Her yeni merak konusudur. Hele de SYRİZA ve onu başarıya götüren süreç gibi öğretici yanları varsa, bilme merakı bir öğrenme sürecine de dönüşür.
Halkın yararını, insanca yaşamını hedefleyen cesur ve alışılmışın üstüne çıkan önermeler ve programlarla değişik kesinlerin birlikte mücadele ederek başarmasının mümkün olduğunu gösteren, topluma kendini kabul ettirmenin ona benzemekle mümkün olduğu hatta sosyalistlerin ve ateistlerin bile toplumla buluşmak adına gerici de olsa örf ve adetlere, dini ritüellere tevessül etmeleri gerektiği yönünde gelişen ve son dönemde gittikçe güçlenen düşünceyi yerle bir eden bu sürecin, zengin bir öğreticiliği olduğu/ olacağı şimdiden malum.
Ancak, bu konuda kamuoyunda en çok tartışılan nedir diye baktığımda gördüğüm manzara, oradan dünyaya yayılan enerjiden korkanların yoğun blokaj çabalarını gösteriyor. Süreç devam eder mi tartışmalarında yapılan olumsuz değerlendirmelerin pek çoğu, asıl öğrenilecekleri perdeleme amacı da güden bu çabanın görüneni. Bu yüzden konuya buradan girmek istiyorum.
Yunanistan’da SYRIZA’nın zaferi malum. Ancak bu başarının sürdürülemez olduğunu peşinen söyleyenler gibi, kuşkucu yaklaşımlarla işi aynı sonuca vardıranlar hiç de az değil.
Fakat atladıkları çok önemli iki şey var. Birincisi; bu başarıya inanan, onunla heyecanlanan umutlanan kesimler de değişik olasılıkları biliyorlar, ancak olumsuz olasılıkların bertaraf edilebilmesi için yapılması gerekenlere odaklanıyorlar. İkincisi; şimdiye kadar olanlar, açıklanan hükümet programı ve Çipras’ın göreve başlarken yıktığı tabular, kırdığı kalıplar ile yarattığı etkinin bu kadar hali ile bile, yani şimdiden, insani değerler ve özgürlükler adına yürütülen mücadelede büyük bir başarı olarak tescillendiği gerçeği…
SYRIZA ve Çipras şahsında kapitalist dünyaya, küresel sömürü düzenine, muhafazakarlığa bir başkaldırı, ciddi bir itiraz olarak orta çıkan bu başarıyı, sonunda mutlak başarısızlığa bağlayan bu değerlendirmelerin kaynağına baktığımızda, karşımıza kapitalist dünya savunucularının, militarist, muhafazakar, yasakçı anlayışların çıkıyor olması, bu yüzden bir tesadüf de değil, şaşırtıcı da değil. Ancak kimi sol kesimlerden yükselen kuşkucu ve olumsuz değerlendirmelerin nedenine baktığımızda karşımıza çıkan şey, bizi başka bir yere, büyük bir özgüven eksikliğine götürüyor.
Türkiye’de iktidar güçlerinin SYRIZA’dan ve Çipras’dan korkmasının özel nedenleri de var malum. HDP ile SYRIZA arasında kurulan kimi paralellikler yanında, ekonominin uzun zamandır bir çıkmazda olması ve bu çıkmazın büyük bir krize dönüşmesinin an meselesi olması, devletin ekonomik krizi aşmak için halka uyguladığı ağır vergiler, pahalılık, işsizlik, açlık sınırının altında kalan asgari ücret ve benzeri pek çok hali ile Türkiye ekonomisi ile Yunanistan ekonomisi arasında kurulan paralellikler bu korkuyu besliyor.
Çipras’ın göreve başlama törenleri sırasında dahi, yani tüm dünyanın gözü önünde dini ritüelleri reddetmesi ve kapitalist dünyanın modern yuları gravatı takmaması, yaptığı açıklamalarda ateist olduğunu ifade etmesi, özel yaşamında devlet icazetini de dini icazeti de hiçe sayması, tüm bunlar, militarist, tek tipçi, muhafazakar ve dinci bir yönetim hedefleyen AKP’yi korkutmasın da kimi korkutsun, öte yandan.
Yani, SYRIZA’nın başarısı ile heyecanlanan, umutlanan kesimler ne aptal ne de cahil. Aksine sömürü düzenine karşı devrimci bir tutum ve ruh hali içindeler. Coşkuları ise çocukluklarından değil yüksek özgüvenlerinden ve insani değerlere olan inançlarından geliyor.
Ancak mesele sadece heyecanlanmak, umutlanmakla sınırlı soyut bir düzlemde bırakılamayacak kadar değerli. Ve duyduğumuz heyecanın, içimizde yeşeren umudun hayata dair bir anlamı olmasını istiyorsak, bu olanlardan ne öğrendiğimize, bu öğrendiklerimizi kendimizde nasıl uygulayacağımıza da kafa yormak zorundayız.