25 Kasım’da ve bundan sonraki günlerimizde bizim için yazılmış bir kurtuluş reçetesi varsa evimizde, iş yerimizde, sokakta hâkim olan ve tüm alanlarımızı bize dar etmeye yemin etmiş erkek şiddetiyle hep birlikte mücadele etmek.

Tüm dünyadaki kadınların şiddete karşı sokağa çıktığı 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’ndeyiz. Diğer senelerde olduğu gibi kadınların yoğun katılımıyla şiddete karşı seslerini yükseltecekleri güne kadınlar bu sene nasıl giriyor, öncelikle buna hep birlikte bakmamız gerekiyor. Çünkü muktedirler hariç herkesin nasibini aldığını ekonomik kriz, doğrudan ve dolaylı olarak yine en çok kadınları etkiliyor.

Ataerkil toplumlarda “aileyi geçindirme” görevinin doğrudan ona verildiği düşünülen ve bu role kendini son derece kaptıran erkek:

· Borçlarını ödeyemediğinde,

· İşsiz kaldığında,

· İşvereniyle sorun yaşadığında,

· Kahvede, toplu taşıma aracında, sokakta biriyle sorun yaşadığında,

· Çocukları kendisinden talepte bulunduğunda,

· Yemeğin tuzu fazla olduğunda,

· Kadın onun istemediği bir kıyafet giydiğinde; eşine şiddet uyguluyor.

Yine aynı erkek:

· Kadın ondan boşanmak istediğinde,

· Kadın çalışmak istediğinde,

· Kadının başka bir erkekle görüştüğünü “düşündüğünde”,

· Kadını kıskandığında; eşini öldürüyor.

2016-2019 Ağustos arasında öldürülen 1167 kadın, bir ordu demek. Ölüler ordusu peşimizi bırakmıyor ve bu orduya her geçen gün başka bir kadının bedeni ekleniyorsa bizim de ses çıkarmaktan, mücadele etmekten başka şansımız yok.

Rakamlar arasında uçurum var

Türkiye’de kadınlara yönelik şiddetin, bile isteye yürütmedikleri protokollerle, imzalamadıkları sözleşmelerle, cezasız bırakıp güç verdikleri erkek faillerle birinci dereceden sorumlulardan biri olan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun 15 Kasım 2019’da açıkladığı rakamlara göre Türkiye'de 2016'da 304, 2017'de 353, 2018'de 280, 2019 yılında 299 kadın öldürüldü. Ancak Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) tarafından açıklanan verilere göre 2016'da 328 kadın, 2017'de 409 kadın, 2018'de 440 kadın öldürüldü.

CHP Milletvekili ve TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu (KEFEK) Üyesi Necati Tığlı tarafından hazırlanan Türkiye’de Kadın Cinayetleri ve Çocuk İstismarı Raporu'nda yer alan verilere göre 2019 yılının sadece ilk 6 ayında 214 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Kadınların çok azını daha önce tanımadıkları erkekler öldürdü.

Çoğunu ise:

· Eşleri,

· Eski eşleri,

· Sevgilileri,

· Eski sevgilileri,

· Abileri ve babaları öldürdü.

Kriz de önce kadınları vurdu

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2019 yılı Ocak ayında, 15 yaş ve daha yukarı yaştaki 30 milyon 865 bin kadının sadece 8 milyon 661 bini çalışma imkânı buldu. Bir diğer ifadeyle çalışma çağındaki kadınların sadece yüzde 28,1’i çalışabildi.

TÜİK işgücü istatistiklerine göre 2008 krizinin bilançosunu sırtlanan 2009’da kadın işsizlik oranı 14.3’e yükselmişti. 2009 sonrası yüzde 10 gibi oranları görse de, 2013 yılında önü kesilemeyen bir ivme kazanarak hızla artmaya devam etti. 2017 yılına gelindiğinde kadın işsizlik oranı 14,1’i; 2019 itibarıyla ise 16.5’i gördü.

2019 Ocak ayında kadınlarda işsiz sayısı 1 milyon 714 bin, işsizlik oranı ise yüzde 16,5 düzeyindeydi. İş aramayıp çalışmaya hazır olanlar da dahil edildiğinde kadınlarda işsiz sayısı 1 milyon 714 binden 3 milyon 74 bine çıkıyor. Bu durumda da kadınlarda işsizlik oranı yüzde 26,2’ye yükseliyor.

Genç işsizliği ve kentlerde çalışan kadınların işsizliğinin tehlikeli boyutlara ulaştığı belirtilen DİSK-AR raporunda, “Bu dönemde ne eğitimde ne istihdam olanların (NEET) oranında artış görülüyor. NEET kadınların oranı yüzde 38'lere ulaştı. Özellikle kriz dönemlerinde kadın işsizliğinin standart işsizliğe göre daha fazla arttığı biliniyor. Bu dönemde genç işsizliğinin artışının belirleyicisinin kentsel genç kadın işsizliğindeki artış olduğunu söylemek mümkün. Kentsel genç kadın işsizliği son 2 aylık periyotta yüzde 40'ları geçti. Kentsel genç kadın işsizliği Ağustos 2018'de yüzde 32.9 iken Ağustos 2019'da yüzde 42.6'ya yükseldi” denildi.

Bu tabloya göre:

· Ocak ayında, 15 yaş ve daha yukarı yaştaki yaklaşık 30 milyon kadından sadece 8,7 milyonu çalışma imkânı buldu,

· Çalışan 8,7 milyon kadından 1,8 milyonu ücretsiz aile işçisi konumunda,

· Ücretli ve yevmiyeli çalışan kadın sayısı 5,9 milyonda kaldı,

· İş aramayıp çalışmaya hazır kadın sayısı 1 milyon 360 bini, iş bulma ümidi olmayan kadın sayısı 250 bini buluyor,

· 11,3 milyon kadın ev işleriyle meşgul sayıldıkları gerekçesiyle işgücüne dahil edilmedi.

