Her devlet cinayetinden sonra Kürt halkı "katil devlet" diye haykırıyor. Devlet de 40 yıldır, "soruşturma sürüyor, olayın failleri açığa çıkarılacaktır" nakaratını tekrarlıyor. Bu siyasetin devamı olarak, AKP devletinin son bir yıl içindeki katliam ve "faili meçhul" cinayetler karşısındaki tutumu da tam anlamıyla, "taş atan eli değil de, atılmış taşı ısıran köpek siyaseti"dir.

Fakat bu kez katil, "cürmü meşhut hali"nde yakalanmıştır. Yani şahitlerin gözü önünde ve cinayeti işlerken...

Balıkçılar Çarşısı’nda iki polisin öldürülmesi olayından sonra, ellerinde silah bulunan iki şahıs Yeni Kapı Sokak’a girerek Dört Ayaklı Minare’ye doğru koşmaya başlıyor. Orada da Tahir Elçi ve avukatlar basın açıklaması yapıyor. Dört Ayaklı Minare, Yeni Kapı Sokak ile Aliemiri Sokak'ın kesiştiği alandadır.

Olay anını görüntüleyen birden fazla kamera var. Bu çekimler yan yana getirildiğinde fotoğrafın tamamı da gayet açık hale geliyor.

Yeni Kapı Sokak’tan Tahir Elçi’nin bulunduğu noktaya doğru koşan silahlı iki kişinin önünde üç polis bulunuyor. Bu üç polis Tahir Elçi ve arkadaşlarına 4-5 metre mesafede, sözümona açıklamayı yapanların "güvenliğini" sağlıyor. Bu üç polis dışında, Yeni Kapı Sokak’ta,Tahir Elçi ve grubun arkasında, elinde silah bulunan kahverengi deri ceketli başka bir polis de açıklamayı yapanları "koruyor."

Balıkçılar Çarşısı istikametinden gelen silahlı iki kişiden biri elindeki silahı ateşleme pozisyonunda değil, namlusundan tutarak koşuyor. Sokakta bekleyen üç polis bu şahsa hiç ateş açmıyor. Arkasından gelen ikinci kişiye ise sadece kahverengi hırkalı polis ateş açıyor. Öyle ki on metre mesafe iki metreye ininceye kadar en az beş altı el ateş ediyor. Ama ne hikmetse bir tek mermi isabet etmiyor. Kaçan şahıslardan ikincisi, polislerin hizasına gelince elindeki silahı polislerin üzerine atıyor. Bu şahıs üç polisin konumlandığı yeri geçtikten sonra diğer polislerden siyah pardesülü olanı da silahını değiştirerek arkadan ateş etmeye başlıyorlar. 

Kaçan şahıslar, sokağın ilerisinde ve Tahir Elçi’nin arkasındaki bir binanın kapısında bekleyen, eli silahlı, kahverengi deri ceketli polisi de geçiyor ve kayıplara karışıyor.

Bu sırada ön cephede kahverengi hırkalı polisin "beni çektiler mi?" diye soran sesi ve diğer polisin "git git seni görmesinler" diyen sözleri kamera kayıtlarına geçiyor.

Otopsi raporu Tahir Elçi’nin kafasına isabet eden merminin, 2-3 metrelik mesafeden ve üç polisin bulunduğu yönden geldiğini belirtiyor.

Balıkçılar Çarşısı’ndan gelen silah sesleri üzerine yan yana bulunan üç polis, sokağın ilerisinde elinde tabanca ile bekleyen dördüncü polis, Tahir Elçi ve beraberindeki grup, basın mensupları ve kameramanlar ne olup bittiğini anlamak için silah seslerinin geldiği yöne bakıyorlar. Dolayısıyla, basın açıklaması için olay yerinde bulunan polisler ani bir gelişme, beklenmedik bir olay veya şok bir durum içinde değiller. Pozisyon almaları ve silahlarını hazırlamaları için yeterince zamanları olduğu da görülüyor. Fakat ne hikmetse onlarca mermi sıkmalarına rağmen, kaçan şahıslara bir tek mermi isabet ettiremiyorlar. 

Kaçan şahıslara yönelik onlarca mermi sıkılıyor ama tek bir mermi isabet ediyor: Tahir Elçi’nin kafasına isabet eden mermi.

İçişleri Bakanı kılıklı adam, "Olayın aydınlatılması için dört müfettiş görevlendirildi" diyor.

Ahmet Davutoğlu; "iki ihtimal var. Ya Elçi’ye yönelik bir suikast ya da iki ateş arasında kalarak ölme ihtimali var."

Tahir Elçi’nin kardeşi Ahmet Elçi hükümetin laubaliliğine müsaade etmedi; "bu cinayet politiktir. Biz de politik bir karar alarak Tahir Elçi’yi Kürdistan’ın başkentine defnedeceğiz. Net olan bir şey var, kardeşim devlet tarafından katledilmiştir."

Her Kürdün öldürülüşünden sonra söylenen o klişe de devrede. 

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun; "bu kurşun Türkiye’nin birliğine beraberliğine sıkıldı. Onu öldürenler Türkiye’yi hedef almıştır" nakaratını, Erzurum eski milletvekili Seher Akçınar Bayar yanıtladı: "Kimse Tahir Elçi’ye yönelik saldırı Türkiye halklarına yapılmıştır güzellemesi yapmasın, Kürtler öldürülüyor."

Yaşananlar bir kez daha göstermiştir ki Kürt halkının kendisini savunmaktan başka çıkar yolu yoktur. Özel harekat timleri, istihbarat ajanları, DAİŞ’i, Hizbulkontrası, Esedullah’ı ve iti kopuğu ile bu devlet Kürt halkına topyekün bir savaş açmıştır.

Bu devletten ve AKP hükümetinden hukuk, adalet, insaf, vicdan ve ahlaklı olmasını beklemek kasabın elindeki bıçağa boynunu uzatmak demektir.

Kürt halkının kendi öz savunmasını geliştirerek büyütmesinden başka bir seçenek kalmamıştır.

O nedenle yazıyı Yıldırım Türker’in sözleri ile bitirmek gerek: "Ey demokrat devlet mühendisleri! Özsavunma güçleri fikri size hala anlaşılmaz bir isyan stratejisi gibi mi geliyor?"