Kürtçe’nin kurumsallaşması, güçlenmesi, korunup gelişmesi için yapılan çalışmalar ve hangi çalışmaların yapılması gerekentiğini yazmaya başlamışken Tahir Elçi’nin devlet eliyle katledildiğini şok içerisinde öğrendik.
Nur içinde yatsın, ama huzurlu yatamayacağı kesin. Onu katleden, onun da bir parçası olduğu özgürlük, eşitlik, insanca bir yaşam mücadelesini boğmaya çalışan katil devlet var oldukça da, ne o ne de onurlu hiçbir dostu, yoldaşı, insanı huzur bulabilecek.
Tahir Elçi, belki de Kürtçe’nin başkenti sayılabilecek bir kentten, Cizre’den. Cizre, Kürtlerin ve Kürtçe’nin en önemli eğitim merkezlerinden biri olan Medresa Sor’un (Kızıl Medrese) toprağı. Kürtçe’nin en önemli kaynağı olan Mem û Zîn’in mekanı. Kürtlerin kendi kendilerini, kendi dil ve kültürleriyle yönetebildikleri son özgür Kürt ‘devleti’ Botan Eyaleti’nin başkenti. Kürt ulusal bilincinin yayılması konusunda çok önemli bir rol oynayan Bedirxan ailesinin şehri. Kürtçe’nin dil özelliklerini başka dillerle karşılaştırmalı bir şekilde inceleyen, Kürtçe’nin ilk bütünlüklü gramer kitabını yazan, Kürtçe’nin Latin harfleriyle alfabesini hazırlayan, Kürtçe’nin mücadele ve kurumsallaşma tarihinde en önemli köşe taşı olan Hawar dergisinin sahibi, emektarı Celadet Bedirxan’a ve en az onun kadar mücadele etmiş, Kürtçe yazmış, toplamış, çevirmiş, yayınlamış, Ronahi dergisinin sahibi kardeşi Kamuran Bedirxan’a ruhunu veren şehir.
Cizre, bütün baskı, yasak ve şiddete rağmen Kürtçe’nin hala en fazla konuşulduğu, yeni doğan çocukların, yüksek eğitimli gençlerin, anadilinde saklı hafızayı koruyup yeni nesillere aktaran yaşlıların, bir bütün olarak kimliğinin hassasiyetini en üst düzeyde taşıyan bir halkın yurdu. Kürt özgürlük mücadelesinin başladığı günden beri en fazla destek gördüğü ve devlet zulmüne isyanın en güçlü çıktığı yer de Cizre. 90‘larda panzerler üzerine yürürken sokakta kalma direnci gösteren halkın, Berîvan’ın memleketi ayrıca. Ve son olarak statüsüzlüğe, devlet şiddetine, savaşa karşı çıkarak özyönetim talebiyle kentini de kendini korumaya karar veren bir şehir Cizre. Bütün bu özelliklerinden dolayı hem Cumhuriyet döneminde, hem darbeler döneminde hem de AKP döneminde en fazla baskıya, zulme, savaşa maruz kalmış, en ağır bedelleri ödemiş şehir Cizre.
Tahir Elçi de bu kentin suyunu içmiş, toprağına dokunmuş, dilini almış ve ruhunu kazanmış bir onurlu insan. Cizre’nin bütün tarihini, direnişini, mücadelesini, dilini, ruhunu, adaletini, cesaretini, özgürlük tutkusunu bedenine sığdırmış, bunlarla büyümüş, bunların verdiği güçle mücadelesini sürdürmüş bir dava insanı. İnsanı korumak ve adaleti savunmak olan mesleğine başladığından beri Cumartesi Anneleri’nden tutun Roboskîli ailelere, 90‘larda devletin evini-yurdunu yaktığı, köyünü boşalttığı insanlarımızın AİHM davalarından tutun faili devlet olan onlarca cinayete kadar çok büyük bir mücadele örneği sergilemiş, ciddi kazanımlar elde edilmesinde pay sahibi olmuştur.
Kendisine “Türk tarafına Kürtleri, Kürt tarafına da Türkleri anlatma” misyonu da biçen Tahir Elçi, televizyonda “PKK terör örgütü değildir” dediği için önce program sunucusu ve diğer konukların sonra da devletin ve hükümetin lincine uğradı, kafatasçı milyonlarca barış düşmanı insanın hedefi haline getirildi. Ve malesef fazla zaman geçmeden bu tezgahın içinde devlet eliyle, güpegündüz, kameraların önünde tek kurşunla suikaste uğradı.
Devlet bu şekilde yaptığı her katliamda birçok detayı bir araya getirir, semboller savaşı da yapar. Tıpkı Musa Anter, Vedat Aydın, Hrant Dink cinayetlerinde olduğu gibi, Tahir Elçi’nin katledilmesinde de onlarca sembol, işaret vardı. PKK’nin kuruluş yıldönümüne denk getirilmesi, kültürel mirasımızın savaştan korunması için basın açıklaması sırasında olması, son sözlerinin “silah çatışma operasyon istemiyoruz” olması, Kürdistan’ın başkenti olan Amed’de ve onun kalbi olan Sur’da olması, kentte aynı anda devrimci gençlerin ve kadınların konferansının olması gibi bir dizi sembol var. O sembollerden bir tanesi de Tahir Elçi’nin memleketi, Cizre. Devlet, bu cinayetle bir bütün olarak Kürt halkına, örgütlerine, kurumlarına açık bir mesaj vermiş, “Kürtlerin tarihine, mücadelesine, barış taleplerine karşı sonuna kadar savaşta ısrar” demiştir.
Hepimizin başı sağolsun!