
8 MART DOSYASI / 4.bölüm
DENGİR GÜNEŞ / SÜLEYMANİYE
Parlamentoda yüzde 30 kotayla temsilini bulan Güney Kürdistan’daki kadınlar, ciddi sorunlarla karşı karşıya. Ekonomik ve siyasi kriz, dini ve toplumsal faktörler, bu sorunları daha derinden yaşamalarına neden oluyor. Parlamentoda sayı olarak azımsanmayacak oranda yer almalarına rağmen siyasal alandaki bu katılım diğer alanlara yeterince yansımıyor. Resmi rakamlarda gerçek veriler gizlenmesine rağmen kadın katliamlarında yoğun bir artış var. “Kendini yakma” adı altında gerçekleşen kadın cinayetleri de, kadın intiharları da oldukça fazla. Yasalar kadını koruyan değil engelleyen bir rol oynuyor.
Güney Kürdistan Parlamentosu YNK milletvekili Talar Letif Mihemmed, hukuktan siyasete, ekonomiden toplumsal alana Güney Kürdistan’daki kadının içinde bulunduğu durumu, karşılaştığı sorunları ve buna yönelik mücadeleyi değerlendirdi.
Parlamentoda yer alıyorsunuz, bu konuyla giriş yapalım… Kürdistan kadınının siyasetteki yeri ne düzeyde? Bu alanda yeterince yer bulabiliyor mu? Meclis’teki temsil nasıl?
Kürdistan Parlamentosu’nda kadın temsiline yönelik belirlenen bir kota var ve kadınların yüzde 30’un altında olması kabul edilmiyor. Irak Parlamentosu’nda bu kota yüzde 25 oranında. Bu oran sadece Kürdistan Bölgesi Parlamentosu için geçerli. Fakat yönetimde yeterince karşılığını bulmuş değil. Bakanlıklarda maalesef bu orana denk bir kadın katılımı yok. Bu konuda çalışma yürütülmesi, bakanlıklardaki kadın temsilinin oluşturulması oldukça önemli. Kadınlar tüm kararların merkezinde yer almalı, söz sahibi olmalı, yönetimin sadece bir alanında değil tüm alanlarında en üst düzeyde temsilini bulmalı. Şu an kadının meclisteki temsil oranı olumlu fakat bunu yeterli göremeyiz…
Kadınlara seçim listelerinde yer veren siyasi partilerin de kadın haklarına inanması, gerekli görmesi ve bu konuda engelleyici olmaması gerekiyor. Parlamentoda siyasi ve hukuksal çalışmalar en belirleyici alanları oluşturuyor. Kadının geleceğini, yaşamdaki düzeyini de belirleyen bu alanlardaki durum oldukça önemli. Parlamentodaki kadınlar olarak her iki alanda oldukça fazla çalışmamız gerekiyor. Kadınlara seçim listelerinde yer veren partilerin engellemeleriyle karşı karşıyayız. Bu durum kadınlar olarak amaçlarımızı gerçekleştirmemizi engelliyor.
Saddam rejimi ardından kadınlar açısından yaşanan değişim ne oldu? Gelişmeler tatmin edici mi? Şu anki durumu özetlemeniz mümkün mü?
Güney Kürdistan’da Saddam rejiminin etkilerini en şiddetli biçimde yaşadık. Siyasi, ekonomik ve toplumsal alanda kadının durumu oldukça kötüydü. Saddam rejimi ardından kadın özgürlüğü konusunda hukuki ve siyasal alanda adımlar atılsa da demokrasi ölçülerine vurulduğunda bunun çok ileri düzeyde olduğu belirtilemez. Bugün bile Baas rejimi döneminden kalan yasalar bulunuyor. Bu nedenle bu yasaların yeniden ele alınarak kadın lehine, kadın özgürlüğü ve haklarını savunacak biçimde değiştirilmesi gerekiyor.
