkisini derinleştirdikçe derinleştirdi. Çatışmalar yaşandı. Ama patlama, 2011’de tüm Suriye’yi iç savaşa sürükleyen ve bugün de devam eden aşamaya getirdi” diyor. 


Özgürlüğün arka bahçesi: Rojava

Sykes-Picot Anlaşması ile dört parçaya bölünen Kürdistan’ın nüfus ve coğrafya olarak en küçük parçası olan Rojava, -yani Bat Kürdistan- Kürtlerin siyasi literatüründe “Güneybatı Kürdistan”, “binxet (Almanya ile Osmanlı’nın çektiği tren hattının altı)”, “birayêbiçûk (küçük kardeş)” ve “Rojava” olarak tanımlandı. Doğu’da Dêrika Hemko’dan başlayarak Efrîn’e kadar ince bir hat olarak uzanan “küçük kardeş” Rojava, hiçbir zaman diğer parçalardaki özgürlük isyanlarının “arka bahçesi” olarak ulusal görevini yerini getirmekten geri durmadı. 


Kuzey’deki isyanlar ve Rojava’ya göç

1927 yılında Beyrut’ta kurulan Xoybûn Cemiyeti, Cizîrê, Şam ve Halep gibi merkezlerdeki Kürtleri bir araya getirdi. Xoybûn Cemiyeti kurucularının arasında eski Kürdistan Teali Cemiyeti’nin üyeleri, Şêx Seîd’in çocukları, Bedirhan Bey’in torunları ve Cemil paşazadeler gibi Kürt ailelerinden isimler de vardı. Birleşik bağımsız bir Kürt devleti kurmayı hedefleyen Xoybûn Cemiyeti, 1927 ile 1930 yılları arasında Ağrı’daki isyanları örgütledi. Öncesinde de Kuzey Kürdistan’da başlayan Şêx Seîd İsyanı’nın bastırılması sonrası da birçok isyancı ve aşiret Rojava’ya göç etmek zorunda kalmıştı. Milli ve Miran aşiretleri bunların başında geliyordu. Daha sonra uygulanan Şark Islahat Planı çerçevesinde de 20-25 bin kadar Kuzey Kürdistan Kürt’ü Rojava’ya göç etmek zorunda kaldı. Rojavalılar, Güney Kürdistan’da KDP öncülüğünde başlatılan isyanları da aktif bir şekilde desteklemekten geri durmadılar. Rojava’nın Kürtlerin özgürlük istemine yaptığı ev sahipliğini Husên Mihemed Elî, şu sözlerle dile getiriyor: “Amed’deki bir konferansta da söyledim: Eskiden Rojava, diğer parçaları destekliyordu, orada şehit veriyordu. Ama şimdi başta Kuzey Kürdistan olmak üzere diğer parçalardaki halkımız Rojava için canını ortaya koyuyor ve bedel ödemekten kaçınmıyor.”


Kürt aydınlanması ve Rojava

Yoğun bir göçün yaşandığı Rojava, Kürt dili ve aydınlanmasının da merkezi oldu. 1920’li yıllarda buraya göç etmek zorunda kalan Celadet Elî Bedirxan ile kardeşi Kamuran Elî Bedirxan öncülüğünde çıkarılmaya başlanan Hawar dergisi, ilk Kürtçe dergi olmasının yanı sıra burada Kürtçe Latin alfabesinin de temelleri atıldı. Dergide başta Osman Sebrî, Cegerxwîn, Haco Axa, Memdûh Selim, Qedrîcan olmak üzere birçok Kürt aydını kalem oynatarak hem Kürt aydınlanmasına hem de Kürtçe’ye katkı sundu. Bu dönemdeki kimi kültürel çalışmalara izin vermede Fransızların kısmi de olsa desteğinin olduğunu belirtmek gerekir. 


Öcalan’ın Rojava’ya geçişi

Ancak Rojava için asıl büyük gelişme, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 29 Temmuz 1979’da Rojava’ya geçmesiyle oldu. 1980 Askeri Darbesi’ni sezen Öcalan, darbeden önce Urfa’nın Suruç ilçesi üzerinden Kobanê’ye geçti. Öcalan’ın Kobanê’ye gelişiyle Rojava, adeta bir akademiye çevrildi. Bu akademiden mezun olan yüzlerce Rojava genci özgürlük devrimine atıldı. Yine PKK’nin Ortadoğu’da güç kazanmasıyla Hafız Esad rejimi de Kürtlere dönük politikasında kısmi bir yumuşamaya gitmek zorunda kaldı. Bugün bütün dünyanın sadece büyük bir gıpta ile izlemekle yetinmediği ve bizzat mazlum halkların umudu ve tüm Ortadoğu’ya model olacak Rojava Devrimi’nin temelleri, tam da bu dönemde bizzat Öcalan tarafından atıldı. Rojava Devrimi’nin iğneyle kuyu kazar gibi Öcalan’ın 20 yıllık büyük emeğinin ürünü olduğunu sadece Rojavalı Kürtler değil, Öcalan karşıtı olan güçler de teslim ediyor.

YARIN: Katliamlar ve baskılar devrime kıvılcım oldu


HAYRİ DEMİR/ERSİN ÇAKSU/DİHA/KOBANÊ