• Öğrenci temsilcisi Raphaël Dufour-Apter: “Liseliler bize muazzam bir mücadele dersi veriyor. Şimdi bu mücadeleyi zafere ulaştırmak için işçilerin harekete katılması gerekiyor!
  • Baskı, işçilerle çok güçlü bir dayanışmanın doğmasına vesile oldu. Çalışanlar, polis şiddetine maruz kalan liselileri savunmak için insan zincirleri oluşturdu.

MAHİR AYDIN

Fransa’da Paris’in banliyö liselerinde başlayan okul protestoları, kısa sürede üniversitelere ve sokaklara yayılan bir gençlik hareketine dönüştü. Üniversiteye girişte uygulanan eleme mekanizmasının (Parcoursup) kaldırılması, eğitime ayrılan kamu bütçesinin artırılması ve yabancı öğrencilere getirilen yüksek harçların iptal edilmesi talepleriyle başlayan eylemler, artan polis müdahaleleri, hayat pahalılığı ve kemer sıkma politikaları zemininde liseliler ile üniversite öğrencilerini ortak bir mücadele hattında buluşturuyor. Özellikle 17 Ekim’deki eylemlere Sarı Yelekliler’in de katılmasıyla protestolar daha geniş bir toplumsal hareketin parçası haline geldi. Fransa İçişleri Bakanlığına göre ülke genelinde düzenlenen 110 yürüyüşe yaklaşık 550 bin kişi katıldı. Organizatörler ise katılımı yaklaşık 800 bin olarak açıkladı. Paris, Lyon, Marsilya ve diğer kentlerde polisle protestocular arasında çatışmalar yaşandı.

Sciences Po Paris’teki işgal ve dayanışma sürecinde yer alan hem Révolution Permanente’nin öğrenci kolu Poing Levé’nin öğrenci temsilcisi hem de Sciences Po Paris Öğrenci Konseyi Temsilcisi olan Raphaël Dufour-Apter ile mevcut blokaj hareketin kökenini, liselilerin öncülüğünü, kampüslerdeki polis baskısını ve Fransa’daki mevcut sınıf mücadelesinin geleceğini konuştuk.

Sizi harekete geçmeye iten ne oldu? Başlıca talepleriniz neler ve bu hareket, Fransa’daki gençlerin yaşam ve eğitim koşulları hakkında ne gösteriyor?

Sciences Po Paris’te öncelikle, Paris banliyölerindeki dezavantajlı liselerin öğrencilerinin başlattığı harekete katılmak istedik. Medyada aşırı yer bulmamızın liselilerin mücadelesini unutturabileceği kaygısıyla, yalnızca üniversite öğrencilerini ilgilendiren talepleri öne çıkarmayı reddettik ve esas olarak liselilerin taleplerini gündem etmeye karar verdik.

Parcoursup’ın (Üniversiteye girişte eleme sistemi) kaldırılması ve liselere daha fazla kaynak ayrılması için harekete geçtik. Parcoursup, yükseköğretimde sınıfsal elemenin simgesi ve bu nedenle üniversitelerde daha fazla kontenjan açılmasını talep etmeliyiz. “Bienvenue en France” (Fransa’ya Hoşgeldiniz) kararnamesi de bu sınıfsal elemeye ırkçı bir eleme ekliyor! Bazı liselerin köhnemiş durumu, üniversite öğrencilerinin felaket düzeyindeki yaşam ve eğitim koşullarını da yansıtıyor. Liselilerin karşı çıktığı sabah sekizden akşam altıya kadar süren yorucu ders günleri, kendilerine gelecek diye sunulan iş sömürüsünü reddetmelerinin bir ifadesi. Ülkenin dört bir yanındaki liseliler bize muazzam bir mücadele dersi veriyor. Şimdi bu mücadeleyi zafere ulaştırmak için işçilerin harekete katılması gerekiyor!

17 Ekim eylemleri ise lise eylemleri başlamadan önce sosyal medyada "Sarı Yelekliler'in dönüşü" olarak ortaya çıkmıştı. Mevcut hareketlilikle birlikte bu tarih çok büyük bir boyut kazandı. Birçok kişi bugünü liselilerin, üniversite öğrencilerinin, işçilerin ve Sarı Yelekliler'in birleştiği gün olarak görüyor.

