
ABD’nin iç ve dış politikası ve ABD-Türkiye ilişkileri konusunda en yetkin isimlerden biri olan Tolga Tanış, ABD’nin 2012 ardından Ortadoğu politikasında değişikliğe gittiğini, bu noktadan sonra Türkiye’yle arasındaki açının genişlediğini belirtti ve ekledi: “Önce 2012 Aralık’ta El Nusra’yı terör listesine aldı. Ardından 2013 Martı’nda İran’la gizli görüşmelere başladı. Ve Obama yönetiminin yeni İran politikasıyla bölgede 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük jeopolitik kaymanın önü açıldı. Bunun Suriye’ye de doğrudan etkisi oldu. Ve bir yanda Nusra’yla çalışan Türkiye, bir yanda Nusra türü örgütleri birincil tehdit sayıp Türkiye’nin ulusal güvenlik riski kabul ettiği bölgedeki Kürt grupları ortak kabul eden ABD, iki müttefik iki ayrı uca savruldu.”
Türkiye-ABD uyuşmazlığının Suriye bağlamında net biçimde göründüğünü de belirten deneyimli gazeteci, iki ülke arasında “temel bir yaklaşım farkı” olduğuna, iki tarafın farklı öncelik sıralamalarına sahip olduğuna ve özellikle de Kürtlere yaklaşım konusunda aralarında bir “büyük bir uçurum” bulunduğuna dikkat çekti.
Gülen’in iadesi meselesinin Türkiye-ABD ilişkilerinde tarihi gelişmelere neden olabileceğinin de altını çizen Tanış, ABD’nin Kürtlere yaklaşımının ise hiçbir durumda değişeceğini düşünmediğini kaydetti.
Hürriyet Washington Temsilcisi Tolga Tanış, e-posta yoluyla, sorularımızı yanıtladı.
ABD’nin Türkiye politikasında bir kırılma noktası ya da “kırılma unsuru” tarif edilebilir mi? İlişkilerin güncel olarak en temel belirleyeni ne?
Uzun süredir iki taraf arasında çok derin görüş ayrılıkları vardı. Ben temel meselenin bölgedeki değişen dengeler ışığında şekillenen Suriye politikasında düğümlendiğini düşünüyorum. Başta Ankara ve Washington Suriye’de aynı çizgideydi aslında. Ama Washington, 2011’de başlayan iç savaşın ülkede radikalleşmenin önünü açtığını, El Kaide gibi örgütlerin bundan yararlandığını ve işin ABD’nin Irak’taki politikalarına da zarar verdiğini görünce çizgisini değiştirdi. Önce 2012 Aralık’ta El Nusra’yı terör listesine aldı. Ardından 2013 Martı’nda İran’la gizli görüşmelere başladı. Ve Obama yönetiminin yeni İran politikasıyla bölgede 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük jeopolitik kaymanın önü açıldı. Bunun Suriye’ye de doğrudan etkisi oldu. Ve bir yanda Nusra’yla çalışan Türkiye, bir yanda Nusra türü örgütleri birincil tehdit sayıp Türkiye’nin ulusal güvenlik riski kabul ettiği bölgedeki Kürt grupları ortak kabul eden ABD, iki müttefik iki ayrı uca savruldu.
Son dönemlerde ABD politikası ile Türkiye’nin politik yöneliminin uyuşmadığı yönündeki tespitlere katılır mısınız?
Suriye bağlamında bu uyuşmazlık net biçimde görülüyor. Temel bir yaklaşım farkı var. İki tarafın tehdit önceliği sıralaması farklı. Hatta daha ötesi, bir tarafın tehdit listesinde yer alan bir grup diğer tarafın ortaklar listesinde. Suriye’deki Kürtlerden bahsediyorum. Büyük bir uçurum bu. Ben Mart ayından beri bu farklılığın yavaş yavaş aşılmaya başlandığını düşünüyordum gerçi. Özellikle Menbiç operasyonu bu açıdan bir dönüm noktası olabilirdi. Çünkü Türkiye’nin dış politikasında son dönem keskin dönüşler görüyorduk ve bu açıdan sürdürülemez olduğuna inandığım Kürt politikası da Menbiç bağlamında daha rasyonel bir çizgiye çekilebilir diye tahmin ediyordum. Ama şimdi yeni bir denge oluştu.
