Ortadoğu’da devlet ve toplum krizine yönelirken genelde 5000 yıllık, özel de son 500 ve 200 yıllık eleştiri ve direniş yanlışlıklarına düşmemeye büyük özen gösteriyorum. Göstermek durumundayız. Bu konuda gelecek için değil, daha çok geçmiş gelenek için yaşamaya büyük değer biçiyorum. Tarih en çok bunun için gerekli bir bilim ve felsefedir. Tarih ölüleri anlatır, ancak insanca yaşam için. Tarih bilinci olmayanların toplumsal yaşamlarının bir anlam ifade edemeyeceği çok iyi bilinmelidir. Ne kadar tarih bilinci varsa o kadar anlamlı bir toplumsal yaşama tekabül edeceği unutulmamalıdır. Anlam kadar maddi yapılar, kültürler olarak da tarih yaşandıkça toplumsal yaşamın değerli olduğu ifade edilebilir. 


Oryantalist bakışla çözüm gelişmez

Şüphesiz hem Hegel’i hem K. Marks’ı aşarak Ortadoğu kültürünü, güncel devlet ve toplum krizini çözümlemek güç iştir. Kapitalist hegemonyanın bölge üzerindeki son 200 yıllık deneyimine karşı içten ve dıştan çok eleştiri ve direniş geliştirildi. Başarısız kalma ortak yanlarıdır. Radikal İslamcısından ılımlısına, komünistinden milliyetçisine, liberalinden muhafazakârına kadar bölgenin tarih ve güncel çözümlemeleri sistem inşa etmeleri başarılı olmaktan uzaktır. Dolayısıyla Avrupa uygarlığından aktarılma oryantalist çalışmalarla; tarihten her kesimin, topluluğun çıkar ve meşrebine göre yaptığı aktarımlar ne felsefi bir sentez ne de başarılı bir özgür siyasi gelişme ve kuram sağlayabilmişlerdir. 

Demokratik uygarlık sistematiğini bu eleştiri ve direnişlerin anlamı içinde geliştirmek, toplumsal hakikatin doğru yolu kendini dayatmaktadır. 


Ortadoğu’nun tarihsel uygarlık rolü

Bölgeyi anlamak için evrensel çözüm kaçınılmazdır. Kaldı ki evrensel tarihi: Merkezi uygarlığın 5000 yıllık tarihi kadar, en az onun kadar önemli 10.000 yıllık bir neolitik çağla beslenmesi bölgenin önemini ve konumunu daha yakıcı ve ilginç kılmaktadır. Ortadoğu en az Avrupa kadar küresel sorunların çözümünde ve yeni uygarlık sentezlerinde bir ağırlığa sahiptir. ABD hegemonyasının 2000’li yıllarda hızlandırdığı Ortadoğu projesinin tek taraflı işlevsel olamayacağı yeterince açığa çıkmış bulunmaktadır. Doğu ve Güneydoğu Asya ve Latin Amerika’sı sistemle belki bütünleşebilirler. Tarihsel merkezi uygarlık rolünü oynamış bölgenin kolay bütünleşmesi beklenemez. Sistemden tam kopuşta olası değildir. Zaten uygarlıkların bu yönlü toptancı kopuş ve bütünleşme özelliği sınırlıdır. Sistemin yeniden inşa çabaları Grönland adasındaki inşadan daha öteye rol oynayamaz. 


Demokratik uygarlık çözümü 

Demokratik uygarlık hem tarihsel gelenek olarak, hem güncel krizin derinleşmesi koşullarında önemini gittikçe hissettirecek bir seçenektir. Ulus-devlet kapsamındaki yeniden inşalar krizi hep daha da derinleştirecek karakterdedir. Bölgenin kültür gerçeği hem maddi hem manevi alanlarda ulus-devletle diyalektik çelişki içinde olup derinleşen bu çelişkinin aktifleşmesidir. Tıpkı faaliyet geçen volkanlar gibi. Gerek kapitalist şirketler, gerekse ulus-devletçikler tarihteki binlerce yıl süren ve binlercesi gerçekleşen mahalli beylikler kadar bile çözümleyici rol oynayamazlar. Ortadoğu’da çözüm şansı olacak her sistemin öncelikle milliyetçilik, cinsiyetçilik, dincilik ve pozitivist bilimcilikle ideolojik hesaplaşmayı başarı ile inşa edip yürütmesi gerekir. Pratik siyaset sahnesinde ise devlet odaklı olmayan demokratik toplum çalışmasına olağanca zenginliği içinde yer vermek durumundadır. Gerçek yerel demokrasi kültürünün, ekmek, su ve hava kadar bir ihtiyaç olarak algılanıp geliştirilmesi gerekir. Mıknatıs gibi iktidar ve devlet kültürüne odaklı bireyden kurtuluş, ilk başarılması gereken görevdir. Binlerce yıllık bu gelenek demokratik kültürün önündeki en önemli engeldir. Temel şiarımız şu olmalıdır. Hiçbir toplumsal çalışma demokratik toplum çalışmaları kadar arzulu ve değerli olamaz. 

  

* Ortadoğu’da Uygarlık Krizi ve Demokratik Uygarlık Çözümü kitabından alınmıştır.