Kriz kadınları bu denli etkilerken bittabi toplumun tüm grup ve kesimlerini de vurdu. Ancak kadınlar ekmeklerinin derdindeyken çoğu kez canlarının derdine düştü.

Siyanürle 'intihar" değil, cinayet

Son zamanlarda gündeme gelen siyanürle intihar vakalarının ardında yatan birincil neden ekonomik kriz olsa da bu vakaların boyutu ve tetikleyicileri son derece ürkütücü.

8 Kasım 2019’da Antalya’da sekiz katlı bir apartmanın en üst katında oturan Selim Şimşek (36), eşi Sultan Şimşek (38) ile çocukları Ceren (9) ve Ali Çınar Şimşek'in (5) cesetleri bulundu. Yapılan araştırmalarda kriz nedeniyle 9 aydır işsiz olan ve borçlarını ödeyemeyen Selim Şimşek'in, eşi ve iki çocuğunu siyanürle zehirledikten sonra intihar ettiği belirlendi. Babanın çocuklarla aynı odada bulunan cansız bedenine rağmen, Sultan Şimşek’in bedeni evin banyosunda bulundu. İncelemelere göre Sultan Şimşek’in siyanürle “intihar”dan haberi olmadığı söylendi.

Yine 15 Kasım 2019’da İstanbul Bakırköy'de bulunan bir dairede anne-baba ve çocuklarının cansız bedeni bulundu. AFAD ekiplerinin dairede yaptığı ölçümlerde olay yerindeki kokunun siyanür olduğu tespit edildi. Ekipler evin salonunda yerde, Kapalıçarşı'da kuyumcu olan Bahattin Delen (38) ile çiftin 6 yaşındaki oğulları Ali'nin cansız bedenini buldu. Evde yapılan incelemede bir odada siyanür bulundu. Yapılan araştırmalar sonunda annenin, siyanürden zehirlenmeye başladığı anda can havliyle yardım istemek için daire kapısını açtığı ancak aynı yerde hayatını kaybettiği belirlendi.

İki olayda da ekonomik kriz nedeniyle yaşamına son vermek isteyen bir erkek, beraberinde eşlerini ve çocuklarını da götürdü. Birincil nedeni atlamadan ikinci nedene odaklandığımızda gördüğümüz fail yine bir erkek. O erkeğin intihar etmesine neden olan koşulları yaratan iktidar sahiplerinden sonra sorumlu olan bir erkek. En iyi ihtimalle kendilerinden sonra eşlerinin yaşamını devam ettiremeyeceğini düşünen erkekler. Kötü ihtimalle ise onsuz bir yaşamın eşi ve çocukları için değerli olmadığını düşünen, eşi ve çocuklarının onlar yoksa zaten yaşayamayacak olan muhtaç kimselere dönüşebilecek bireyler olduğu. Aslında olan ise cüretle işlenen bir cinayet.

Olayın yakıcılığı ve sarsıcılığı o denli dar bir çerçeve oluşturdu ki bize, gözümüzün önünde olanı ya görmeyecek ya da önemsemeyecek konuma geldik. Ancak yaşanılanlar ne denli sarsıcı ve üzücü olursa olsun birileri bunları konuşmalı. İradesi yok sayılan, kendileri adına karar verilen çocuklar ve kadınlar vardı ve artık yoklar. Çünkü yine bir erkek onlar adına karar verip, kendiyle birlikte onların da yaşamına son verdi. Haberlerde “Cinnet getiren erkek önce karısını sonra kendini vurdu” olarak gördüğümüzde söyleyebildiğimiz hâliyle: Cinayet.

3 yılda 1167 kadın

Erkeklerde hâkim olan düşünce bu olduğu için kabul görenin bu olduğu, hâlâ, düşünülür: Eşinden ayrılan, eşlerini kaybeden kadınlar ayakta duramaz ve/veya çocuklarının da yaşamını idame ettiremez. Ancak çevremdeki örnekleri, özellikle kendi annemi düşününce bunları söylememek o kadınlara yapılmış büyük bir haksızlık gibi geliyor. Kadınlar, erkekler tarafından maruz kaldıkları tüm şiddete, yok sayılmaya, yalnızlaştırılmaya, çocuklarıyla terk edilmelerine rağmen erkeklerden daha yüksek bir motivasyonla tutunuyorlar hayata. İş buluyorlar, baba kadar yükümlü oldukları hâlde daha fazla sorumluluk alıp çocuklarını tek başlarına büyütebiliyorlar, inanır mısınız kimileri iş dahi kurabiliyor! İlginç, değil mi?

Tablo ortada. Bu 25 Kasım’da ve bundan sonraki günlerimizde bizim için yazılmış bir kurtuluş reçetesi var ise evimizde, iş yerimizde, sokakta hâkim olan ve tüm alanlarımızı bize dar etmeye yemin etmiş erkek şiddetiyle hep birlikte mücadele etmek. 2016-2019 Ağustos arasında öldürülen 1167 kadın, bir ordu demek. Ölüler ordusu peşimizi bırakmıyor ve bu orduya her geçen gün başka bir kadının bedeni ekleniyorsa bizim de ses çıkarmaktan, mücadele etmekten başka şansımız yok.

 YARIN:

Serêkaniyê’den bir göç hikayesi 

DENİZ DURU