“Ben biat etmemenin bir kişisel konfor yarattığını düşünüyorum. Kendinle barışık olmak, kendini sevmek, kendine değer vermek gibi. Biat etmemek, güç veren bir şey. İnsanı en çok koruyan şeyin de cesaret olduğunu düşünüyorum. Siz korktukça daha çok üstünüze geliyorlar. Ben bunu 30 yıllık mücadelede çok net anladım.”
BİRCAN DEĞİRMENCİ
Türk devletinin Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik operasyonları sırasında bombalara isminin yazılmasından dolayı eleştirilen Nedim Şener, kendisini eleştiren İnsan Hakları Derneği Eşbaşkanı Eren Keskin’e 12 Ekim’de katıldığı CNN Türk canlı programında hakaret etti ve hedef gösterdi.
İnsan Hakları Derneği Eşbaşkanı Eren Keskin, canlı yayında kendisine hakaret eden Nedim Şener’i izlerken aklına Tahir Elçi’nin geldiğini söyleyerek, “İlk defa öldürüleceğim hissine kapıldım” dedi.
‘İlk defa öldürüleceğim hissine kapıldım’
Eren Keskin, 12 Ekim günü Ankara’daki İHD Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen toplantı ardından evine döndü. Aralarında gazeteci Nedim Şener’in de bulunduğu CNN Türk tartışma programında Suriye meselesi konuşuluyordu. Keskin, Şener’in yaptığı yorumlara karşılık sosyal medya hesabından “Nedim Şener nasıl bir Kürt düşmanısın” diye bir tweet attı.
Attığı tweet üzerinden iki dakika geçmeden Nedim Şener’in bir anda canlı yayında adını telaffuz ederek “Alçak bir Türk düşmanı, PKK yanlısı kadın bana böyle yazmış. Alçak, şerefsiz” diye hakaretler yağdırdığını söyleyen Eren Keskin, “Ben şaşkınlık içinde izlerken bana telefonlar gelmeye başladı. Programı izleyen arkadaşlarım aradı. Aklıma birden Tahir Elçi geldi, öldürüleceğim hissine kapıldım. Çok ilginç bir duyguydu. Davalar falan o kadar korkutmuyor ama milyonlara ulaşan açık bir tehditle karşı karşıyaydım. Sabaha kadar uyuyamadım. Şener, sosyal medyada da benzer şeyleri yazdı benimle ilgili. Ne yapmak gerekir diye arkadaşlarla telefonda konuştuk. Benim yaptığım sadece siyasi bir tespit. Ben ona hakaret etmedim. Zaten yaptığı açıklamalara göre kendisine Kürt düşmanı denmesinin hoşuna gitmesi lazım. Sevmiyor çünkü Kürtleri, bu çok net” diye konuştu.
Irkçılığın sıradanlaşması
Ertesi gün Şener hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunan Keskin ile ilgili Nedim Şener “Çok memnunum, bir kere de yüzünüze karşı söylemek için hazırlanıyorum” diye bir tweet attı. Sosyal medya üzerinden korkunç tehditler aldığını, kişiliğine iğrenç hakaretler edildiğini belirten Eren Keskin, “Tehdit edenler o kadar düşük kalite bir çevre ki. Bu insanlarla nasıl bir arada yaşıyoruz? Türkler dışında herkese düşman bir topluluğun içinde yaşıyorsun. Irkçılık o kadar sıradanlaşmış ki” diye konuştu. Olaydan bir hafta sonra ise Keskin’in annesinin evi Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından basıldı. Keskin, “Ben açıkçası sonrasında bir saldırı olmasa bile yargı yoluyla bana bir şey olacak diye bekliyordum. Ben avukatım, her gün adliyedeyim. Bir telefonla beni rahatlıkla çağırabilirler. Ne diye evimi gece saat dokuz buçukta basılır ki? Geçen defa ev basıldıktan sonra apartmandaki konuşmalar kulağıma geliyor. Benim apartmana gelip gitmemi istiyorlar. Annemle oturmaya başlayacağım diye korkuyorlarmış. Orası benim anneannem ve dedemin evi. Benim bağım, büyüdüğümüz yer. Benim oraya gelmemem üzerine toplanıp konuşuyormuş insanlar. Sürekli bir tedirginlik yaratmak isteniyor” dedi.
