
Tarihinden korkanlar tarih yazamazlar, beceremezler sadece yaşarken ölümü ya da öldürmeyi düşünürler. Kanla beslenirler!
Tarihini bilmeyenler, sevemez, düşünemez, yaşayamazlar…
Tarihi yazanlar, sevdalıdır, âşıktır, gönül çelendir, kara sevdalıdır… Tarih insanlığın varoluşunun anlatısıdır. Hayatın ta kendisidir. Yeter ki yaşamayı ve yaşatmayı doğru ve gerçek öğren, öğret.
Herkes tarih yazamaz, korkaklar asla yaz(a)maz.
Tarih insanlığın nefesidir. Sevginin, gücün, aşkın, kavganın, adaletin, özgürlüğün, direnmenin, barışın… sesidir tarih.
Dededir, nenedir, annedir, babadır, ağabeydir, kardeştir, ailedir… Tarihin yoksa zaten sende yoksundur.
Yoldaştır, arkadaştır, dosttur, devrimcidir, öğretendir.
Tarih hayatın aynasıdır, bilemezler. Bilselerdi, görür, utanır, susar ve giderlerdi… Tarih, cehaletin düşmanıdır, cahilseniz bilemezsiniz. Yakmak, yıkmak, değiştirmek, eksiltmek, öldürmekle tarih değişmez.
Yalan, yanlış, hazır, kurgulanmış, yönlendirilmiş tarih, tarih değildir. Sadece kötü bir düştür. Uyandığınızda tokat gibi suratınıza çarpar. Aklınız tutulur, utanırsın, gözlerin kör olur, yüreğin sel olur akar gider, bilinmez bir kuyuda kaybolur, yok olursun. Bir kere yazılmaya görsün tarih, dokunamazsın. Elinde kalır, kanatır.
Kanarsın.
Tarih, tüm zalimleri yok sayar. Sadece direnenler kalır geriye.
Yaşadığımız topraklar öyle acılı ve öyle direngen ki, tarih boyunca hangi kral, hangi imparator diz çökmemiş ki, ne zalimler direnebilirmiş, ne de sultanlar. Bu topraklar kalsa kalsa “Sultan Süleyman’a kalırdı,” o da yaptıklarıyla kaldı ve gitti.
Aynı gün içinde farklı iki tarih ve kültür yok ediliyor.
Biri Serhat şehri Van’da, diğeri Ege’nin sesi İzmir’de.
OOOOHAL de susuyoruz! İzliyoruz!
Serhat’taki 1’inci derecede, Ege’deki ise 3’üncü derecede SİT alanı olarak resmi kayıtlara geçmiş.
Van Edremit Belediyesi’ne OHAL nedeniyle atanan Akif Çiçekli ile Büyükşehir Belediyesine atanan Vali Murat Zorluoğlu, yan yana gelmiş düşünmüşler taşınmışlar, tuvalet yapmak istemişler.
Tam bir “Davaro” filminin hikâyesi. Sadece zamanlar ve mekânlar farklı, Kemal Sunal ölmeseydi de görseydi. Şu halimize nasılda bir küfür patlatırdı.
Tören için hazırlıklar günlerce sürmüş. Açılışlar yapılmış, söz konusu projeyi kendi medyalarına “Burası Antalya değil Van ” başlığıyla servis etmişler. Gazeteler ve televizyon de bu tuvalet olayını aslını görmez, göremez.
Ne oluyor diye bir çıkıp sormamış, soramamış. Hadi gel de söyleme, OOOOHAL.
Tarihin orta yerine tuvalet
İbreti âlem olsun diye, görmek gerek. Bugüne kadar defalarca araştırılmış ve arkeolojik çalışmalar yapılmış. Devletin resmi tutanaklarında kayıtlara geçmiş. Bu kayıtlar da, MÖ 3 bin yılından Ortaçağ’a kadar yerleşim alanı olarak kullanıldığına yer verilmiş.
Bu alanda neler çıkmamış ki, tarihin düşmanlarından başka her şey çıkmış. Urartu dönemine ait 24 mezar, insan iskeletlerine ait kafatasları bunlara örnek. Ayrıca “pencere açma ameliyatı” da ilk burada, Dilkaya Höyüğünde gerçekleştiği tarihin sayfalarına kaydedilmiş. Daha bitmedi, bu tarihi alan, yakın döneme kadar Ermenilere de ev sahipliği yapmış.
Ermeniler, bu kadim topraklara atalarının mezarların bırakarak gitmek zorunda kalmış. Sürülmüşler. Diyar diyar yolculukları devem etmiş.
O günden beri kimse oralara, Dilkaya Höyüğü’ne dokunamamış/dokunmamış.
İste bizim hikâyemiz. Tam da burada başlıyor.
Karşılarına bu kez AKP çıkıyor. Kendilerine yakışan bir projeyle tarihi değiştirmek için kolları sıvamışlar. Düşünüp taşınmışlar, danışmışlar, kültür politikalarında ki bir eksiği bulmuşlar, bir hela, yani kenef, yani ayakyolu, yani tuvalet.
