
Sonu benzemesin ama Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Newroz ardından Dolmabahçe açıklamasını reddeden ve "çözüm sürecini" sona erdiren kararı, Irak eski devlet başkanı Saddam Hüseyin’in 2 Ağustos 1990 tarihinde Kuveyt’i işgal etme kararına benziyor. Saddam Hüseyin’in tarihi hatası her şeyini bitirdi, bakalım Tayyip Erdoğan’ın tarihi hatası ne tür sonuçlara yol açacaktır.
Saddam Hüseyin Kuveyt işgalini kararlaştırır ve gerçekleştirirken Arap ulusal lideri olma hesapları yapıyordu. Tayyip Erdoğan’ın ise kendisini padişahlara benzettiği zaten söyleniyor. Çözüm sürecini sona erdirirken de 7 Haziran genel seçiminde dört yüz milletvekili kazanmayı hayal ederek Türkiye’nin ilk ve en etkili başkanı olma hesapları yaptığını hepimiz biliyoruz.
Nedense son zamanlardaki tartışmalarda birçok çevre tarafından bu gerçek unutuluyor. Tırmanan savaşın etkisiyle olacak, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın "Süreci ben bitirdim" demesine rağmen, bazı kişiler ısrarla "Süreci PKK bitirdi" diyebiliyor. Halbuki Tayyip Erdoğan’ın hesabı HDP’nin yüzde on barajı altında kalması ve AKP’nin tek başına anayasa yapabilecek çoğunluk elde edebilmesi üzerineydi. Gerçekleşmedi diye Tayyip Erdoğan’ın hesapları unutulamaz.
Yine Saddam Hüseyin’i Kuveyt işgaline yönelten telkinlerin ve güvencelerin olduğu söylenmişti. Örneğin, bu konuda ABD’nin göz kırptığı yönündeki bilgiler hep tartışılmıştı. Şimdi Tayyip Erdoğan’ın da çözüm sürecini sona erdirme yönünde birçok çevre tarafından yanlış yönlendirildiği anlaşılıyor. Hatta bu tür yönlendirmeler hala da devam ediyor. Yoksa kendilerini taktik ustası sayan Saddam Hüseyin ile Tayyip Erdoğan nasıl böyle tarihi hatalar yapıyor?
Son bir benzerlik olarak da hatadan dönememe üzerinde durmak gerekiyor. Bilindiği gibi, Kuveyt işgaline karşı büyük bir koalisyon oluşmasına ve bundan vazgeçilmesi için yoğun bir çaba harcanmasına rağmen, Saddam Hüseyin "Savaşların anası" edebiyatıyla kendisini bitişe götürmüştü. Şimdi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da benzer bir tutum içinde olduğu görülüyor.
Öyle anlaşılıyor ki, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan HDP’nin yüzde on barajını aşabileceğini hiç mi hiç hesap etmemiştir. Yine AKP’nin tek başına iktidardan düşeceğine ise milyonda bir bile olsa ihtimal vermemiştir. 7 Haziran seçim sonucunun Tayyip Erdoğan’ı şoke ettiği ve mevcut sonucu bir türlü kabul edemediği açıkça görülüyor.
Tayyip Erdoğan’a göre, 7 Haziran seçim sonucu tarihi bir hatadır ve mutlaka tarihten silinmelidir. Onun için seçim şokunu atlattıktan sonra "Tekrar seçim" diyerek yeni bir seçimi gerekli gördüğünü belirtti ve nitekim bugün gelinen nokta da burası oldu. Artık Kasım ayında yapılacak yeni bir seçim gündeme gelmiş bulunuyor.
Bu durumda Tayyip Erdoğan’ın çok söylediği "millet iradesini" esas aldığı söylenebilir mi? 7 Haziran’da ortaya çıkan seçim sonuçları millet iradesi değil midir? Bir de yeni bir seçimin farklı sonuç vereceğinin güvenceleri nelerdir?
Belli ki benzer sorular daha fazla sorulabilir. Açığa çıkıyor ki, hükümetin kuruluşuna nezaret etmesi gereken Cumhurbaşkanı, aslında hükümetin kuruluşunu engellemek için çalışmıştır. Tayyip Erdoğan yeni bir seçimi kazanmayı da ancak hile yaparak başarabilir ki, yeni seçimin demokratik ve adil olamayacağı daha şimdiden açıkça görülmektedir.
