• Bir haksızlık var ortada. Ne yazık ki Kürt müziği çok kısmi birtakım sembolik etkinlikler dışında kendini ifade edemiyor. Önemli olan kamusal alanlarda olmak. En önemli mesele biz Türkiye’deki sanat, kültür havuzunun içinde ne kadar yer alacağız?

MAHİR AYDIN/ANKARA

Vedat Yıldırım, yıllar boyunca Kardeş Türküler ve Bajar gibi projelerle Kürdistan ve Anadolu’nun çok dilli hafızasını canlı tutmaya çalıştı. Aynı zamanda metropollerden yükselen ve sınırları aşarak farklı coğrafyalara ulaşan bir müziğin öncülerinden oldu. “Türkiye’de herkes kendi mahallesinin sanatını yapmaya çalışıyor. Bizim birbirimize dokunmamız gerek. O dokunma için de birbirimizi tanımamız gerekiyor'' diyen Yıldırım, sanatçıların barışın toplumsallaşmasında rol sahibi olabileceğini söylüyor. Müzisyenlerin kamusal alanda varlık göstermesinin önemine de işaret eden Yıldırım, Kürt müziğinin sembolik etkinlikler dışında kendini ifade edebileceği alanların son derece sınırlı olduğunu belirtiyor.

Vedat Yıldırım ile sanatçının barış arayışındaki rolünü, metropollerde yaşanan dil ve kimlik aşınmasını, kamusal alan eşitsizliklerini ve Türkiye’deki kültür politikalarını konuştuk.

 

Sanatçının barış süreçlerindeki konumu sıklıkla tartışılır. Kimi zaman sembolik bir "akil" rolü yüklenir, kimi zaman da sadece kendi işini yapması beklenir. Siz kendinizi bu denklemin neresinde konumlandırıyorsunuz?

Evet, sanatın, sanatçının akil bir misyonu olabilir. Bizim memleketimizde de biliyorsunuz farklı kesimlerden, farklı bölgelerden birçok insan bu uğurda mücadele verdiler. Kadir İnanırlar, Sırrı Süreyya Önderler, Hrant Dinkler... Kürt cephesinde zaten çok var.

Bu önemli çünkü siyasetin dili bazen insanların kalbine, vicdanına, adaletine dokunmaya yetmeyebiliyor. Ama sanatın insanlara bir dip dalga olarak anlattığı büyülü sözler ya da işte büyülü başka malzemeler, bazen politik bir söylemden daha güçlü olabiliyor. Barış meselesi de husumet içinde olan farklı kesimlerden insanların kalplerini bir araya getirip makul bir yerde birbirlerini anlamaya çalışmalarına yardımcı olmaktır. Bunun için illa direkt bir politik şarkı sözü yazmanız gerekmiyor. Sanatın zaten gücü de biraz burada yani. Siz bir çiçekten, bir gülden söz edersiniz ama o kimi için uzatılan bir eldir.

 

Barış çoğu zaman sadece askeri/politik bir uzlaşma gibi tartışılıyor. Sizce barışın "kültürel ve zihinsel" inşası nerede başlıyor?

Evet, biz de yıllardır gerek Kardeş Türküler olsun, Bajar olsun, içinde bulunduğum Art-izan kültür-sanat yapısındaki tiyatro çalışmaları olsun, dans çalışmaları olsun, bu kültürel çoğulcu yaklaşımı çevremize, etrafımızdaki insanlara anlatmaya, yaymaya çalışıyoruz. Bunun için bir mesai gerekiyor.

Kültürel çoğulcu, sadece kendi kültürünü, kendi dilini bilmeyen; sadece kendi kültürünü ve dilini öğrenmeye çalışmayan; etrafındaki insanlara ulaşan, komşusunun kültürünü de araştıran, onların nasıl yaşadıklarını, bir arada nasıl bir hayat kurabileceğimizi araştıran çalışmalara ihtiyaç var.

Ne yazık ki bu çalışmalar Türkiye'de çok az. Türkiye'de Kardeş Türküler gibi onlarca ekibin olması gerekirdi ama ne yazık ki Türkiye'de herkes kendi mahallesinin sanatını yapmaya çalışıyor. Bizim birbirimize dokunmamız gerek. O dokunma için de birbirimizi tanımamız gerekiyor.

