‘Çünkü orda bizi sürgün edenler bizden bir şarkı istediler. Ve bize acı çektirenler bizden şenlik istediler. ‘Bize Sion şarkılarından birini söyleyin’ dediler. Tanrı’nın şarkısını yabancı topraklarda nasıl söyleyebiliriz? Eğer seni unutursam ey Yeruşalayim sağ elim hünerini unutsun. Eğer seni anmazsam, eğer Yeruşalayim’i en büyük sevincimin üstünde tutmazsam dilim damağıma yapışsın.”

                (Teilim-Mezmurlar 137:1-6) 

Kuzey Kürdistan’daki devlet katliamlarının ardından NAV-DEM ve KCD-E’nin de çağrılarıyla Avrupa’da hemen hemen her gün ve her şehirde eylemler yapılmaya başlandı. Sürgünde yaşayan, fakat yüreği ile Kürdistan’da olan Kürt halkının elbette ki Türk devletinin bu vahşetlerine karşı sessiz kalması beklenemezdi. Özellikle Almanya’nın birçok kentinde yapılan çadır eylemlerinde broşürler dağıtılıyor, halka bilgilendirme yapılıyor ve böylece Alman kamuoyunun dikkati Kürdistan’daki devlet terörüne çekiliyor. 

Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi de 28 Eylül-2 Kasım tarihlerinde Kürt Özgürlük Hareketi Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecride dikkat çekmek amacıyla 5 günlük bir açlık grevi yapıyor. Daha önceden de 1 Mart 2012’de Fransa’nın Strasbourg şehrinde 5’i kadın 15 kişinin St. Maurice Kilisesi’nde başlattığı süresiz-dönüşümsüz açlık grevi 52 gün sürmüş; bu eylemin yanı sıra Avrupa genelinde 150 dernekte yapılan dönüşümlü açlık grevlerine binlerce kişi katılmış ve her hafta 5’er kişilik gruplar Strasbourg’a giderek eylemi desteklemişti. Eylemcilerin Kürt Halk Önderi Öcalan üzerinde uygulanan tecride son verilmesi, “Abdullah Öcalan’a özgürlük, Kürt halkına statü ve anadilde eğitim” taleplerinin Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği’nce dikkate alınacağının açıklanmasından sonra KCK’nin de çağrısıyla sona eren eylem amacına ulaşmış, taleplerin duyurulması için grev boyunca toplanan 14 bin imza Avrupa Konseyi’ne sunulmuştu.

Bir süre sonra Sayın Öcalan üzerindeki tecrit kalkmış, heyetler ve ailesi İmralı’ya giderek Sayın Öcalan’la görüşmüştü. Türk devleti ile sayın Öcalan arasında yapılan görüşmelerden sonra 21 Mart 2013’de Amed’de yapılan Newroz kutlamalarında Sayın Öcalan beklenen çağrıyı yapmış; “Ben bu çağrıma kulak veren milyonların şahitliğinde diyorum ki; bugün yeni bir dönem başlıyor; silah değil, siyaset öne çıkıyor. Artık silahlı güçlerimizin sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir” demişti.

Sayın Murat Karayılan’ın 8 Mayıs’tan itibaren Türkiye’den çekileceklerini açıklamasından sonra gerillalar küçük gruplar halinde Medya Savunma Alanları’na çekilmiş, Kürdistan ve Türkiye halklarında büyük bir barış umudu belirmişti.

Halk heyecanla süreci takip ediyordu.

28 Şubat 2015’de Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan toplantı, sürece “Dolmabahçe Mutabakatı” adıyla damgasını vurmuş, kamuoyuna açıklanan deklarasyonda PKK’ye silahsızlanma kongresini toplama çağrısı yapılırken, Türk devletine de 10 maddelik bir demokratikleşme görevi verilmişti. Yandaş medya, daha ilk günlerden başlayarak süreci sabote eden yazılar yazmaya başlamış, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan 21 Mart’taki açıklamalarıyla süreci bozarken Temmuz 2015’de “Dolmabahçe Mutabakatı ifadesini asla kabul etmiyorum, böyle bir şey düşünülemez” diyerek masayı devirmişti.

 15 Şubat 1999’da uluslararası bir komployla faşist Türk devletine teslim edilen Kürt Özgürlük Hareketi Önderi Öcalan 16 yıldan fazladır İmralı Adası’nda yoğun tecrit altında yaşıyor ve bilindiği üzere 5 Nisan 2015’den itibaren yaklaşık 6 aydır kendisinden haber alınamıyor.

Avrupa’da sürgünde yaşayan Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi üyeleri bu durumu 8-9 Eylül tarihlerinde Avrupa Parlamentosu önünde “Öcalan’a Özgürlük, Kürdistan’a Barış” şiarıyla 2 günlük oturma eylemiyle protesto etmiş, eyleme yüzlerce Kürt kurum üyesi, siyasetçi ve akademisyen katılmış, sayın Öcalan üzerindeki tecride dikkat çekilerek Avrupa Konseyi ve CPT görevlerini yapmaya davet edilmişti. 

Sayın Öcalan’ın durumunda bir iyileştirme yapılmadığından dolayı İnisiyatif üyeleri, bu defa ülkelerinden binlerce kilometre uzakta, yürekleri doğup büyüdükleri Kürdistan’da, yapacakları 5 günlük bir açlık greviyle yetkilileri tekrar görevlerini yapmaya çağırıyor.