Fransız cumhuriyetçi eğitim sistemi fırsat eşitliği vaat ediyor. Kendi deneyimleriniz ve bu hareket üzerinden baktığınızda, bu vaat ile gerçeklik arasında nasıl bir uçurum görüyorsunuz? Toplumsal ve sınıfsal köken, eğitim hayatında nasıl bir rol oynuyor?

Bu hareket, Paris banliyölerindeki dezavantajlı liselerde doğdu. Destek için gittiğim Saint-Denis’deki Paul Éluard Lisesi’nde öğrenciler şunları anlatıyor: Derslik yerine kullanılan prefabrik yapılarda eğitim görüyorlar; liseleri yıkılmaya yüz tutmuş durumda, aylarca öğretmensiz kaldıkları oluyor. Üstelik dünyanın en iyi notlarını alsalar bile, sınıfsal ve ırkçı ayrımcılığın mağduru olarak lise bitirme sınavından sonra hiçbir yükseköğretim programına kabul edilmeyebiliyorlar.

Felaket düzeyindeki koşullara rağmen başarılı olan banliyölerin ırksallaştırılan çocuklarına hiçbir gelecek sunulmayan; bakan çocukları için lüks bir eğitimin bulunduğu ve multimilyonerlerin servetlerini miras yoluyla edindiği bir ülkede fırsat eşitliği bir hayaldir. Liselilerin istediği: Liselere daha fazla kaynak, üniversitelere daha fazla kontenjan ve elemenin simgesi olan Parcoursup’ın kaldırılması.

Özellikle Sciences Po ve Sorbonne’daki eylemler sırasında yaşanan polis müdahaleleri, öğrenciler tarafından nasıl deneyimlendi? Bu müdahaleler, gösteri yapma özgürlüğü ve üniversitelerin özerkliği hakkında ne gösteriyor? Hareket, haklarını savunmak ve katılımcılarını korumak için nasıl örgütleniyor?

Liseliler gözlerini kaybediyor, birinin eli, diğerinin çenesi koparıldı. Polisler cinsel saldırılarda da bulundu. Gözaltıların sayısı ise korkunç: Mayıs 1968’dekinden ve son on yıllardaki bütün hareketlerden çok daha yüksek. Polis ırkçı bir kurum olduğu için en ağır baskıyı banliyölerdeki liseliler yaşıyor. Sciences Po’da da durum farklı değil. Eylemleri bastırmak üzere atanan müdür Luis Vassy, en küçük bir itirazda sistematik olarak savaş silahlarıyla donatılmış polisleri çağırıyor.

Bu baskı, işçilerle çok güçlü bir dayanışmanın doğmasına vesile oldu. Çalışanlar, polis şiddetine maruz kalan liselileri savunmak için insan zincirleri oluşturdu. İlki, Saint-Denis’deki Paul Éluard Lisesi’nde, Révolution Permanente’den öğretmen ve okul gözetmeni yoldaşlarımızın girişimiyle kuruldu. Polis devletinin baskısı, işçileri grevle liselilerin ve üniversite öğrencilerinin hareketine katılmaya yöneltmeli.

Liselilerle üniversite öğrencileri arasındaki bağlar nasıl kuruldu? Hangi talepler ve dayanışma biçimleri ortak bir mücadelede buluşmanızı sağladı?

Hareket önce “denizaşırı topraklar”daki liseliler arasında doğdu. Ardından Paris banliyölerindeki dezavantajlı liselerin öğrencileri onları izledi. Hükümet, yabancı öğrenciler için yüksek öğrenim ücretleri getiren “Bienvenue en France” kararnamesini dayatmış, polis cinayetlerinde patlamaya yol açacak “öldürme izni” yasası da tepki çekmişti. Liseliler, çok daha geniş ve güçlü bir seferberliğin önünü açtı. Üniversite öğrencileri de hızla onlarla dayanışmaya geçti. Okul blokajlarına gittik ve üniversitelerimizi bloke etmeyi hedefleyen bir “kara hafta” başlattık. Kısa sürede aynı yürüyüşlerde, eylemlerde ve genel kurullarda buluştuk. Çünkü mücadelemiz de düşmanlarımız da aynı: Hepimiz elemeye, sınıfsal ve ırkçı ayrımcılığa, baskıya karşı mücadele ediyoruz. Bugün biz liseliler ve üniversite öğrencileri, işçi sınıfını bize katılmaya çağırıyoruz.