Baas rejimi ardından yaşanan gelişmeler olsa da bu oldukça sınırlı kaldı. 1991 Güney Serhildanı dönemi ardından çıkarılan bazı yasaların bugüne oranla daha ileri düzeyde olduğunu görüyoruz. Kadın hakları bugüne oranla daha çok önemseniyordu. Şu an kadın haklarında geriye gidiş var. Örneğin kadının miras hakkı, çok eşlilik gibi konular gündeme getirilmiyor. Siyasi İslam’ın da kadına karşı engelleyici politikaları var. Çoğu zaman partiler kadını sadece listelerini dolduracak bir araç olarak ele alabiliyor.
Partiler kadın gelişimine ket vuran politikalardan vazgeçmeli. Bu tüm topluma yarar sağlayacaktır. Bunun gereklerine göre hareket edilmez, samimi yaklaşımlar sergilenmezse kadın sadece vitrinde kalacak, en üst düzeydeki meclis başkanlığından yönetimdeki tüm görevlere kadar her yerde ancak formalite olarak yer alacak.
Sözünü ettiğiniz geriye gidiş neden yaşandı? Bu durum kadınları nasıl etkiledi? Şu an nasıl bir tablo var?
2008 yılı öncesinde çok yeterli düzeyde olmasa da kadın hakları hem biz kadınlar hem de siyasi partilerin gündemindeydi. Fakat 2008 sonrasında kadın hakları konusunda geriye gidiş yaşandı. Bu konuda gelişmeden ziyade bir durgunluk var.
Nedenlerine gelince… Öncelikle kadın haklarının tanınmasına yönelik siyasi partiler içinde kadın örgütlenmesi ve siyasi yaklaşım konusunda samimi bir tutum yok. Siyasi partiler seçim listelerinde, parlamentoda yer verdikleri kadını bir araç olarak kullanıyor. Söylem ve pratik arasında oldukça fark var. Bunun en bariz örneği Güney Kürdistan anayasasının yenilenmesi çalışmalarında yansıyor. Yeni anayasa çalışmalarını yürüttüğümüz bu süreçte anayasa kaynağına ilişkin bir madde var. Bu partiler başkanlık konusunda uzlaştığı için kadın hakları konusundaki maddeler es geçiliyor. Örneğin kadın haklarına yönelik yasanın kaynağı, esaslarının ne olacağı belirtilmiyor.
Oysa bu çok önemli bir madde. Bu sadece kadın özgürlüğü ve kadın haklarının ihlali konusunda değil, tüm toplumun özgürlüğünü ilgilendiren bir madde. Bu konuda adım atılmazsa önümüzdeki süreçte Güney Kürdistan’da demokrasi ve özgürlük düzeyinde istenmeyen, riskli durumlar ortaya çıkabilir. Ne yazık ki şu aşamada siyasi partiler içerisinde kadın haklarına gereken önem verilmiyor, öncelikli bir konu olarak ele alınmıyor.
Sadece siyasi alanda değil, kadının toplumsal sorunlarına yönelik de yasa önerilerimiz oldu. Kadınlar için ekonomik bağımsızlık çok önemli. Kadının hakları ve özgürlüğünü elde etmesinde en önemli araçlardan biri. Konuya ilişkin sunduğumuz projelerde ekonomik destek talebinde bulunduk. Kadınları dört duvarın dışına çıkarmalı, onu eve hapsetmek isteyen tutumlara karşı çıkmalıyız.
Kadının ekonomik ve sosyal alanda hak ettiği yeri bulması, bilinç düzeyinin gelişmesi, haklarının farkına varması için destek vermeli, bunun için çalışma yürütmeliyiz. Demokrasi, özgürlük ve kadın haklarından, toplumun gelişiminden söz edeceksek öncelikle kadın hakları ihlalleri konusunda adım atmamız, buna çözüm bulmamız gerekiyor. Bu aynı zamanda Güney Kürdistan’daki siyasi ve ekonomik krizin çözümüne de katkı sunacak.
Kadının yaşadığı siyasi ve ekonomik sorunlar çok derin. Ekonomik bütçe çalışmalarında kadın göz önünde bulundurulmuyor. Yine çalışma koşullarında eşitsizlik var. Kadın ve erkeğe ödenen ücret arasında büyük bir fark var. Bu ve benzeri eşitsiz yaklaşımlar kadın açısından ciddi engeller oluşturuyor.
