
David Morgan (İskoçyalı gazeteci, tarihçi ve insan hakları savunucusu): Kürt tutsaklar geniş desteği hak ediyorlar. Onların bu cesur eylemi dünyanın dikkatini Kürt sorununa çekmeye yardımcı olmuştur. Bu açlık grevine katılmaya karar vermiş bireyler, bu tartışmasız doğru ve haklı davaya nihai özveri ve bağlılık gösteriyorlar. Bu bir halkın varolma hakkının mücadelesidir. 12 Eylül'de açlık grevine başlayanlardan kimilerinin hayati riski kritik bir noktaya ulaşmış durumda ve yakın zamanda ölüm haberleri almak kaçınılmazdır. Bu eylem, böyle bir trajik sonuca varmamalıdır.
Ben, bu eylemi sadece Türk Başbakanı ve hükümet güçlerinin durdurabileceği görüşündeyim bunu da grevcilerin taleplerini kabul etmeye hazır olduklarını göstererek başlatabilirler. Bunu yapmak zor olmamalı, kaldı ki mahkumların talepleri oldukça makul: Kürtçe anadilde eğitim ve yasal savunma hakkı ve barışçıl, anayasal yollarla sorunu çözmek için doğrudan barış müzakerelerinin hapsedilen Abdullah Öcalan'ın tam katılımı ile başlaması. Abdullah Öcalan'ın kendisi her iki taraf için kabul edilebilir bir anlaşmaya varmaya hazır olduğunu sürekli göstermiştir ve müzakere için temel oluşturacak çok yapıcı öneriler ortaya koymuştur. Eğer açlık grevinden herhangi bir ölüm sonucu ortaya çıkarsa, bunun sorumlusu Türkiye olacaktır.
Sanya Karakaş (Hukukçu): İleri sürülen talepler temel insan haklarına ilişkin taleplerdir ve Türkiye'nin insan haklarına saygılı, özgürlükçü bir demokrasiye ve gerçek bir hukuk devletine dönüşmesi isteniyorsa bu taleplerin bir an önce karşılanması gereklidir. Bu temel hakların açlık grevleri vasıtasıyla elde edilme noktasına getirilmesi son derece trajik bir durumdur. Bu sorunun aşılması için yapılması gerekenler aslında çok basit. Anadilde savunma hakkı için yeni bir yasal düzenleme yapılması gerekmiyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu anlaşması olan Lozan Antlaşması'nın 39/5 maddesi, Anayasanın 36 maddesi, 3 maddesi ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 202. maddesi geniş yorumlanarak uygulanması yeterlidir. Anadilde eğitim hakkı için Anayasa'nın 42. maddesinin biran önce değiştirilmesi gereklidir, yeter ki hükümet bu konuda duyarlı ve samimi olsun. Uluslararası insan hakları mevzuatına göre tecrit ve izolasyon bir işkence ve kötü muamele türü olarak değerlendirilir ve kime uygulanırsa uygulansın 14 aylık bir tecridin hiçbir meşru gerekçesi olamaz.
Tony Simpson (İngiltere Bertrand Russell Barış Vakfı Temsilcisi): Bizler Türkiye'de birçok Kürt siyasi tutsağın uzun süreli açlık grevlerinden ve uluslararası medyada bu endişe verici gelişmenin yansıtılma yetersizliğinden çok kaygılıyız. Eğer böyle önemli olaylar bastırılıyorsa, insanların Türkiye'de neler olup bittiğini anlamaya başlaması nasıl beklenebilir?
Ben, kendi bölgemin milletvekili Kenneth Clarke'a Kürt tutsaklarının açlık grevleri ve toplu yargılamaları konusunda yazdım. Bana yazdığı mektubunda şöyle diyor: "Ben yıllar boyunca Türk Hükümetlerine yönelik her zaman oldukça eğilimli olmuşumdur fakat bu son yargılamalar o ülkenin dostları için çok endişe verici..." Şu anda, milletvekilleri Jeremy Corbyn, Peter Bottomley ve Bob Russell tarafından Westminster Parlamentosu'na sunulan 628 sayılı 'Kürt Açlık Grevleri' soru önergesini destekleme çağrısında bulunuyoruz. Türk cezaevlerinde neler olduğuna yönelik uluslararası ilginin açık olması ve açlık grevcilerinin yapıcı ve makul taleplere işaret edilmesi ve ele alınması çok önemlidir.
