Tahran değişmeden ayakta kalamaz
Forum Haberleri —

İran/foto:AFP
- İran, bu savaşı belki atlatabilir, ancak tanıdığımız haliyle İslam Cumhuriyeti değişmeden ayakta kalamaz.
* SANAM VAKİL-Çeviri: Yeni Özgür Politika
ABD ve İsrail’in, Cumartesi sabahı erken saatlerde İran’a düzenlediği eşgüdümlü saldırılar, geçen yazın 12 günlük savaşından bu yana kaynayan çatışmayı resmen yeniden alevlendirdi. Saldırılar, kilit komuta yapılarını hedef aldı ve üst düzey isimleri öldürdü; en önemlisi, 1989’dan beri iktidarda olan İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’ydi. İsrail, İslam Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) Komutanı Muhammed Pakpur, Savunma Bakanı Aziz Nasirzadeh ve Savunma Konseyi Başkanı Amiral Ali Şemhani’nin de öldürüldüğünü duyurdu. Buna karşılık İran güçleri, İsrail’e, Körfez’deki ABD üslerine, Irak ve Ürdün’deki üslere ve Körfez genelinde bazı sivil hedeflere füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenledi. Olaylar hızla gelişiyor, ancak öngörülebilir olmaktan uzak.
Coşkulu bir Trump, bu saldırıyı sınırlı bir eylem olarak değil, ABD’ye yönelik uzun süredir devam eden tehdidi ortadan kaldırmaya yönelik kararlı bir kampanya olarak sundu. Bölgesel destekli diplomasi turları, ön hazırlık niteliğinde bir nükleer anlaşmaya yönelik çabalara yol açmıştı. Ancak Trump, bu çabaların olgunlaşmasına izin vermek yerine İran’ın yaygın olarak zayıf bir anında vurmayı tercih etti. Hemen ardından İran halkının kendi geleceğini belirlemesi gerektiğini söyledi; Washington’ın iç rejim değişikliğini desteklediğini açıkça belirtti ve Cumartesi gecesi Hamaney’nin ölümünü duyururken bunu yineledi: “Bu, İran halkının ülkelerini geri alma şansı açısından tek en büyük fırsattır.”
Zamanlama açısından biraz bağlam faydalı olacaktır; bu hafta sonundaki tırmanış ani bir kopuş değil, iki yıldır genişleyen bir yüzleşmenin doruk noktasıdır. İsrail, 7 Ekim 2023’ten bu yana yalnızca Gazze’deki HAMAS’a, kuzey sınırındaki Hizbullah’a ve Kızıldeniz saldırılarıyla bağlantılı Husilere karşı değil, dolaylı olarak Tahran’a karşı da sürekli askeri harekâtlar yürüttü. Bu operasyonlar, İran’ın ileri savunma stratejisini aşındırdı ve temel askeri kabiliyetlerini zayıflattı. Şimdiye kadar nispeten sağlam kalan ise İran’ın toprakları, füze programı ve en kritik olarak rejim liderliğiydi.
İran'ın tehlikeli kumarı
Saldırılar anında sonuçlar doğurdu, ancak savaşlar nadiren ilk tasarıma göre ilerler. İran, ABD’nin konvansiyonel kabiliyetleriyle hiçbir şekilde boy ölçüşemez olsa da asimetrik araçlara hâlâ sahiptir. Tek geçerli seçeneği, çatışmayı genişletmek, maliyetleri dağıtmak ve bölgesel riski artırmaktır. İsrail topraklarına ve Körfez’deki ABD tesislerine yönelik acil misilleme, tam da bu stratejiyi işaret ediyor. Bu, özellikle Körfez komşularıyla kırılgan ilişkileri açısından tehlikeli bir kumar, ancak Tahran, nihai bir ateşkes elde etmenin tek yolunun sürekli tırmanış olduğunu görüyor.
Üç ana aktörün bu çatışmaya farklı hedeflerle girdiğini vurgulamak önemli. İslam Cumhuriyeti için öncelik hayatta kalmaktır: Şoku absorbe etmek, yeterli askeri ve siyasi bütünlüğü korumak ve askeri karşılık vermeye devam etmekle sağlanır. Rejim, konvansiyonel anlamda kazanmak için savaşmıyor, dayanmak için savaşıyor.