‘DGM’yi arar konumdayız’
TEM’e gitmek istemeyen Keskin, avukatıyla birlikte savcılığa ifade vermeye gider. Yargıcın ilk sorusunun Murat Karayılan ile ilgili olduğunu ve bu durumu ‘akıl almaz’ bulduğunu ifade eden Keskin şunları dile getirdi: “90’larda da çok yargılandım. O beğenmediğimiz DGM’leri bile arar konumundayız. Bir yargıç ya da savcı tavrını görebiliyordunuz. Bir çok avukat da aynı fikirde. Benim ifademi alacak yargıcın ilk sorusu Murat Karayılan’la ilgili. Böyle bir sorgu olabilir mi? Karayılan’ın yakalarsan ‘Böyle mi dedin?’ diye ancak ona sorabilirsin. Karayılan’ın bir açıklamasında kayyumlara karşı feministlerin, sosyalistlerin ses çıkartması isteniyormuş. Benim de kayyumlarla ilgili attığım tweetler var. Karayılan’ın talimatıyla atmışım deniyor. Akıl alır bir şey değil. 30 yıldır insan hakları mücadelesi içerisindeyim, hiç kimseden biz talimat almayız, kaldı ki böyle bir iddia komik.”
‘Garip bir ruh hali’
İfadenin ardından serbest bırakılan Keskin, bu duruma sevinemediğini söylüyor: “Bir gün önce Diyarbakır belediye başkanı ve kadın belediye başkanları tutuklandı. Selçuk beyi tanıyorum, yıllardır insan hakları savunucusu bir hekim. Böyle bir insanı sudan gerekçelerle tutukluyorsun. Serbest kalınca tabii ki seviniyorsun, ama bu sefer, ama onlar da dün tutuklandı diyorsun. Garip bir ruh hali. Yargı reformu paketinin Resmi Gazete’de yayınlandığı gün oluyor bunlar. ‘Biz ifadeye özgürlük getiriyoruz’ diyorlar ama aynı gün tutuklanan gazeteci oldu. O zaman ne anlamı kalıyor? Yine istediğin gibi uygulayacaksın yasaları.”
‘AİHM’i de eleştiriyorum’
Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası sözleşmelere uygun davranmadığını hatırlatan Keskin, AİHM sözleşmesine göre düşünce nedeniyle hiç kimsenin tutuklanamayacağını, fakat Türkiye’de bu sözleşmeye hiçbir şekilde uyulmadığını belirtiyor: “AİHM’i de eleştiriyorum, mesela ayrımcılık yasağını içeren 14. madde var. Türkiye genel olarak bu tür tutuklamalarda ya Kürt oldukları için ya da Ermeni meselesine farklı baktıkları için ayrımcılık yaparak tutukluyor insanları. Temelinde bir ayrımcılık var ama bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti devleti bir kere bile 14. maddeden mahkum edilmedi. Bu nedenle AİHM çoğunlukla devletler mahkemesi gibi davranıyor, orada da bağımsız bir yargıdan söz edemiyoruz. Orada amacımız Türkiye’nin bu anlamda sözleşmeye uygun hareket etmesini sağlamak. Ama maalesef bir kere bile uygun davranmadı.”
‘Cesaret insanı korur’
“Biz hiç değişmiyoruz, olduğumuz yerdeyiz. Onlar değişiyorlar” diyen Keskin devamla şu değerlendirmeyi yaptı: “2009’da Xabur’dan Türkiye’ye giriş yapanlar oldu. Kısmen 1915 için özür dilendi, Dersim için keza öyle. E ne oldu? Şimdi tam tersini yapıyorlar. Ama biz durduğumuz yerdeyiz. Bizim de onlara göre değişmemizi istiyorlar. Hayır biz devlet gibi düşünmek zorunda değiliz. Ben biat etmemenin bir kişisel konfor yarattığını düşünüyorum. Kendinle barışık olmak, kendini sevmek, kendine değer vermek gibi. Biat etmemek, güç veren bir şey. İnsanı en çok koruyan şeyin de cesaret olduğunu düşünüyorum. Siz korktukça daha çok üstünüze geliyorlar. Ben bunu 30 yıllık mücadelede çok net anladım.”