Kadın katliamlarını da en ciddi sorunlardan biri olarak devam ettiğini belirttiniz. Bu cinayetler neden artıyor? Bu konuda paylaşabileceğiniz veriler var mı? Sizce resmi verilerde dile getirilen rakamlar gerçeği yansıtıyor mu?
Kadın cinayetleri ve intiharlarının sayısında her geçen gün artış olduğu görülse de maalesef buna yönelik objektif, genel bir veri yok elimizde. Gerçek verileri ne sivil toplum örgütleri, ne de siyasi yönetim dile getiriyor. Fakat kadın cinayetleri konusunda açıklanan rakamın gerçeğin altında olduğunu biliyoruz. Durum bu olmakla birlikte açıklanan verilere göre kadın cinayetlerinde artış var. Bu da oldukça tehlike arz ediyor.
Partimiz YNK öncülüğünde kadın cinayetlerine ilişkin çıkarılan iki yasa önemli. (YNK’nin siyasi olarak etkin olduğu) Süleymaniye’de çıkarılan 62 ve 59. yasalara göre namus adı altında işlenen kadın cinayetleri suç kabul edildi. Bu oldukça önemliydi. Fakat (PDK tarafından yönetilen) Hewlêr’de bu yasalar yürürlüğe girmedi.
Kadın cinayetlerinin önünü almak için hukuksal alanda çalışmalar da yürüttük. Kadına karşı büyük ayırımcılığın yer aldığı 409. maddenin değiştirilmesini istedik. Bu maddeye göre, zina yapan eşini öldüren bir erkek 6 ay hapisle cezalandırılıyor; fakat zina yapan eşini öldüren bir kadına 15 yıl hapis cezası veriliyor. Hem namus adı altında işlenen cinayetler hem de zinaya ilişkin maddenin değiştirilmesi için proje hazırladık. Buna göre her iki durumun da cinayet olarak tanımlanmasını ve aynı düzeyde ceza verilmesini talep ettik.
Kadın cinayetleri ardından suç duyurusunda bulunulmadığı takdirde yasalara göre suçlunun cezalandırılması zorlaşıyor. Cinayeti işleyen kadının yakınları ise şikayette bulunmuyor. Bu durumda yasalar güçlü olmadığı için suçluya verilen ceza bir veya iki yıl gibi çok hafif olabiliyor. Hatta genel af nedeniyle bu cezayı bile almayanlar var. Bu durumda yasalar mağduru, kadını koruyan değil, aksine suçluyu koruyan bir işlev görüyor.
Bu cinayetlerin önlenmesine yönelik ortak bir tutum ve duyarlılık var mı?
Toplumda kadın cinayetlerini normalleştiren, sıradanlaştıran yaklaşımlar da tehlikeli. Elbette her ölüme karşıyız fakat bu noktada dahi ayrımcılık var. Bir erkek öldürüldüğünde sıkça dile getirilerek tepki gösterilirken kadın cinayetlerine yönelik aynı duyarlılığı göremiyoruz. Hatta kadını öldüren birey haklı görülebiliyor. Bu cinayetler tüm yargılardan bağımsız bir yaşam hakkı ihlali olarak evrensel insan hakları çerçevesinde ele alınmalı ve bu çerçevede ayrımcılık yapılmadan suçlu cezalandırılmalı. Aksi durumda kadına yönelik şiddet ve cinayetlerde sürekli artış yaşanması muhtemel. Normalleştirildikçe kadın cinayetleri karşısındaki suskunluk da derinleşecek.
Bu durumda parlamentodaki kadın milletvekilleri ve kadın örgütleri olarak ağır bir sorumluluk altındayız. Bu sorunun çözümü için kapsamlı bir mücadele vermemiz gerekiyor. Sorunu sadece aile ve toplum sorunu çerçevesinde ele alamayız. Hepimizi ilgilendiren temel bir sorun olarak ele almalı ve ciddi bir çalışma yürütmeliyiz.