ABD, devlet/Senato ve medyasıyla, Türkiye’de gerçekleşen 15 Temmuz darbe girişimini nasıl değerlendirdi? Hakim olan eğilim/tespit ne oldu?
Olayların Türkiye’de ele alınma şekliyle Washington’ın genel kanaati taban tabana zıt. Benim konuştuğum birçok kanaat önderi darbenin düzmece olduğuna inanıyor. Yönetimden kimse böyle bir suçlamayı açık açık söylemez ama düşünce kuruluşları ve medyadaki hâkim görüş bu.
AKP’ye yakın basın organları (başta Yeni Şafak gazetesi), 15 Temmuz’da ABD’nin de parmağı olduğu iddiasını net cümlelerle haberleştirdi. Bu, Türkiye devletinin de mi iddiası? ABD’de bu iddiaya nasıl bakılıyor?
Anladığım kadarıyla Türk Hükümeti’nde birçok kişi bu görüşte. Bunu televizyonlarda açık açık dile getirenler de oldu. Gerçi İbrahim Kalın’ın açıklamasını okudum. Bu iddialara itibar etmediklerini belirten daha soğukkanlı ve doğru bir yaklaşımdı onunki. Ancak unutmamak lazım ki, bu suçlamalar yüzünden Amerikan Başkanı bir basın toplantısında “Bizim darbede dahlimiz yok” anlamına gelen bir açıklama yapmak zorunda bile kaldı. O beyanat, suçlamaların hangi seviyeye ulaştığını gösteren çok vahim bir örnek.
Sizce ABD’nin bu işte dahli olabilir mi?
Ben Amerikan yönetiminin Türkiye’nin istikrarını tehdit edecek böyle bir eyleme olur vereceğini düşünmüyorum. Ancak darbe gecesi Washington’ın olaylara verdiği ilk tepkiyi de eleştirdim. John Kerry’nin o gece TSİ 01.00’da yaptığı açıklamada, ki darbenin kritik saatleriydi, girişimi açıkça kınamamış olması Amerikan yönetimi için kaçırılmış bir fırsat oldu.
Fethullah Gülen’in iadesi meselesi, Türkiye-ABD ilişkilerinde neden bir kırılma noktası olur mu? ABD, iade eder mi? İade etmezse, Türkiye-ABD ilişkilerine etkisi ne olur?
Evet, Gülen meselesi ilişkilerde çok büyük bir dönüm noktası olacaktır. Ben bu aşamadan sonra Türk Hükümeti’nin Gülen konusundaki pozisyonunu değiştireceğini düşünmüyorum. Ancak ABD’nin Gülen hakkındaki iddialara şüpheyle bakan yaklaşımında da şimdilik herhangi bir kımıldama yok. En son Amerikan istihbaratının başındaki James Clapper da çıkıp adıyla sanıyla Gülen’e dair darbe bağlantısı suçlamalarının güvenilirlik testini geçemediğini söyledi zaten. O zaman ne olacak? Top bu konuda Washington’da. Türkiye’nin olay sonrası atabileceği adımları hesaplayıp bir tercih yapmak durumunda olacaklar. 80 milyonluk müttefik bir ülkeden bahsediyoruz. 150 yıllık bir Batılılaşma projesi var ortada. Bunları dikkate almak zorundalar. Ankara’da eminim şimdi bir sürü çevre ellerini ovuşturuyordur. NATO’dan çıkalım, Rusya, Çin bizi bekliyor, diyen bir sürüsü vardır. Eğer Amerikan yönetimi pozisyonunu doğru belirlemezse, tarihi gelişmelere tanık olabiliriz.
ABD’nin Kürtlere yaklaşımında yakın vadede bir değişiklik öngörüyor musunuz?
Hayır, beklemiyorum. O konuda Washington ve Ankara arasındaki farklılıkların aşılması için adım atması gereken taraf da Türkiye. Pentagon, IŞİD’e karşı Kürtlerle gittikçe kurumsallaşan bir ilişki geliştirdi. Bunun değişmesi için bir sebep yok.
