Üç haftadan beri yazmamak gibi bir şans(ızlığ)ım oldu.

Yeni yılla ilgili birçok şey yazmak isterdim.
Sadece düşünmekle kaldım.
Hani insan yeni yılla ilgili birşeyler öngörür.
Öyle yapmak istemedim.
Türkiye’nin işgalindeki topraklarla ilgili yıllık tahminlerin uzun yıllardan beri tutmadığını biliyorum.
Kürtler umut ederler, Türkiye ters teper.
Ya Genelkurmay Başkanı, ya da derin medya umudu tersyüz edecek “çıkılmaz yol”a işaret eder. Ve o umut öylece sadece kafa işi kalır.
Ya da, Kürdistan coğrafyasındaki bir ilerleme, annemin: “Doxano, Doxano, kutikê verê çeverano!” olarak betimlediği o adam tarafından çapulcu “Müslüman kardeşlerin” hedefi haline getirilir.
Velhasıl yeni yıl ile ilgili tüm tasarımları çelikten bir kasaya koyup, kapısını şifreleyip, kilidini bir yana koydum.
Tasarıları kapattım, geriye umut kaldı.
Umut sınırsızdır, hatta karşıtlarınız olarak gördüğünüz, egemenlerin cirit attıkları toplumları/halkları size akrabalaştıracak, salgın sosyal bir hülya olarak tarihi ters edecek güce sahiptir.
Bu anlamda Türkiye’de tarih tersine döndü.
AKP’nin “Kürt kanı” pahasına politika yapması imkansızlaşıyor.
Bunun sadece “aklını başına toplamasını bilen Türkler” ile alakası yok. Savaşa sessizce dur diyen “anneler”in sesi nutuk atanlardan daha yükseklerde.
Ancak, ne oldu da Türkiye’deki devlet İmralı’ya köprü attı.
Diyalektiği olan bir yol muydu bu?
Ya da bu, tipik bir Erdoğan kliği çıkışı değil mi?
Hiçbir işareti verilmeden Erdoğan birdenbire çıkış yapıp: “AB’nin yolu Diyarbekir’den geçer” demişti. Sonrasında kurşunlanan çocuklar, boşaltılan köyler, işkenceler vs.
Sonra “Kürt Açılımı” olarak bilinen o “tarihi proje”(!?). Sonrası KCK davası ve tutuklanan binlerce BDP kadrosu.
Ara tabloları geçiyorum.
Şimdi ise, “İmralı Görüşmeleri” ile başlatılan yeni bir AKP/Medya taaruzu.
Sanki öncesi olmayan bir politika gibi.
Öncesinde milyonlarca Kürt emekçisinin verdiği sivil mücadeleyi temsil edenlerin karakol politikasına kurban edildiği o ülke üzerine kalın bir çizgi çekilerek, verilen yeni bir “zafer pozu”.
Ve hemen sonrasında başlatılan bir manipülasyon harekatı.
Başbakan yardımcısı, ilk beyanatlarından birinde, İmralı ile Kandil arasına bir hançer koydu.
Bu Kürt Hareketi’nin bölme politikasının ilk nutku gibi birşey oldu.
Eğer ben anlıyorsam o cephenin bu ara stratejisini; bunu neden Kandil’dekiler, ya da BDP’liler anlamasın ki?
Bu devleti en iyi tanıyanlar onlar.
Onlar hendeklerden geçti, suikastlerin, saldırıların adresi oldular. Herbiri onlarca hez namluların hedefiydiler.
Tarihi delhizlerde tanıdılar, TC patentli siyaseti.
Ve bugüne gelindi.
Tarihin ters tepmediği gün, bugündür.
Çünkü, Kürtler’in hakları uğruna verdikleri haklı mücadele hiç gerilemedi.
Askeri kırılmalardan bahsetmiyorum.
Mücadelenin bileşkeni Kürdistan eksenindedir.
O mücadele hiç gerilemedi.
Ve sonunda Kürdistan eksenli mücadele, Türkiye’yi kart oynamaya zorunlu kıldı.
Son “İmralı Pozu” budur…
Derin bir Türk Devleti varsa, “derin bir Kürrdistan” var.
Kürt emekçiler ve onyılllardır mücadele veren Kürt sosyalistleri…
Onların ortamı ile bizim ortamımız ayrı; apayrı.
Bundan dolayı, tehlike, oyun, hile ve düzenbazlık da olsa işin içinde; yüreğim yeni yılda Diyarbekir’de atıyor.
Dünya’da özgürlük ve sosyalizmden yana olanların aşinası olduğu kentlerden biri, hatta günümüzde en uçta olanı “Diyarbekir”.
Ben de yeni yılda, kendimi o kentin “Fahri Vatandaş‘ı” olarak adettiğim için, veriyorum pozumu.