Kadın katliamları kadının toplumda ezilmesine, susturulmasına, haklarından mahrum bırakılmasına hizmet ediyor. Güney Kürdistan Bölge Parlamentosu ve hukuki idare, siyasi partilerle birlikte bu sorunların çözümüne ilişkin adım atmalı. Çünkü bu, kadının bugünkü durumu ve geleceği için tehlike taşıyor.
Kadın cinayetlerine toplumsal yargılar, cinsiyetçi bakış açısı, hukuk, yasalar, dini inanış ve töreler zemin sunsa da ciddi bir çalışma yürütüldüğü takdirde artışını engellemek, bunu önlemek de mümkün. Kadına yönelik şiddet uygulayanlara verilen cezalar caydırıcı olmalı. Hukuktaki eşitsizlik ve ayrımcılık da kadın katliamlarına zemin hazırlıyor. Kadına yönelik şiddete ilişkin yargının verdiği genel, bölge yönetiminin verdiği özel aflar var. Bu aflarla kadınlar bir kez daha öldürülüyor. Yasaların değiştirilmesini gündeme getirmedikçe kadına yönelik tehlikeli durum sürecek.
Ekonomik alanda kadın ne tür sorunlarla karşılaşıyor? Bu alanda yeterince yer alabiliyor mu?
Güney Kürdistan’daki kriz öncesinde kadının ekonomik durumu çok kötü değildi. Çalışan kadınların durumu bugüne oranla oldukça iyiydi. Fakat genel ekonomik krizle birlikte kadının sorunları da derinleşti. Özellikle boşanan kadınların sorunları oldukça fazla. Normalde kadına ödenen ücret düşük olduğu için boşanma ardından çocuklarına bakmakta zorlanıyor. Kaç kadının iş sahibi olduğu, ticaret yaptığı ya da çalıştığına yönelik bir veri yok elimizde. Kadınların iş sahibi olması, ticarete atılması konusunda yasalar sürekli engelleyici oluyor. Bu imkanlar daha çok erkeğe tanınıyor. Bununla birlikte sermaye sahipleri ve siyasi partilerden kaynaklı engeller var…
Şu anki düzey kadın açısından oldukça kötü. Ekonomik kriz erkeği etkiliyorsa, kadını kat be kat etkiliyor. Ekonomik krizin derinleştiği, kadının işsizliğe sürüklendiği dönemlerde kadına yönelik şiddet, psikolojik baskıda da artış olduğu görülüyor…
Peki Güney Kürdistan’da kadın nasıl bir duruş sergiliyor? Bu sorunlar yeterince tartışılıyor mu, pratik adımlar ne düzeyde? Kadınların haklarını elde etmek için yürüttükleri mücadele nasıl?
Bu sorunları sıkça gündeme getiriyor ve tartışıyoruz. Özellikle kadınlar olarak 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ve 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde iki hafta boyunca sürekli dile getiriyoruz. Ne yazık ki bu sadece sözde kalıyor ve çözüm konusunda ciddi adımlar atılmıyor. Çünkü çözümden söz edeceksek, öncelikle siyasi partilerden, parlamentodan, hükümetten ve hukuktan, yani yasalardan başlamamız gerekiyor. Çünkü kadını köle haline getiren bir anayasamız var ve toplum açısından ciddi risk taşıyor. Kadının yaşadığı bu sorunları sürekli dile getirip, tartışıp çözümüne yanaşmamak da endişe uyandıran bir yaklaşım. Bu devam ederse kadının durumu iyi olmayacak, hak ihlalleri boyutlanacak.
Elbette kadınların yürüttüğü bir mücadele de var ama ne yazık ki belirttiğimiz bu sorunların derinleşmesinde kadın olumsuz rol de oynayabiliyor. Bunun nedenleri biliniyor. Birincisi, kadının cins bilincinin yeterince gelişmemiş olmasının etkisi var. İkincisi, örf ve adetler ile dini yargı oldukça engelleyici rol oynuyor. Üçüncüsü, belirttiğimiz yasalar da zorlayıcı rol oynuyor. Ve dördüncüsü, kadının yeterli örgütlülüğe ulaşmamış olması, güçlü mücadeleyi engelliyor.