ABD-Türkiye ilişkilerinde en önemli gerilim konularından biri de uzun süredir “Fırat’ın batısı“ olageldi. Minbic, Kürtlerin öncülüğündeki Askeri Meclis tarafından DAİŞ‘ten tamamen temizlenmek üzere. Cerablus konusunda da ABD’den benzer bir pozisyon bekliyor musunuz?
Bu gelişmeleri sahadaki durum belirleyecektir. Menbiç alındıktan sonra harekâta katılan YPG unsurlarının Fırat’ın doğusuna döneceği söyleniyor. Ancak bana kalırsa Menbiç düşünce batıya doğru ilerleme devam edecektir. Çünkü konuştuğum kaynakların da söylediği, IŞİD’e karşı ilerlerken durmak yanlış bir taktiksel karar olur. Ancak ilerleme Cerablus’a doğru değil Mare’ye doğru olur diye düşünüyorum. Kobani ve Afrin kantonları Türkiye sınırına 40-50 km uzakta bir kuşakla birleştikten sonra da çatışmalar bir süre stabilize olur. Ve bu dönem Türkiye’nin meseleyi rasyonel bir perspektiften ele alması için bir fırsat yaratır. Orada Rakka’yla bağlantısı kesilmiş, sıkışmış bir IŞİD gücü kalacak. Ve Türkiye hangi güçlerle komşu olmak istediğine karar verecek. O IŞİD gücünün Türkiye için yaratacağı riskler dikkate alındığında Ankara sonunda doğru bir yaklaşım belirleyecektir diye umuyorum.
ABD’nin Türkiye’deki Kürt sorunu dolayımlı çatışmalı sürece yaklaşımı, genel olarak nasıl? Bir değişim bekliyor musunuz?
Her seferinde barış görüşmelerine dönülme çağrısı yapmak dışında şu anda Washington’ın yapabileceği çok bir şey yok. Bence Amerikalılar iki taraf arasında yeniden görüşmelerin yürütülmesinde aslında yapıcı birçok rol oynayabilirler. Özellikle YPG ile Suriye’de yürütülen işbirliği Washington’a bu anlamda geniş bir etki gücü olanağı sağlıyor. Ancak bu adımları müttefik Türkiye’nin onayı olmadan atamazlar. Kurumsal, bu açıdan müttefiklik kurallarına uygun davranmaya çalışır ABD. Doğrusu da bu. O yüzden Ankara’nın bu konuda pozisyonunu gözden geçirmesi ve elindeki enstrümanları doğru kullanmayı bilmesi gerek. Washington’ı bu meselede devreye sokmayı ciddi biçimde düşünmeli. Tabii başa dönersek, Gülen krizi çözülmeden de böyle bir şeyin olması mümkün değil.
Güney Kürdistan hükümeti, ABD-Türkiye ilişkilerinde nerede duruyor? ABD’yle/Türkiye’yle çelişen çıkarları/politikaları var mı? Ortaya çıkar mı?
Orada iki taraf Barzani konusunda hemen hemen aynı düşünüyor. Ancak hemen hemen dedim, çünkü Washington’ınki daha dengeli bir politika. Talabani’yle de, diğer gruplarla da güçlü kanalları var. Türkiye’nin Erbil politikasıysa tamamen Barzani eksenli. Ankara’nınki baştan hesaplanmış bir politika. Kürdistan Yönetimi’yle yapılan gizli petrol anlaşmalarına kadar uzanan bir hazırlık safhası var. Bu yaklaşım ileride Washington’ınkiyle çelişir mi? Olabilir. Çünkü dediğim gibi Ankara Barzani’ye fazla angaje; ancak Washington, gelişmeler karşısında şekillenebilecek daha esnek bir politikaya sahip. Bir kıvılcım, Kürdistan’da dengeleri değiştirebilir ve Washington o noktada olayların seyrine bakar.
ABD seçimlerinde Cumhuriyetçiler’in ya da Demokratlar’ın kazanması, Türkiye ilişkilerinde etkili olur mu?