Peki böyle bir durum Tayyip Erdoğan’ı kurtarabilir mi? Buna kendisinden başka herhalde hiç kimse inanmamaktadır. Bazıları Tayyip Erdoğan’ı buna yöneltiyor, fakat bunlar kurtulması için değil, tersine daha çok batması içindir. Örneğin MHP’nin tutumu tamamen budur. MHP’nin izlediği kaos ve savaş politikası aslında AKP’yi bitirme politikasıdır. Bir hükümetin kurulamamış olması da aslında bu sonuca yol açacaktır.
Halbuki süreç çok netti ve yapılması gereken özeleştirel bir yaklaşımla hatadan dönmekti. Ama Saddam Hüseyin gibi Tayyip Erdoğan da bunu yapamadı ve de yapamıyor. Acaba neden? Bu sorunun cevabını vermek çok zor değildir. Tamamen Kürt karşıtı ve düşmanı bir zihniyete ve politikaya sahip oldukları için bu durumdadırlar.
Oysa 2013 Newrozu'nda ortaya konan irade önemliydi ve özüne uygun yaklaşılsaydı temel sorunlar çözülecek ve Türkiye dünyanın en demokratik ülkesi haline gelecekti. AKP ve Tayyip Erdoğan "çözüm süreci" denen bu sürece hep seçim kazanma temelinde yaklaştı. PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın tüm sabırlı çalışmalarına böyle yaklaşıldığı gibi, en son Dolmabahçe mutabakatına da benzer yaklaşım gösterildi.
Şimdi Yalçın Akdoğan diyor ki, çözüm süreci nedeniyle iktidardan düştük. İşte en büyük yanlış bu yaklaşım oluyor. Tersine "çözüm süreci" kavramını her gün kullandıkları için millet AKP’yi dinliyordu. Şimdi AKP yöneticilerinin ve bakanlarının halk tarafından yuhalanması ve "Ne oldu çözüm sürecine" diyerek halkın AKP’den hesap sorması bu gerçeği açıkça gösteriyor.
Şu çok açık ki, AKP çözüm sürecine dürüst ve tutalı yaklaşmadığı için 7 Haziran seçiminde kaybetti. Öncelikle AKP’lilerin bu gerçeği görmesi ve yanlış anlayışlardan kendilerini kurtarması gerekiyor. Yine Tayyip Erdoğan Mart ayında 7 Haziran seçimini kazanabileceği ve dolayısıyla PKK’ye ihtiyacı kalmadığı hesabını yaptı ki, aslında en büyük yanılgı ve hile de buydu. Bundan da AKP’nin kendini kurtarması gerekiyor.
Peki insan hiç hata yapmaz mı? Elbette yapar. Hata yapmayan insanların olmadığını belirtiyor bilim insanları. Yine akıllı insanın hatasını düzelten olduğu ifade ediliyor. Çok açık ki, Tayyip Erdoğan Mart ayında çözüm sürecini reddederken tarihi bir hata yapmıştır. O halde seçimden sonra yapması gereken bu hatadan dönmek ve hatanın sonuçlarını telafi etmek olmalıydı.
Oysa fırsat olmasına ve özellikle PKK’nin demokratik yeniden yapılanmaya destek vereceği açıklaması ve bu temelde bir hükümet kurulması çağrısına rağmen, Tayyip Erdoğan özeleştiri vererek hatasını düzeltme erdemi gösterememiştir. AKP ve Tayyip Erdoğan da tıpkı MHP gibi HDP’yi yok sayan ve yok etmek isteyen bir siyaset izlemiştir.
İşte ülkemizi bugünkü savaş ve kaos ortamına getiren tutum budur. Tayyip Erdoğan ve AKP, baştaki hatalı hesabı üzerinde ilerlemekte ve mezarını kazarcasına yeni hatalar yapmaya devam etmektedir. Mevcut savaşın yükü elbette ağırdır ve halklarımız çok büyük bir acı içine itilmiştir. Fakat başta gençler ve kadınlar olmak üzere halkımız acısını demokratik devrime dönüştürerek özgür geleceğini yaratma gücünü de gösterecektir.
Nitekim demokratik öz yönetim ilanları böyle bir sürecin başlangıcını ifade etmektedir. Bedeli ne olursa olsun halklarımızın demokratik özerklik çözümünü derinleştirerek kendi geleceklerini yaratacakları kesindir. Fakat AKP iktidarı şimdiye kadarki oyalama ve hileli politikaları ile seçimi kaybetti; bundan sonra da döktüğü kanda boğulacaktır.