Şunun da farkındayız: Sorun kadının bir örgüt ya da parti üyesi olması değil, kadının örgütlü olmaması. Bu konuda oldukça parçalı bir duruş var, örgütlenme yok. Örneğin bir kadın cinayeti karşısında kadınlar bir araya gelip tepkilerini ortaya koyamıyor. Kadın haklarından oldukça sık söz ediyor ama mücadele söz düzeyini aşmıyor; pratiğe, eyleme yansımıyor. Bilinç düzeyinin gelişmemiş olmasından kaynaklı seçim süreçlerinde kadınlar aday olan kadına oy vermeyebiliyor, kadına güvenmiyor. Karar merkezinde olan birçok kadın ise güçlü bir duruş sergilemiyor. Bu durum, kadının gereken potansiyele sahip olmaması, güçlü olmamasından kaynaklı değil; toplumsal yargı, din ve erkek egemen yaklaşımların yarattığı bir sonuç. Her şeyden önce kadının kendisine güvenmesi, haklarının gerekliliğine inanması gerekiyor…
İlk adım, eğitim sisteminin değiştirilmesi olmalı. Yine ekonomik olarak kadınların çalışma koşulları düzeltilmeli, bu alandaki engellerin kaldırılması için mücadele edilmeli. Siyasi partiler içinde yer alan kadınlara karar organları ve bakanlıklarda yer verilmeli. Kadın aleyhine olan yasaların çıkarılmaması için aktif rol oynanmalı.
Bir siyasetçi ve hukukçu olarak bu sorunların çözümü için sonuç itibarıyla kadınlara ne söylemek istersiniz? Kadınlar özgürlükleri, hakları için ne yapmalı?
Kadına yönelik hak ihlali ve şiddet her gün karşılaştığımız bir gerçek. Bu nedenle öncelikle buna yönelik tepkimizi 8 Mart ya da 25 Kasım gibi günlerle sınırlamamalı, mücadelemizi bütün günlere yaymalı, yaşamın her alanında an be an süreklileştirmeliyiz. Hukuki, siyasi, toplumsal, ekonomik vb. her alanda değişime, yaşamımızı yeniden yaratmaya ihtiyacımız var. Hukuk ve siyaset bu hakları elde etmemizde önemli bir araç olabilir ama asıl belirleyici olan bizim kadınlar olarak vereceğimiz mücadele olacak. Yasalar kadın haklarını, insan haklarını savunan bir karakter kazanmalı, kadın haklarını engelleyici olmaktan çıkmalı. Hukuk ve siyaset alanında yürüttüğümüz mücadeleye de destek vermeleri önemli.
İntihar süsü verilmiş KADIN CİNAYETİ
Güney Kürdistan’da kendini yakma biçimindeki kadın ölümleri de çok sık yaşanıyor. Kadın intiharları olarak yansıtılan bu ölümlerin perde arkasında ne var? Bunlar gerçekten kadın intiharı mı, yoksa kadın cinayeti mi?
Parlamenter olmadan önce, avukatlık yaptığım süre boyunca bu ölümlerle sıkça karşılaştım. Kendini yakma olduğu belirtilen bazı olaylar ardından hastaneye gittiğimizde kadınların “Kendimi yakmadım, yakıldım” dediğini duydum. Ya da kadına yönelik şiddet izlerinin yakma girişimi ya da yakma tarzındaki cinayetle gizlenmek istendiğine tanık oldum. Yine “İntihar etti” denilen kadının arkadan ya da sol şakağından başkası tarafından öldürüldüğünü fark ettim. Gerçek bu olsa da şahitler olmadığı takdirde yasalar bu durumdaki mağdur kadının haklarını savunmuyor. İntihar adı altında öldürülen birçok kadın da şahitler yoksa soruşturmaya gerek görülmeden defnediliyor. Böylelikle yakma öncesinde kadının maruz kaldığı şiddet tespit edilemiyor. Kadın hukuksal alanda savunulmadığı için bu cinayetler her geçen gün artıyor. İntihar adı altında işlenen kadın cinayetleri, hemen hemen Güney Kürdistan’ın her yerinde karşılaştığımız bir durum.