Tarih bir de böyle yazılır, demişler.
Tarih yanılmaz bilesiniz, diyenleri de dinlememişler.
Aslında bu yaşadığımız, politik arenanın, halkına layık gördüğü bir proje. İnatla görmek istemiyoruz, onlar da tekrar tekrar bunları yapmakta bir beis görmüyor.
Tarih, insanın/hayatın aynasıdır yanılmaz, bilesiniz.
Her şeye rağmen tarihe direnen arkeolojik mezarların üzerine, bugün tuvalet yapan düşünce, akıl, üst akıl, yarın bu yaptıkları için hesap verecektir.
Tarih, umuttur.
Umut, yaşamdır.
Bir de yüzümüzü Ege’ye dönelim.
İzmir’in yanı başında, adı gibi tarihe beşiklik ve tanıklık etmiş tatlı mı tatlı, şirin mi şirin, güzel mi güzel bir köy; Şirince.
Çok eskilere dayanan bir tarihi ve kültürü var. Kim bilir belki de o topraklarda insanoğlunun tarihi Şirince de başlamıştır.
Tanrılar burada kol gezerken kimsecikler dokunmamış. Kimsecikler kırıp, dökmemiş. Dinler buralarda toprağa su, gökyüzüne renk verirken, kimsecikler sesini kesmemiş. Yakıp, yıkmamış.
Şirince bir din merkezidir. Kiminin camisi, kiminin sinagogu, kiminin kilisesi varmış. Şirince’nin tarihinde, 40 kadar manastırı olduğu hatta Meryem’in bu köy tarafından bakıldığı, ihtiyaçlarının buradan Bülbül dağında götürüldüğü söylenir.
Herkesin kardeşçe yaşadığı bu topraklarda, Serhat’ta Ermenilerin başına gelenlerin aynısını Ege’dekiler başına da gelmiş. Bu kez sürgün edilenler Rumlar ve diğerleri. Uzun bir süre sessiz, sedasız kalmış.
Bir gitmişler kaybolmuşlar, hep uzaktan sevmişler.
İste bizim hikâyemiz tam burada başlar.
Her şeye rağmen tarihi ile direnen, dinlerin merkezi Şirince bu kez günümüzde kapılarını sonuna kadar “bilime ve sanata” , “teori ve pratiğe” açmış. Güzelliklerini ve birikimlerini, bilimle ve sanatla taçlandırmak istemiş. Daha da Şirince’lenmiş.
Felsefe köyü.
Matematik Köyü.
Kütüphane.
Kooperatifler ve ortak üretim alanları.
Eleştirel düşünceyle tanışıp, dünyayı yeniden tanımak için atölyeler kurulmuş. Bilimsel çalışmalar tüm hızıyla sürerken, yeni bir ‘düşünce akımı” karşılarına çıkmış, AKP’nin üst politik aklı. Dur! Demiş, durmuşlar…
AKP, “Artık düşünmenize ve bilimsel çalışmanıza gerek kalmadı” demiş.
Bu yeni politik akım, OHAL ile her tarafı kasıp kavurmuş.
Saray herkes adına, düşünmüş ve konuşmuş. Ve buyurmuş;
YIKIN!
Tarih yıkılmaz, yanılmaz.
Şirince’de matematik köyü ve Türkiye’nin en önemli Dilbilimcilerinden Yazar Sevan Nişanyan’ın evi dahil sonradan restore edilen 128 tarihi yapı hakkında yıkım kararı çıkartıldı.
2 Ağustos 2017’de sabah, girişim başladı.
Tarih bir daha utandı.
En çok bildikleri ve yaptıkları şey bu, yakın-yıkın.
Yıkacaklar-yakacaklar. Ya sonra?
Bu çekilen acının bir sonu yok mu?
Birileri, bir ses versin, tarihi yeniden yeşertsin.
Yaşamak bu denli utanılacak bir şey olmamalı.
Bu kadar renksiz, donuk ve soğuk hiç olmamalı.
Acılardan arta kalan ne varsa elbette tek tek yaşanır ve biter.
Tarihten korkan bir kuşağın döneminin yaşanmışlığı ve tükenmişliği de yine tarihin sayfalarında yer alacaktır.
Oysa politik hırslarla ve siyasi oyunlarla akıp giden zaman ne kadar da önemli, bir bilseler. Tükenip giden şeyin kendileri olduğunu bir fark etseler.
Bir bilseler, kıyılan, yakılan, yıkılan, sürülen, öldürülen, yok edilen her şey; aslında kendilerinin geleceğidir. Geleceğin sesini duyun!
Tarih sayfalarında yazılanları görür gibiyim,
Sussam, tarihi küstürürüm,
Gitsem, tarihi kızdırırım,
Yazsam, sımsıkı sarmalar ve kucaklar tarih.
Yazdım!
Yazın!