Akıp giden bir bataklığın içindeyiz hepimiz; ama yıldızlara bakıyor bazılarımız, diyor Oscar Wilde. Ona bu sözü söyleten Reading Zindanları Baladı'ndan sızlayan şu andır mutlaka:
"Kabil'in Habil'i öldürdüğü
Günden beri hiç dinmedi acılar
Çünkü insanların insanlar için
Koymuş olduğu bütün yasalar
Tıpkı adaletsiz bir kalbur gibi
Taneyi eleyip samanı tutar."
Hurşit Külter uzun zamandır yok.
Bu zamana ait olmayan bir odadan gülümsüyor bize. Hadi o da aklımızda öyle kalsın, onu da Hacı Birlik gibi, dolu dolu gülüşü ve sevecen bakışlarıyla yazalım kalbimizin bir kenarına... Bir zırhlı aracın arkasında sürüklenen biz olalım yine, paramparça olsun bedenimiz ama gülelim sımsıkı, katile...
Neyi biriktiriyoruz ve neremizde? İnsanlıktan bir gıdım nasiplenmemiş canavarların paramparça ettiği bedenlerin en bozamaz dedikleri duygu birikiyor hanemizde: gülüşleri.
Cizre'de bir baba "kızımı gülüşünden vurmuşlar" demişti ya... Suruç'taki gençler, hep gülerek bakıyorlar bize.. Gidenlerin hepsinde hayata tutkulu gözler ve muzip bir gülümseme dudak kıyısında...
İşte o zamanlarda yanıyor canımız, bu güzelliğe nasıl kıyarlar diye isyan ediyoruz ha bire.
Biz gülümseyelim. Onlar kurtulmak için bizden daha çok öldürsünler. 'Bir halk gülmeyi bildiği için topluca katledildi,' densin ardımızda: 'Ağaçlarını, ormanlarını; evlerini-çadırlarını, hayvanlarını-tarlalarını, derelerini-çaylarını, rüzgarını bulutlarını öldürdüler', densin; 'Toprağını zehirleyip, güneşini boğazladılar sonra...'
İyi dinleyin "abi"ler, abla"lar, bu kelimeler sizin korkak ve yoksul hayatınıza...
Beko’nun çizdiği karanlık, arif divanının perdelerinden süzülüp bir imbiğe, dönüşüp değişerek damıtılmakta gündüze... Tajdinler, Zînler süzülüp süzülüp hayata karışıyor yüksek müsaadeleriyle.
Yoksa bir akil abla gidip karanlığın taa dibine, bir kitapla çıkar mıydı tatile? Deniz kum güneş, yazar ablaya ne gam!
Benzer biri, gündemi yakalamak adına bugünlerde "öldürüldü" denen biri ile nasıl tanıştıklarını, kendisine neler anlattığını "bir ölünün ardından" kabilinden yazıp niye atsın kuyusuna? Onda da her şeye rağmen deniz, kum, güneş...
Ve tencere tava ile halk hareketini bir haziran ayında omuzlayan şarkıcılar, Kürtler odalarda, sokaklarda boğdurulurken nasıl da kaçtılar içlerine, nasıl da tenhalaştı newoz meydanlarını dolduran vip kalabalık... Birkaç gün sonra bir yıl olacak ki, pek sessiz, pek yalnız pek duvardan soğuk bu hayat!
Hangi dilin kibarlığına bulasak da anlatsak size, ne kadar pis bir ölçüsüzlük içinde olduğunuzu, bilemiyorum. Hangi dilden göstersek yüzlerinizdeki tıknaz-gamsız ifadeyi... Hangi renge boyasak baştan sona sahteliklerle süslediğiniz üzgün hallerinizi...
Ama işte, her şeye rağmen gülmeyi bilen insanlar var, kurtulamıyorsunuz o neşeden! Kıh kıh kıh geliyor peşinizden, kih kih kih...
Kurtulun bizden! Lütfen kurtulun...
Size esin kaynağı olan hikayelerimizi de kurutsun hayat, sizi beslediğimiz damarlar çekilsin...
Sadece varsınız çünkü, yaşamayansınız.
Sizler kurallara tabisiniz; birilerinin koyduğu kuralların içinde esneyebileceğiniz kadar esnediniz. Sizin bir toplumu yönetmek ve yönlendirmek gibi "üst" kalibrenizi yok, aksine "güdülmek" gibi alışkanlıklarınız çiziyor varlık nedeninizin altını. Oysa "bir çağı harekete geçirecek olan kişilerdir, kurallar değil!" Başarı ve paranın arasına sıkıştırdığınız yoksulluk, yoksunluk, trajedileri daha fazla mıncıklayamayacak, kopardığınız parçalarla hızla tükenen ömrünüze artı kazandıramayacaksınız. Ahhaha, bizi daha fazla yolamayacaksınız.
Katilimizle sizi birbirine bağlayan günah, aranızdaki ilişkinin gücünü taşıyor. Ama biri diğerini salacak kuyuya. Dibinde kuyunun el-dil birliğiyle atıverdiğiniz biz varız, düşüp parçalanmanız için yer açacağız o karanlıkta. Bizi el birliği ile saldığınız karanlık, sizin de noktanızı koyduğunuz yer olacak, eninde sonunda...
"Amannnnn," diyor fotoğraflardan biri, yine ağzı kulaklarında, kayısı ağaçlarının arasında, güneşten sıcak, kayısıdan tatlı:
"Hepsini kurtarmak lazım, hepsini... Aydınlığı çocuklara gösterebilmek adına.."
Taneyi eleyip, samanı bir bütün görmek adına...