 

Kürt sanatçılar ile Türkiye'deki batılı/muhalif kültür-sanat camiası arasındaki dayanışmayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Ortak bir direnç alanı korunabiliyor mu?

Herhalde biraz ortak buluşmalara ihtiyaç var. Sahnelerimizi başka müzisyenlerle paylaşmamız, orada vicdanı, adaleti öne çıkartan mesajlar vermek, barış cephesini biraz genişletmek gerekiyor.

Biz özellikle Kardeş Türküler'de, bazen de Bajar'da sahnemize farklı kesimlerden, farklı müzik türlerinden insanları davet ediyoruz ki aynı dünyanın insanları olduğumuzu -yani her şeyiyle aynı şeyi düşündüğümüz anlamına gelmiyor bu- göstermeye çalışıyoruz. Türkiye'deki bu husumet girdabının ancak böyle kırılabileceğini anlatmaya çalışıyoruz.

İnsanlara ulaşmamız gerekiyor. Onlarla bir araya gelip sohbet etmemiz, beraber müzik konuşmamız, müzik yaratmamız, iki dilli-üç dilli şarkılar yapmamız gerekiyor.

Sizce demokratik toplum süreci yalnızca bölgesel bir mesele mi, yoksa asıl sınav İstanbul, Ankara, İzmir gibi metropollerin mahallelerinde mi veriliyor?

Yıllardır dillendiriliyor, Kürtlerin en çok yaşadığı şehir İstanbul. İzmir keza çok büyük bir Kürt nüfusuna sahip. Ve tabii ki buralarda Kürt kültürüne dair mücadele vermek daha zor ama bir taraftan daha elzem. Çünkü asimilasyona çok açık bir dünya var, alan var. İnsanlar çocuklarına ana dillerini öğretemiyorlar.

Bunun için tabii ki özverili bir şekilde insanlar çocuklarına ana dilini öğretmeleri için çaba sarf edebilirler, özel okullara gönderebilirler ama bunlar çok geçici çözümler olacaktır. Kürt kültürünün, dilinin korunması için artık yasal bir zemine ihtiyaç var. Okullarda eşit bir şekilde öğretilmesi gerekiyor. Şu an çok büyük bir oyalanma içindeyiz aslında. Ve gerçekten özellikle genç kuşak- ben kendi köyümden biliyorum, Ankara'nın Kürt köylerindeniz- büyük bir oranda Kürtçeyi unutmuş durumda.

Kürt kurumlarının tabii ki bir seferberlik başlatmaları önemli bu konuda. Dil meselesi bizim en can alıcı meselelerimizden bir tanesi.

Mesela İrlandalılar İngilizlerle, İngiliz tahakkümüne karşı çok büyük bir mücadele verdiler ama dillerini kaybettiler. Hepsi İngilizce konuşuyor artık.

 

Kürtçe müziğin ve çokdilli üretimin kamusal alandaki varlığı, demokratikleşme seviyesi için bir turnusol kağıdı diyebilir miyiz?

Burada önemli olan kamusal alanlarda olmak, Yoksa sonuçta Kürtler kendi müziklerini yapıyorlar. Ama bu memleketin bizim vergilerimizle desteklenen birçok festivali var. Belediye festivalleri, Kültür Bakanlığı, valilikler... Yani açıkçası bir haksızlık var ortada. Biz de vergilerimizi veriyoruz ama bu alanlarda ne yazık ki çok kısmi birtakım sembolik etkinlikler dışında Kürt müziği kendini ifade edemiyor.

O yüzden de  Kürt müziğinde bir sektörleşme olamıyor, ekonomik gücü yok. Sektörleşme olmaması uzun erimli çalışmaların yapılmasını engelliyor. Birçok insan müziğe başlıyor, sonra bakıyor ki geçinemiyor; bırakıp başka işlerle uğraşıyor. Etrafımda böyle birçok insan tanıyorum ben.

En önemli mesele bu: Biz Türkiye'deki bu sanat, kültür havuzunun içinde ne kadar yer alacağız?