birlikte kazanabiliriz1 Eylül’de bir Kanun Hükmünde Kararname (KHK) yayınlanıyor ve işte o an 50 binin üstünde insanın hayatı birden bire kararıyor. Siyasi görüşü ne olursa olsun 50 bin emekçi işsiz ve güvencesizdir artık. Kriminalize edilmeleri, zan altında bırakılmaları şöyle dursun hayata sıfırdan başlamak zorundadırlar.
Ve aradan bir hafta geçmeden Başbakan; "Terörle iç içe olmuş 14 bin öğretmenin…" diyor KESK üyelerini kast ederek. Ardından Milli Eğitim Bakanı savunmasız, gerekçesiz, soruşturma, delil, yasa, mahkeme aranmaksızın çoğu Eğitim-Sen üyesi 11 bine yakın kamu çalışanı öğretmeni, akademisyeni görevden uzaklaştırıyor. Hedeflenen neoliberal piyasacı sermaye yönelimlerine ve İktidara göre kendini konumlandırmayan, demokrasi ve barış mücadelesinin aydınları, akademisyenleri, eğitimcileri. Başarırsalar sendikal örgütlülüklerini, kadınların sendikal kurumlarda eşit temsili ile ilgili kazanımlarını, barış ve demokrasi savunucularını tasfiye edecek yerine itaatkarları, iktidara biat edenleri getirecekler.
Hali hazırda 100 binin üstünde kadro açığı olan eğitim sektöründe okullar açılırken girişilen bu tasfiye tam bir çöküş demek. Öte yandan nispeten sosyal haklarla donanımlı, kıdemli personelden bir anda kurtulacak olan patron devlet, yeni istihdamın güvencesizlik ve ucuza kapatmaya imkan verecek olmasına da iştah kabartıyor.
Yapılanlarla Erdoğan ve AKP iktidarının 15 Temmuz darbe girişimini bahane ederek giriştiği kamuda muhalifleri tasfiye politikası inandırıcılıktan giderek daha da uzaklaşıyor. Yüz binlerce insanın terörle itham edilmesi suçlamanın ne kadar mesnetsiz olduğunun da göstergesi. Terörle kriminalize etmek bu güne kadar hiç bu kadar teşhir olma potansiyelini kendi içinde taşımamıştır.
Erdoğan’ın daha bir kaç yıl önce Pennsylvania’ya yüzünü dönerek "Ne istediniz de vermedik?" diye serzenişte bulunduğu hatırlardadır. Kendisi "kandırıldım, Allah affetsin" diye kenara çekilirken, başkalarının terörist ilan edilip işten atılması, gözaltında işkenceli sorgulara maruz bırakılması büyük bir çelişkidir. İnsanlar ‘madem öyle biz niye kandırıldık, Allah affetsin diyemiyoruz’ demektedirler.
Erdoğan’ın İmralı’da "çözüm süreci" adı altında içeriği halklarımızdan saklanan bir görüşme trafiği sürdürdüğü, müzakere masası yaptırdığı ortadayken şimdi bütün bunlar olmamış gibi davranıp, Öcalan’ın tecrit edilmesine karşı çıkanları ve barış isteyen herkesi terörist ilan etmesi yine hayatın olağan akışı ile uyumlu değildir. Hükümet demokrasi mücadelesi verenleri, barış savunucularını, muhalifleri ne kadar suçlu ilan etmeye çalışsa da gerçekler geniş toplumsal kesimler tarafından algılanmaktadır.
Öte taraftan kırılgan Yenikapı mutabakatının OHAL ve KHK’ların altında imzası olduğu bir gerçek. Şimdi CHP kamuda tasfiyelerin ‘cadı avı’ olduğunu söyleyerek KHK’larla ilgili Anayasa Mahkemesine başvurabileceğini söylüyor. Ancak CHP bu tutumuyla kum çuvalıyla işkence yapan bir polisi andırıyor. İz bırakmaktan çekinen işkenceci polisler suçlarını örtmek için morluklara, şişliklere pansuman da yaparlar. CHP’de ara ara böyle atraksiyonlar yaparak suçunu örtbas etmeye çalışsa da yaşanan acılardaki payının gözden kaçırılmasına müsaade edemeyiz. Ta ki faşizme karşı esastan bir itiraz yükseltene kadar ve demokrasi güçlerinin yanında yerini alana kadar.
KHK despotluğu ile girilen tasfiyede zaman zaman Yenikapı mutabakatı ile çelişen uygulamalar, yandaş olanlara dokunmaktan kaynaklı sürtünmeler yaşanması kimseyi yanıltmamalı. Erdoğan’ın bu gerilimlere istinaden sarf ettiği "At iziyle it izi bir birine karıştı" sözüne fazla anlam yüklemeye hiç gerek yok. Sanki hükümet darbecilerden hesap soruyordu da şimdi bu sulandı gibi bir durumla karşı karşıya değiliz. Eğitim-Sen’in "Soruşturmalar bir an önce açılsın ki bu suçlamaların asılsız olduğu ortaya çıksın" açıklaması bu nedenle oldukça naif kalıyor. İstenmeden de olsa Erdoğan AKP iktidarı eliyle yürütülen muhalefeti tasfiye süreci görünmez kılınmasına katkı yapılma riski taşıyor.
Oysa sendikalar ve bütün demokratik kurumlar mücadele için de fırsatların sonsuz olduğu bu dönemde siyasi görüş farkı gözetmeksizin bütün mağdurları birleştirebilen bir yol bulabilmeli. Yenikapı ruhuna karşı konumlanan herkes despotik iktidara, OHAL ve KHK’lara karşı ortak mücadeleyi geliştirmek üzere mevcut atmosfere daha fazla güç verebilmeli. Çünkü birlikte kazanabiliriz.