Son yıllarda Fransa'da başta Sarı Yelekliler (les Gilets Jaunes) olmak üzere pek çok hareket hızla sönümlendi. Sizce şu an yürüttüğünüz mücadele kalıcı olabilecek mi?

Fransa’da 2016’dan bu yana yeni bir sınıf mücadelesi döngüsü başladı. Buna rağmen son otuz yıldır neredeyse tek bir zafer bile kazanamadık. 2023’teki emeklilik reformu hareketi gösterdi ki, sadece birtakım talepler dile getirmekle yetinmek hükümete geri adım attıramaz. Artık talep etmek değil, dayatmak gerekiyor.

Tüm bu hareketleri zafere ulaştırabilecek asıl strateji genel grevdir. Sarı Yelekliler eylemlerinin polisle çatışmaların ritmini belirlediği sokak gösterileriyle sınırlı kalması hareketi söndürdü. Oysa işçiler, üretim sistemindeki merkezi konumları sayesinde toplumu felç etme gücüne sahiptir.

Bu seferberliğin diğer kilit hedefi öğrenciler için öz-örgütlenme mekanizmalarını geliştirmektir. Talepleri ve eylem biçimlerini oyladığımız Assemblée Générale (Öğrenci meclisi) toplantıları aracılığıyla demokratik öz-örgütlenme organları inşa etmeliyiz. Bu kazanım, aşırı sağın zaferine tanık olabileceğimiz cumhurbaşkanlığı seçimleri arifesinde kalıcı bir güce dönüşmelidir. Bu araçlar, her üniversiteyi ve liseyi faşizme karşı birer direniş kalesine dönüştürmek için belirleyici olacaktır!

Fransa'da binlerce öğrenci gıda kuyruklarındayken, savunma sanayisine ve savaşa milyarlarca euro aktarılıyor. Talepleriniz sadece burs artışı mı, yoksa sistemin güvencesizliğini toptan reddetmek mi?

Hükümet militarist bir gündem izliyor ve gençliğe boyun eğdirmek istiyor. Bizi Fransa’nın emperyalist çıkarlarını savunmak için ölüme göndermeye hazırlamak istiyorlar. Oysa biz, başka ülkelerdeki yoldaşlarını öldürmeye gitmek istemeyen; Filistin’in kurtuluşu için verilen mücadelede ve Kürdistan’dan Kongo’ya, İran’dan Sudan’a kadar bütün ezilen halklarla dayanışma içinde bilincini oluşturmuş bir gençliğiz.

Poing Levé olarak, Fransa’daki gençlerin ve işçilerin maruz kaldığı baskılarla emperyalist barbarlığın aynı sistemin parçaları olduğunun farkındayız. Bu sistem kapitalizmdir. Güvencesizliğin, sömürünün ve emperyalizmin nedeni kapitalizmdir. Düşmanımız aynı ve anti-kapitalist mücadelemiz uluslararasıdır.

***

‘Kürt genci özgür değilse biz de özgür değiliz’

Türkiye ve Kürdistan’daki gençler eylemlerinizi takip ediyor. Onlarla ve başka ülkelerdeki gençlik hareketleriyle nasıl bağlar kurmak istiyorsunuz?

Biz liseliler ve üniversite öğrencileri, dünyanın bütün gençlerini ve işçilerini bize katılmaya çağırıyoruz çünkü maruz kaldığımız baskı uluslararası, dayanışmamız da öyle olmalı. Lise ve üniversite blokajlarında her defasında Filistin bayrakları görmek mümkün. Bu, kendi özgürleşmesini bütün halkların kurtuluşundan ayrı düşünmeyen bir gençlik olduğumuzun göstergesi. Fransa emperyalist çıkarlarını savunmak için insan öldürmeye devam ettiği sürece bizler özgür olamayacağız. Kürt, Türk, Filistinli, İranlı gençler özgür olmadıkça biz de özgür olamayacağız. Révolution Permanente olarak, CRP-QI (Sürekli Devrim Akımı–Dördüncü Enternasyonal) üyesiyiz. Bu enternasyonalin amacı tam olarak, farklı ülkelerdeki hareketlerin zaferlerinden ve yenilgilerinden dersler çıkararak uluslararası dayanışmayı somut biçimde inşa etmek ve öfkeyi devrimlere dönüştürmektir.