Elbette başkanın çizgisi önemli. Clinton ve Trump arasında da dış politikaya bakışta derin farklılıklar var. Ancak ben yine de özellikle Türkiye konusunda dramatik bir dönüşüm yaşanmasını beklemiyorum. Çünkü Türkiye, Beyaz Saray için çok komplike bir portföy. Ve o yüzden kim gelirse gelsin, olaylara bakıp o ana kadar belirlenen çizgiden çok farklı bir politika oluşturmaktan kaçınır.
Kimin kazanacağının ABD’nin Suriye politikasına ve Kürt politikasına etkisi olur mu?
Clinton seçilirse Suriye politikasında bir değişim olabilir. Çünkü Clinton Dışişleri Bakanı olduğunda da daha müdahaleci bir yaklaşımı savunuyordu. Başa gelirse bunu gerçekleştirmek isteyebilir. Bu konuda da Türkiye’ye daha yakın bir pozisyonu olacaktır. Ancak yine de bu aşamada Kürtlerle kurulan ilişkinin temel parametrelerine dokunmaz. Çünkü onun sahadaki operasyona etkisi var. Türkiye’yle bu konuda bir orta yol bulmaya çalışır. Trump seçilirse ise Suriye’de Amerikan politikasında çok bir şey değişmez. Trump’ın çizgisi bu konuda Obama’nınkine daha yakın.
Reza Zarrab Davası’nın bugüne kadarki seyrine bakarak: Sizce durum Türkiye için ne kadar ciddi?
Bu soru, savcının işi nereye kadar götüreceğine bağlı. En son bir dilekçede Amerika’nın ulusal güvenlik riski saydığı Zarrab’ı, müttefik ülke lideri Erdoğan’la ilişkilendirmekten kaçınmadı. Bu daha önce örneği görülmemiş, durumun ne kadar ciddi olduğunu gösteren bir durum. Ancak şimdilik o suçlamanın arkası gelmedi.
Zarrab Davası’nın “bütün sanıklara” genişlemesi, Türkiye’deki başka isimlere, mesela “4 bakana” veya Erdoğan’a uzanması mümkün mü? Bu olasılığın belirleyeni ne?
Bu durum, Eylül’den sonra Zarrab ve savcılık arasında başlaması muhtemel müzakerelerde şekillenir. Zarrab’ın avukatları bazı başvurularda bulundu ve hem hakkındaki suçlamaların hem de aleyhindeki bazı delillerin düşürülmesini talep etti. Eylül’de yapılacak duruşmada hâkimin vereceği karar, davanın seyrini belirleyecek. Eğer hâkim, avukatların tüm başvurularını reddederse, Zarrab anlaşmaya zorlanacaktır. Bu aşamada da savcı Zarrab’ı elinden geldiğince konuşup suç ortaklarını itiraf etmeye iknaya çalışacaktır. Zarrab ne kadar konuşursa, soruşturma o kadar genişler.
Tolga Tanış kimdir?
Hürriyet gazetesinin Washington temsilcisi Tolga Tanış, Galatasaray Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi İşletme bölümünden mezun. Gazeteciliğe 1997’de BBC Radyo Foreks ve Radyo D’nin haber bültenleri için kurulan Doğan Radyolar Grubu’nun haber merkezinde başlayan Tanış, ardından Kanal D’de yayımlanan Teke Tek programının ekibinde yer aldı. 1998’den itibaren Hürriyet gazetesi için dosya haberler yapmaya başlayan gazeteci, 2004’te Hürriyet Pazar ekinin editörü oldu; 2006’da yazı işleri bünyesinde haber merkezi editörlüğüne başladı. Tanış, 2008 yılında gazetenin New York bürosunda görevlendirildi ve bu dönemde Pennsylvania Üniversitesi Wharton School’da ekonomi gazeteciliği programına katıldı. 2010’dan bu yana Hürriyet’in Washington temsilciliğini sürdüren gazeteci, 2010’da ABD Başkanı Barack Obama ile, 2011’de ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’la söyleşiler yaptı.
OSMAN OÐUZ/HABER MERKEZİ