
CHP'li milletvekili Mustafa Balbay'ın tahliyesine karar veren Türk yargı sistemi, aynı niteliği taşıyan tutuklu 5 milletvekilinin tahliye talebini görmezden gelirken; AKP ile Fethullah Gülen Cemaat'i arasındaki çatışma polis ve yargı üzerinde kızıştı. Tutuklu BDP'li milletvekillerin müdafilerinden Av. Reyhan Yalçındağ, yaşanan gelişmelerin, uzun süredir tartışmasını yürüttükleri "ikili hukuk sistemi"ne ilişkin eleştirilerini haklı çıkardığını belirtti. Balbay'ın aksine Kürt milletvekillerine ilişkin verilen "olumsuz" kararı "olağanüstü, hukukdışı ve yasadışı karar" olarak değerlendiren Yalçındağ, benzer bir durumun da yakın zamanda Gever'de yaşandığına dikkat çekti. Üç yurttaşın polis tarafından katledilmesi ile ilgili sağlıklı bir soruşturmanın yürütülmediğini dile getiren Yalçındağ, "Terazinin bir tarafında eğer muhalifler ve Kürtler varsa; işte o terazi maalesef adaletten yana bir tutum almıyor. Nitekim de işte bu 3 gencin katilleri olan polisler ile alakalı ne bir soruşturma açıldı, ne görevden alınan var ne de açığa alınan idari bir bürokrat var" ifadesini kullandı.
248 seçilmiş içeride
BDP'nin 248'i seçilmiş, binlerce Kürt siyasetçisinin 'KCK' adı altında yürütülen siyasi operasyon sonucu rehin alındığını kaydeden Yalçındağ, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararı ile birlikte yaşanan bu "hak ihlalinin" bir an önce ortadan kaldırılması amacıyla yerel mahkemelerin ivedilikle hareket etmesi gerektiğini dile getirdi. Yerel mahkemenin milletvekilleri ile ilgili verdiği kararla yeni bir "hukuk ihlalinin" yaşandığını söyleyen Yalçındağ, "Bu bir hukuk skandalıdır. Kürtler söz konusu olduğunada ikili hukuku hayata geçirip, kendi hukukunu tanımamaktır. Her daim Kürtler ve muhalifler söz konusu olduğunda yargı son derece pervazsız bir yol izleyebiliyor" diye konuştu.
Herkese adalet
Ankara ve İstanbul merkezli yürütülen "yolsuzluk" operasyonunda gözaltına alınan 3 bakan çocuğu ile ilgili hükümet kanadından yapılan açıklamalara işaret eden Yalçındağ, şu karşılaştırmada bulundu: "Yetkililerin, 'Bir bakanın oğlunun gözaltına alınmasını televizyondan izlemesi ne kadar büyük bir acıdır' gibi laflar etmesini hukukla bağdaştırmıyorum. Eğer adalet herkes için ise hükümet kanadı şunu söylemeliydi: 'Evet adalet herkes içindir, hukuka güvenimiz tamdır.' Kürt milletvekilleri ve belediye başkanları tutuklu iken aynı cümleyi sarf ediyorsan, bu durumda da aynı şeyi söyleyeceksin. Fakat akabinde pervasız bir biçimde bütün emniyet bürokrasisine el atma, yerlerini değiştirme, hakim ve savcılara müdahale yaşandı. O zaman bu ülkede yaşayan herkesin şu soruyu sorma hakkı doğar: Adalet herkes için ise, size dokununca niye böyle tepki gösteriyorsunuz. İkincisi; sadece 'kendine demokratım' cümlesi ile özetleniyor ya özellikle Başbakan'ın tavrı bu. Kendine demokrat… Kendileri için iyi gidiyorsa, yolunda gidiyorsa tamam ama muhalifler ile alakalı ise aynı tutumu hiçbir şekilde sergilemiyorlar. Burada olması gereken bakanların istifasıdır. Soruşturmanın selameti için bu gereklidir."
Süreci nasıl etkileyecek!
Yaşanan gelişmelerin çözüm sürecine ne tür etkisi olacağının merak konusu olduğunu dile getiren Yalçındağ, "Acaba bundan sonraki süreç, örneğin İmralı'da devam eden diyalog süreci, diyelim ki Kürt sorunun demokratik çözüm süreci içerisinde atılan ya da atılması gereken bazı adımlar ne olacak? Çünkü yeterli bir adımın atılmadığını görüyoruz. Çünkü her iki yargı cephesinde veya yasal mevzuatın değiştirilmesi konusunda neredeyse yerinde sayan bir durum ile karşı karşıyayız. Görüyorsunuz 3'üncü ve 4'üncü yargı paketi ile de Kürt sorununda hiçbir şey değiştirilmedi. Anadilde eğitim hakkının da koruma altına alınmaması bu başlıklardan biridir" diye konuştu.
Mahkemeler ceza yağdırıyor
Altı çizilmesi gereken bir konunun da "kesinleşen cezalardaki artış" olduğunu belirten Av. Yalçındağ, şöyle devam etti: "Son 10-15 gün içerisinde, farklı tarihlerde 'KCK' adı altında tutuklanan ve tahliye edilen çok sayıda BDP'linin cezası Yargıtay tarafından onandı. Hemen hemen her gün Yargıtay bu hukuk ve yasadışı yargılamalar sonucu verilen cezaları onaylıyor. Dolayısı ile sadece ve sadece tutuksuz yargılamaya bakmamamız lazım. Sonuçta verilen kararın adilliğine ve Türkiye'nin yasalarına Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS) uygun olup olmadığına bakmak lazım. Biliyorsunuz üç tane telefon konuşması yapan, bir tane cenaze töreni ya da basın açıklamasına katılan insanlar 7-8 yıl ceza alıyor. Ve bunların tümü onaylanıyor. Tamam, şu anda bir kısmı belki tutuksuzdur, fakat yerel mahkemeye ulaşan Yargıtay kararı ile birlikte bu insanlar yeniden tutuklanacaktır ve hükümlü olarak yeniden cezaevine konulacaklar."
'Hükümet cesur olmalıdır'
AKP'nin yaşananlardan sonuç çıkarıp daha cesur adımlar atması gerektiğini ifade eden Yalçındağ, şunları belirtti: "Halen bir Başbakan devlet içerisinde kümelenmiş hukuk dışı organizasyonlardan bahsedebiliyor ise, o zaman biz de şu soruyu sorma hakkını kendimizde buluyoruz: 90'larda bu devlet içi hukukdışı çeteler on binlerce insanın yaşamına mal oldu, 4 bin tane köyün yakılıp yıkılmasına ve koskoca bir tarihin heba olmasına mal oldu. Ancak günümüzde de line yasadışı, aşırı bir orantısız güç kullanarak insanlar ölüyor bu ülkede. Gençler öldürülüyor sokak ortasında. O zaman hükümet ve devlet bunun üzerine cesurca gitmelidir."
METİN İNAN/DİHA/AMED