Teslimiyete zorlamak
Buna karşılık Trump, uzun süredir ABD’nin rakibi olan bir ülkeyi etkisiz hale getirdiğini gösteren kesin bir sonuç arıyor gibi görünüyor. Cumartesi gecesi bombalamaların “hedefimize ulaşmak için gerek duyulduğu sürece, hafta boyunca kesintisiz devam edeceğini” vaat etti. Stratejisi, altyapı, stratejik varlık ve üst düzey liderliği hedef alan ezici gücün, İran’ın stratejik duruşunu çökertebileceği veya teslimiyeti ya da iç parçalanmayı zorlayabileceği varsayımına dayanıyor.
İsrail’in hedefleri genel olarak Washington’unkilerle örtüşse de daha dar bir odak taşır. Netanyahu, İranlıları ayaklanmaya ve rejimi değiştirmek için tarihi bir fırsata yanıt vermeye çağırırken, İsrail’in asıl amacı İran’ın iç meselelerle meşgul kalmasını ve stratejik olarak (belki kalıcı biçimde) zayıflatılmasını sağlamaktır.
Geriye kalan liderlik
İlk birkaç günlük bombalama ve Hamaney’nin ölümünden sonra, şimdi birbirine bağlı birkaç yol öne çıkıyor. Önümüzdeki günlerde Beyaz Saray, önemli hasar verdikten sonra operasyonları durdurabilir ve zorlama yoluyla tavizler ile baskı altında gerçekleştirilen gerilimi düşürme adımlarını test edebilir. Tahran’ın geriye kalan liderliği, rejimin bir nebze korunmasının Washington’ın taleplerine boyun eğmeyi haklı çıkarıp çıkarmayacağı konusunda keskin bir hesaplaşmayla karşı karşıya kalacaktır.
Hamaney sahneden çekilse de sistem otomatik olarak çökmez. Anayasal halefiyet mekanizması muhtemelen devreye girer ve Uzmanlar Meclisi resmen yeni bir yüce lider atar. Ancak pratikte belirleyici etki, Devrim Muhafızları ve güvenlik kurumlarında kalır; bunlar geçişi sıkı biçimde yönetmeye ve elit içindeki parçalanmayı önlemeye çalışır. Geçici bile olsa kolektif bir liderlik düzenlemesi ortaya çıkabilir ve sistemi istikrara kavuşturabilir, ancak burada askeri baskıya, hatta daha fazla ABD ve İsrail baskısına karşı kırılgan hale gelir.
Alternatif olarak, uzun süreli askeri baskı İran’ın siyasi elitindeki çatlakları açığa çıkarabilir. Ekonomik sıkıntı, askeri kayıplar ve iç rekabetler merkezi otoriteyi zayıflatabilir ve muhalif grupların destekleyebileceği iç çekişmelere kapı aralayabilir.
Kontrolsüz parçalanma
En istikrarsızlaştırıcı senaryo ise kontrolsüz parçalanma olur. Libya, uyarıcı bir örnek teşkil eder. Muammer Kaddafi’nin düşüşü düzenli bir geçiş üretmedi; kurumsal çöküş, milisler arası rekabet ve iç rekabete eklenen dış müdahalelerle sonuçlandı. İran, çok daha karmaşık bir devlet; daha güçlü kurumlara ve daha derin bir bürokratik geleneğe sahip. Rejimin kafasının kesilmesi ve yönetilen bir siyasi geçişin olmaması hâlâ silahlı fraksiyonları güçlendirebilir ve topraklarında vekil rekabetine davetiye çıkarabilir.
Öncesine dönüş olmayacak
Şimdiden net olan şu: Bölge, savaş öncesi dengesine dönemeyecek. Tahran’la temkinli bir gerilimi azaltma politikası izleyen Körfez ülkeleri, şimdi yeniden risk altında. Enerji piyasaları ve özellikle kritik boğazlar çevresindeki deniz güvenliği, daha fazla tırmanışa karşı hassas kalacak. Bölgesel aktörler, doğrudan ABD ve İsrail eyleminin ortaya çıkardığı riskler ışığında ittifaklarını ve savunma duruşlarını yeniden değerlendirecek.
İran, bu savaşı belki atlatabilir, ancak tanıdığımız haliyle İslam Cumhuriyeti değişmeden ayakta kalamaz. Bu çatışmanın belirleyici aşaması, açılış saldırıları değil, sürekli askeri baskıdan doğacak siyasi düzenin ortaya çıkışı olacaktır. ABD kısa vadeli hedeflerine ulaşabilir. Daha kritik soru ise İran ve bölge manzarasının ardından buna hazırlıklı olup olmadığıdır.
* Chatham House Ortadoğu ve Kuzey Afrika Programı Direktörü Sanam Vakil'in The Guardian'daki yazısı çevrilerek kısaltıldı.







