• Amed’de maden, petrol, HES ve GES projeleriyle ekosistem talan edilirken Amed Barosu yaklaşık 20-25 çevre davası yürütüyor. Baro Çevre ve Kent Komisyonu Başkanı Ahmet İnan, Amed’deki kurumların çevre tahribatına karşı yeterince ortak refleks göstermediğini söyledi.

 

Amed’in birçok ilçesinde, madencilik, petrol arama faaliyeti, Hidroelektirk Enerji Santralleri (HES) ve orman kıyımlarıyla ekosistem talan ediliyor. Ekolojik tahribat, Licê’nin tarihi Birkleyn Mağaraları, Xana Axpar’ın (Çınar) Husikan Mahallesi, Pasûr’un (Kulp) Hesêndin Yaylası ve Cixsê Mahallesi gibi birçok noktada sürüyor. 

Amed Ekoloji Meclisi ile Amed Barosu Çevre ve Kent Komisyonu, yaşanan bu tahribatlara karşı hukuki ve toplumsal mücadele yürüterek, yurttaşlara destek oluyor. Son olarak Amed Barosu ve Ekoloji Meclisi’nin itirazları sonrası Husikan Mahallesi’nde ki “ÇED gerekli değildir” kararı durduruldu.

Hukuki mücadele tek başına yetmiyor

Mezopotamya Ajansın’dan Jiyan Kaya’ya konuşan Amed Barosu Çevre ve Kent Komisyonu Başkanı Ahmet İnan 

hukuki mücadelenin tek başına yetmediğini, toplumsal mücadelenin gerekliliğine dikkati çekti.

Amed’de doğa ve yaşam alanlarına dönük projelere karşı yürütülen mücadelenin yalnızca iki örneği olduğunu ifade eden İnan, baro olarak kent genelinde yaklaşık 20-25 çevre davasını takip ettiklerini söyledi. İnan, Xana Axpar’a bağlı Husikan Mahallesi’nde OYAK tarafından yürütülen pomza maden projesine karşı açılan ve durdurma kararı alınan davanın da halkın mücadelesiyle yürütüldüğünü belirtti. Bölgenin mera ve orman alanlarının madencilik projesi için açıldığını kaydeden İnan, Husikan’da halkın projeye karşı direnişinin asker ablukası ve müdahalelerle karşılaştığını dile getirdi. 

Çevre ve kent davaları 

Amed genelinde yaklaşık 20-25 çevre ve kent davası yürüttüklerini belirten İnan, Pîran, Licê ve Pasur başta olmak üzere birçok ilçede maden ve GES projelerine karşı hukuki süreçlerin devam ettiğini söyledi. Licê’de Bırkleyn’in yanı sıra Duru köyünde tarım ve mera alanlarının GES projesine açılmak istendiğini belirten İnan, Pasûr’un da farklı bölgelerinde benzer projelerin bulunduğunu aktardı. İnan, bu davaların bir bölümünün kazanıldığını, bazılarının ise kaybedildiğini ancak hukuki sonucu tek başına mücadelenin ölçütü olarak görmediklerini ifade etti. İnan, “Hukuki süreci biz sadece mücadelenin bir parçası, öz savunmanın bir parçası, bir dişlisi olarak görüyoruz. Bütünlüklü yaklaşıyoruz. Toplumsal mücadele devam ettiği için orada yaşam alanları korunuyor” diye konuştu.

Bütünlüklü mücadele

Transatlantic şirketinin petrol projesine karşı açılan davayı kazanmalarına rağmen şirketin yeniden ÇED süreci başlatarak faaliyetlerine devam ettiğini aktaran İnan, Pasûr Hesandin’de ise ÇED iptal davasını kaybetmelerine rağmen şirketin sahada çalışamadığını söyledi. Hesandin’de ÇED raporunun kaybolmasına rağmen davanın kaybedildiğini belirten İnan, “Bazen kazandığınız davayı sahada kaybedersiniz, bazen kaybettiğiniz davayı sahada, toplumda gerçekte kazanırsınız. O yüzden bütünlüklü mücadele önemli” diye konuştu. 

Bilirkişilik sistemi sorun barındırıyor 

Maden, baraj ve doğaya zarar veren diğer projelere ilişkin ÇED ve ruhsat iptali davalarında bilirkişi raporlarının belirleyici olduğunu vurgulayan İnan, nitelikli ve bağımsız bilirkişilerin önemine dikkat çekti. İnan, ziraat, hidroloji, jeoloji gibi farklı alanlardan uzmanların hazırladığı raporların mahkeme kararlarında büyük ağırlık taşıdığını belirterek, bilirkişilik sisteminin Amed’de ciddi sorunlar barındırdığını söyledi.