SUNA KÖSE / LONDRA
Ahlaki ve vicdani sorumluluk
Kürt tutsaklar anadillerinde savunma hakkına kavuşuncaya ve barış müzakerelerinin tekrar başlamasına imkan verecek şekilde Abdullah Öcalan’ın tecridi kaldırılıp avukatlarıyla görüşmesi sağlanıncaya kadar, bilimsel toplantı ve konferanslar dahil olmak üzere akademik aktivitelerde, Kürt sorunu ve taleplerini gündeme alacaklarını ortak bir deklarasyonla duyuran 156 akademisyen arasında Doç. Vahap Coşkun ve Prof. İbrahim Sirkeci, gazetemize konuştu.
Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi Doç. Dr. Vahap Coşkun, şunları söyledi: "Kritik bir süreçteyiz; bugün açlık grevlerinin 57. günü ve zamanla sürdürülen bir yarış var. Karşı karşıya bulunduğumuz şartlar altında, başlıca sorumluluğumuz; açlık grevlerinin niteliği hakkında bir felsefi ve siyasi tartışmak yapmak değil, bu açlık grevlerini nasıl bir can kaybı olmadan ve insanlarda kalıcı bir hasar meydana gelmeden sonlandırılmasına çalışmaktır. Akademisyenlerin de bu konuda yapabileceklerinden biri, bu konuyu gündemde tutmak, aciliyeti konusunda kamuoyunda farkındalık ve duyarlılık yaratmak ve eylemin kötü sonuçlar oluşmasından sonlandırılmasına çalışmaktır. Bu bizim hem ahlaki hem de vicdani sorumluluğumuzdur."
Londra’da Regent Koleji’nde görev yapan Prof. Dr. İbrahim Sirkeci ise "Açlık grevleri her ülke için demokrasi ayıbıdır. Hükümetin bu konuda göstereceği hassasiyet ve olumlu tavır hem Türkiye’de hem bölgede insan haklarına saygı yönünde atılmış büyük bir adım olacaktır. Sonuçta anadilde savunma hakkı ya da tecridin kaldırılması gibi taleplerin herhangi bir ülkenin bölünmesine, yıkılmasına yol açtığı görülmüş değil. Türkiye’nin siciline bir karanlık sayfa daha eklemenin kimseye faydası olmayacak" şeklinde konuştu.
ABD’de bulunan bir grup Kürt kurumu da açlık grevlerini desteklemek amaçlı internet üzerinden bir imza kampanyası başlattı. Kampanyayı başlatan kurumlar arasında, Kürt Ulusal Kongresi -Kuzey Amerika (KNC-NA), New England Kürt Birliği (NEKA), Kürt Amerikan Gençlik Örgütü (KAYO), Kaliforniya Kürt Birliği (AKA), Kürt Amerikan Derneği (KAS), Kuzey Dakota ve Minnesota Kürt Amerikan Derneği ve Kürt Amerikan İnsan Hakları Örgütü (KAHRC) bulunuyor.
Açlık grevini destekleyen başka kampanyalarda da yer alan dünyaca ünlü Amerikalı dilbilimci ve aktivist Prof. Dr. Naom Chomsky, Kürt-Amerikan kurumların başlattıkları kampanyaya da dahil olurken greve ilişkin "Kürtler en temel hakları için katı ve acımasız bir baskıya maruz kaldılar. Cesur grevciler, taleplerinin gerçekleşmelerini sağlamaları için yardım elimizi ve desteğimizi hak ediyorlar" dedi.
ÖZLEM GALİP / LONDRA