Bizim bahar kampımız tam belirttiğim koşullar göz önünde bulundurularak yapılandırıldı. Aslında dağların cenneti aratmayan manzarası baz alınırsa, kampımız öyle çok ahım şahım sayılmazdı. Birkaç büyük çınar ağacı ve seyrek meşe ve palamut ağaçları kampı çevrelemiş, siyah ve dik kayalıklar doğal bir duvar gibi kampın önünde duruyordu. Pek gür akmayan ve sonbahara doğru ha kesildi ha kesilecek ince bir çeşmemiz ve oldukça engebelli bir yamaçtan sert bir inişi olan yolumuz. Bu haliyle bizim diğer kamplara nazaran pek de iç açıcı görünmüyordu. Fakat! Gerillanın sihirli bir değeneği vardır, biz de bu gerçeğe çok aşina olduğumuzdan seferberlik ilan edip, kısa bir sürede kampımızı neredeyse sil baştan yaratmaya (doğal dokusuna zarar vermeden) başladık. Bunu yaparken, cömert doğanın tüm nimetlerinden faylandık!
İlk olarak, güzel mi güzel bir kamelya yaptık. Etraftan topladığımız büyük ve ince taşlardan masa, oturacak divan, ocak yeri, küçük bir mutfak yaptık. Köylülerden aldığımız bazı çiçek tohumlarını ve sebze fidelerini küçük bir bahçeye ektik. Çalışma mangalarımızı yeniden düzenledik. Gerillanın çevre kurallarına uygun olarak, kamp yakınlarına bir çöp yeri kazıdık. Kısa zamanda kokuyu alıp çöp yerini keşfeden çakallar da kampımızın daimi konukları oldu. Ayrıca çalılıklar arasına yuva yapan kekliğin yavruları da yumurtadan çıkana kadar konuğumuzdu. Onları beslemeyi de ihmal etmedik.
Kampımızın diğer üyelerine gelince; tek başına yaşayan gri-beyaz kanatlı güvercin, gece olunca ötmeye başlayan baykuş, kayalıklarda yeşermiş otların arasına yuva yapmış binlerce siyah benekli sarı kanatlı kelebek, hışırtılarıyla dikatimizi üzerlerine çeken ve yavaş yürüyüşleriyle nam salmış kaplumbağalar, palamut ağaçlarının daimi konuğu turuncu kuyruklu sevimli sincaplar, çeşmenin biriken sularını mesken edinmiş kurbağalar, kayaların altına gizlenen akrepler, arasıra yolumuza çıkan yılanlar, gece oldu mu ortaya çıkan sivrisinekler, güzel gagasıyla ağaçları delen ağaçkakan kuşları, ötüşleriyle insanı mest eden bülbül ve diğer kuş türleri, manganın duvarlarında açılmadık gedik bırakmayan fareler ve ismini sayamayacağım binlerce börtü böcek... Tüm bunlara ek olarak biz de bir kedi yavrusu getirdik.
Kamp yaşamına damga vuran ise arkadaşların sarmaşık tohumunu kampa getirmeleri oldu. Tohumlarla birlikte yaşamımızda önemli değişimler oldu! İlk önce Nüjiyan arkadaşımız kamelyamızın oturak yeri olarak kullandığımız taşların tam arkasına bir yer yapıp tohumları nazikçe (!) oraya ekti. Ertesi gün Roza arkadaşımız yatma yerine yakın bir yerde küçük ve şirin bir yer hazırlayarak, arta kalan tohumları yerleştirdi. Evin arkadaş ise Nüjiyan arkadaşa alternatif bir tarım anlayışını savunmak ve onun seçtiği yerin uygun olmadığını ispatlamak için kamelya girişine bir yer yapıp, tohumları büyük bir titizlikle oraya ekti. Jinda arkadaş da güneş gören bir yere, özel olarak tasarladığı sarmaşık fidelerini ekti. Zınarin arkadaş da son noktayı koyarak, boş bir kovana sarmaşık tohumlarını ekti!
Böylece bizim kampın sarmaşık halleri başladı. İlk boy veren Nüjiyan arkadaşın sarmaşıkları oldu. Bununla kendisine gelen eleştirileri boşa çıkartmayı ihmal etmedi. Çünkü Evin arkadaşın sarmaşıkları ancak birkaç gün sonra yeşerdi. Jinda arkadaşın sarmaşıkları öyle cılız ve takatsiz görünüyordu ki yarışmada devre dışı kaldı. Roza arkadaşın sarmaşıkları gözlerden ırak olduğu için pek ilgi görmüyordu.
Farsça bir atasözü “Civcivlerin sayısı sonbaharda sayılır” der, dolayısıyla sarmaşıkların nasıl bir seyir izleyeceği merak konusuydu. Yanıltıcı gelişmeler de yaşandı. Şöyle ki; Nüjiyan arkadaşın güneş görmeyen sarmaşıkları cılızlaştı. Çubuklarla desteklemeye çalışsa da kötü gidişatın önünü alamayınca, onları kendi haline bıraktı. Jinda arkadaşın sarmaşıkları ise köklerini sağlamlaştırarak, dallarıyla dört bir yanı kuşattı. Bahar sonunda dört bir gözle çiçek açmalarını beklemeye başladık.
Jinda arkadaşın sarmaşığı yine birinciliği kaptırmayarak, ilk çiçekleri açtı. Bu gelişme hepimizi olduğu gibi rakipleri de sevindirdi. Çiçekler yarışı sonlandırmayı bir yana bırakalım, daha da kızıştırdı. Ardından Roza arkadaşın sarmaşıkları peş peşe çiçek açtı. Evin arkadaşın sarmaşığı iri yaprakları, hacimli ve uzun dallarına rağmen uzun süre çiçek açmadı. Öyle ki Zınarin arkadaşın tek sarmaşığı bile yarışmada olduğunu kanıtlamak istercesine çiçek açtı.
Bu nedenle arkadaşların şakalarına konu olan Evin arkadaş her sabah ilk işi sarmaşıklara bakmak oldu.
Evin arkadaş ters giden bu kaderi değiştirmeye niyet etmiş olsa da beklemekten ve sabırlı olmaktan başka yapacağı bir şey yoktu. Espri yapıp Zınarin arkadaşın sarmaşığını kökten çıkartacağını söylese de yapraklarına dokunmaya dahi eli varmıyordu.
Günler süren sabırlı bekleyişleri nihayet sonuç verdi. Evin, sarmaşıklarında bazı değişimler sezdi ama bunu pek belli etmemeye özen gösterdi. Hayal kırıklığı yaşamak da istemiyordu. Ve bir sabah Evin arkadaşın sarmaşığında bize gülümseyen dört mor çiçekle uyandık… Artık Evin arkadaş da çiçeklerin gururunu taşıyor(!) kampa gelen misafirlere dahi gösteriyordu. Ve yarışma devam etti. Sarmaşıklar gördükleri ilgi karşısında her geçen gün daha da çiçeklenmeye, büyümeye başladı. Aylarca mor renginin tüm tonlarında çiçeklerini sergilediler. Gerillanın sohbetlerine kulak misafiri oldular, konuya katılırcasına yaprak salladılar. Sarmaşık yarışması bu yıl kampımıza bir başka güzellik kattı...
TARA BERFÎN: Kampımızın sarmaşık halleri