KADIN CİNAYETİ BİLE ÇOÐUNLUKLA SUÇ SAYILMIYOR...
Kadın hep sanık, hep suçlu!
Bir hukukçu olarak açıklar mısınız: Güney Kürdistan’daki hukuk sisteminde kadının yeri nedir? Kadın aleyhine nasıl bir durum var?
Belirttiğim gibi ne yazık ki yasalar kadına yönelik şiddetin artmasında rol oynuyor. Kadın haklarını ihlal eden bir durum var. Bunlardan biri kadın intiharları ve yakmalarına ilişkin 480. madde. Bu maddenin değiştirilmesi gerekiyor. Bu olmadığı müddetçe kadın intiharları ve kendini yakmalar devam edecek. Yine çok eşlilikle ilgili 77. madde var. Bu maddede kadınlara karşı ayırımcılık yapılıyor, kadın hakları ihlal ediliyor. Bu maddenin tümden kaldırılması gerekiyor. Bu madde çoğu zaman kadın cinayetlerine açık kapı bırakıyor ve kadınlar açısından tehlike barındırıyor.
Kadına yönelik şiddete ilişkin 414 ve 415. maddeler var. Ayrıca fuhuşla ilgili bir yasa var. Fuhuşa erkek sebep olduğu, kadın kendi iradesi dışında fuhuşa zorlandığı halde bu madde kadını köle olarak ele alıyor, aynı zamanda suçlu görüyor. Babası, eşi ya da kardeşi tarafından para kazanmak için fuhuşa zorlanan bir kadının bu konudaki iradesi sorgulanmadan kadın suçlu kabul ediliyor, köle gibi yaklaşılıyor ve yasa gereğince cezalandırılıyor. Kadını fuhuşa zorlayan erkek ise bu suça teşvik eden, sebep olan değil, şahit olarak kabul ediliyor. Oysa fuhuşa zorlanan bir kadın elbette bunu kendi isteğiyle yapmıyor.
Yine birey özgürlüğü ve miras paylaşımına yönelik kadının aleyhine işleyen yasalar var. Bu kanuna göre erkek mirasın üçte ikisini, kadın üçte birini alabiliyor. Ayrıca kadın aleyhine işleyen boşanma ve velayete yönelik yasalar bulunuyor. Kadın ve erkeğin boşanması durumunda çocuklar kadının velayetinde olsalar dahi isim değişikliği, adres değişikliği gibi tüm konularda babadan izin alması zorunlu kılınıyor. Oysa çocuklarının velisi olarak bu hakların kadına verilmesi gerekiyor. Yine nafakaya ilişkin kadının aleyhine işleyen yasalar mevcut.
Aile içi şiddete ilişkin yasalarda da kadına karşı büyük bir hak ihlali var.
Kadın ve çocukların yaşam hakkının savunulması için kapsamlı bir hukuksal düzenlemeye ve aile mahkemesine ihtiyaç var. Bununla birlikte Kürdistan Parlamentosu’nda kabul edilen yasaların pratiğe geçirilmemesi gerçeği var. Siyasi yönetim, hukuki yönetim ile birlikte yasaların yürürlüğe girmesinden sorumludur. Maalesef kadına yönelik tüm bu yasalar hakkında çalışma yürütülmüyor. Dile getirdiğimiz kadın aleyhine işleyen birçok kanun değiştirilmiyor.
Ayrıca kadının annelik hakları gözetilmiyor. Kadına çocuğuna bakması için iş yerlerinde izin verilmiyor, çocuğun uyku ve beslenmesi için ayırdığı saatler ücretten kesiliyor.
Ekonomiye ilişkin bir madde var. Bu kanuna göre kadın, çocuğu için özel bir hesap açabilir ve para yatırabilir, fakat eşinin izni olmadan bu parayı çocuğu için harcamasına izin verilmiyor. Belirttiğim bu yasaların tümü kadın haklarını ihlal eden ve üzerinde çalışmamız, kadın lehine değiştirmemiz gerekenler yasalar…