Uygarlık tarihini şöyle bir irdeleyip, günümüze kadar geldiğimizde, kadına yaklaşımların değiştiği ama hepsinin de erkek egemen ideolojisinin mayasından gelen cinsiyetçilik koktuğu görülür. Aslında uygarlık tarihinin kendisi erkek egemen ideoloji üzerinden geliştiği için cinsiyetçi yaklaşımlar mitolojiden dinlere, dinlerden felsefeye-bilime ve günümüz egemen iktidarlara devredilerek süre gelmiştir. 

Örnekleyerek açıklamaya çalışırsak: Sümer rahiplerinin mitolojik yaratımlarında kadının erkeğin kaburgasından yaratıldığı söylenir. Bu yaratımlarla kadını ikinci statüde görme başlamış, erkeği ise üstün görmenin temelleri atılmıştır. Aynı şekilde, tek tanrılı dinlerde Hz. İbrahim’den en son Hz. Muhammed’e kadar 124 bin peygamberden sadece birinin kadın olması da bunu doğrular niteliktedir. 

Evrim teorisinin mimarı olarak adını tarihe yazdıran Darwin ise bilim adına cinsiyetçiliğe çarpıcı bir örnek teşkil eder. Evrim teorisi, hem materyalistlerin dayanak noktasıdır; hem de Marksist öğretinin ve dolayısıyla sosyalist hareketlerinde esin kaynağıdır. Nedir bu evrim teorisi? Darwin’e göre evrende iki toplum vardır: Biri, evrim sürecini tamamlamış canlı olan insan toplumu, bunu da üst toplum olarak adlandırıyor. İkincisi ise evrim sürecini tamamlamamış ya da farklı yöne yönelmiş maymunlar topluluğu ya da aşağı toplum. 

Sıra cins tarifine gelince, üstün cins olarak erkeği gösteren Darwin, erkek egemen ideoloji gereği de kadını aşağı topluma daha yakın tanımlayıp adeta bilimi baş aşağı eden komikliği sergiler. Darwin’e göre kadının neolitikten gelen özellikleri, yani sezilerinin erkeğe göre daha güçlü olması, duygularıyla hareket etmesi, doğaya daha ilgili duyarlı olması aşağı topluma ait özelliklerdir. Dolayısıyla kadını aşağı topluma yakın görür. Aynı şekilde erkeğin hile, tuzak ve komplolarda uzman olması, duygusal zekadan kopuk hareket etmesi analitik zekasının kadınınkinden daha gelişkin olmasıyla onun evrimini tamamladığı dolayısıyla da üst toplumu oluşturduğunu söyler.

Yine aynı şekilde toplum biliminin temel alanı olan psikoloji ya da psikanalize bakacak olursak: Psikanalizin kurucusu olarak kabul gören Sigmund Freud’a göre, kadının bu ikincil statüsünün nedeni anatomisidir. Bu anatomiyi de, kadının kaderi olarak belirleyen Freud, kadının eksikliğinin dünyaya erkek olarak gelmeyişi, dolayısıyla erkek cinsel organının olmamasına bağlar. Bununla bağlantılı olarak filozof Aristo’nun kadın tanımına bakmak yerinde olur. Aristo’ya göre, “kadın, eksik erkektir.”

Mitolojiden dine, felsefeden bilime kadarki durumlar, o kadar trajik komik, hakikat ve doğa dışı olmasına rağmen toplumda kabul görmüş; hatta etkisi günümüze kadar sürmüştür. 21. yüzyılda Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kadını erkekle eşit sayamayız bu kadının fıtratında var” sözü bu etkiyi ve günümüz cinsiyetçi yaklaşımı net ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak, tarihten günümüze çarpıtılarak erkek egemen ideolojinin eğitim merkezlerinde, başta zigurat, kilise, camii, medrese, okul ve üniversitelerde toplum zihnine enjekte edilen bu cinsiyetçi yaklaşımların, sadece kadınların bilinçlendirilip, eğitilmesiyle aşılamayacağı bir gerçektir. Bunun için başta biz erkeklerin bilinçlendirilmesi ve eğitilmesi lazımdır.

Bu çarpıtılmış hakikat dışı yaklaşımların toplum zihninden temizlenmesi için başta erkek eğitim merkezlerinin açılması zaruri bir ihtiyaçtır. Bu eğitim merkezlerinde, asıl fıtratın kadın ve erkeğin eşitliği olduğunun öğretilmesi gerekir.


Tekirdağ Cezaevi