Pîran Kurşunlu, Licê ve Pasûr Cixsê davalarında görevlendirilen bazı bilirkişiler hakkında suç duyurusunda bulunduklarını ve Bölge Bilirkişilik Kurulu’na şikayette bulunduklarını aktaran İnan, bazı raporların şirketlerle ilişkili ve meslek etiğine aykırı şekilde hazırlandığını aktardı. “Düzgün bilirkişilerin, nitelikli bilirkişilerin olması bizim varlık-yokluk meselemiz” diyen İnan, çevre davalarının adil sonuçlanması için bilirkişilerin bağımsızlığı ve mesleki yeterliliğinin kritik olduğunu ifade etti.

Hukukun arkasından dolanmak  

ÇED süreçlerinde yapılan değişikliklere de dikkat çeken İnan, bazı projelerin belirlenen alan sınırlarının altında tutulmasının hukukun arkasından dolanmak amacıyla yapıldığını söyledi. Özellikle 25 hektarlık sınırın altında bırakılan projelere dikkat çeken İnan, “Şu an bizim dava konusu ettiğimiz birçok projede 24.9 hektarlık projeler var. Bunlar 25 hektar olsaydı ÇED’e tabi olacaktı ama 1 metreyle, 10 metreyle, 100 metreyle bu sınırın altında bırakıp ÇED değerlendirmesinden kaçıyorlar. Bunu hukukun arkasından dolanma olarak kullanıyorlar” dedi.

Katliam projesi

Son dönemde Amed’de GES ve petrol faaliyetlerinin yoğunlaştığını belirten İnan, GES’lerin “temiz enerji” olarak sunulmasına rağmen projelerin yanlış alanlarda kurulmasının ekolojik tahribata yol açtığını söyledi. Pasûr’un Cixsê mahallesinde bir şirketin köy merasının ve mera içerisindeki göletin bulunduğu alana GES kurmak istediğini belirten İnan, Piran’ın Bozmont ve Yeşil Sırt mahallelerinde ise yaklaşık 2 bin 500 dönümlük orman alanının GES projesi için kullanılmasının gündemde olduğunu aktardı. İnan, “Temiz bir enerji ama burada bütünlüklü baktığımızda kim için enerji? Toplumun ihtiyacı için mi, sermaye için mi? Nerede ve nasıl yapılıyor? Bu sorulara baktığımızda şu an tamamen GES’ler orman katliamları, mera katliamları için büyük bir silaha dönüştürülmüş durumda” ifadelerini kullandı.

Kurumlar sessiz kalıyor

Ekoloji mücadelesinin yalnızca ağaçların veya doğal alanların korunmasından ibaret olmadığını vurgulayan İnan, “Yaşam alanlarını savunmak yaşamı savunmaktır” diye belirtti. Ekoloji mücadelesinin barış, demokrasi ve insan hakları mücadelesiyle birlikte ele alınması gerektiğini belirten İnan, Amed’deki kurumların çevre tahribatına karşı yeterince ortak refleks göstermediğini söyledi. Birçok kurumu eleştiren İnan, Bırkleyn ve Hevsel gibi alanlarda kurumların daha güçlü tepki göstermesi gerektiğini ifade etti. “Maalesef bu talan projelerine karşı toplumun, halkın gösterdiği refleksi bizim kurumlarımız gösteremiyor” diyen İnan, bunun acilen değiştirilmesi gerektiğini söyledi. İnan, “Beş yıl sonra Hevsel’de petrol rafineri alanı olduğunu düşünün, bunun hesabını kim verecek? Buna sessiz kalan bizler de o proje sahipleri kadar, o üniversite kadar suçluyuz” diye konuştu. 

Amed Barosu olarak çevre davalarında elde edilen deneyimleri bölgeye yaymayı hedeflediklerini belirten İnan, bu kapsamda bölge barolarına yönelik eğitim çalışmaları yapacaklarını söyledi. Çevre davalarının yalnızca hukuki süreçler olarak görülmemesi gerektiğini belirten İnan, “Amed’te verilen mücadelenin tüm şehirlerde verilmesi bizim için önemli. Bunu sistematik hale getirmek, bunu bir hak savunuculuğuna dönüştürmek gibi zorlu ve önemli bir görevimiz var önümüzde” ifadelerini kullandı. AMED