Toplantıda Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) ve kısmi olarak belediye katılımcıları dışında kendilerine söz hakkı verilmediğini belirten kadınların kimi, SHÇEK yetkililerinin önerdiği 'Hayat kadınları, diğerlerinden ayrı bir bölümde kalsın' formülüne sert tepki gösterirken, kimileri ise haklı buluyor.
'Vakalara göre ihtisaslaşma olmalı'
Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Toplumsal Cinsiyet Uzmanı Salime Tarihçi, sığınmaevlerine gelen kadınların yan yana kalmasının vaka öznelinde değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Tarihçi bu ayrıştırmayı “Çünkü toplumsal yaşam mekanları ve o mekanın kurgulandığı çevre, her vakayı taşıyamayabilir“ diyerek gerekçelendirdi.
Hem mekan organizasyonu açısından hem de çalışan personelin niteliklerini belirlerken, bu ayrışmanın yararlı olacağını kaydeden Tarihçi, “Toplu yaşama uyum sağlayamayacak olan psikiyatri hastaları, madde bağımlıları ve fuhuş yapan kadınların sığınak ihtiyacı ihtisaslaşma gerektiren bir husustur. Örneğin, madde bağımlılığı varsa, mutlaka alanda uzman hekim-hemşire çalışmalı, fuhuş yapmış kadın varsa da bulaşıcı hastalık denetimi daha fazla önem kazanır“ diyerek vakalara göre ihtisaslaşmanın önemine dikkat çekti.
Sığınan kadını sınıflandırmak ötekileştirmektir
Mor Çatı'dan Melike Keleş de, şiddetten veya fuhuştan kaçan kadınların kategorize edilmesinin yanlışlığına dikkat çekerek şunları söyledi: 'Temsil ettiğim Mor Çatı Vakfı'na başvuran kadın kim olursa olsun, ayrımcılık yapmadan kapımızı açıyoruz. Bugüne kadar herhangi bir sorun da yaşamadık. Kadınların geçmişi kimseyi ilgilendirmez. Sığınma noktasına gelen bir kadını, hayat kadını olup olmama kriterine göre sınıflandırmak ve ayırmak, ötekileştirmektir.
Bakan Şahin'in "Meclis açılır açılmaz çıkacak ilk yasa budur" dediği kadına yönelik şiddete dair çözüm önerilerini içeren belirsizliklerle dolu yasa tasarısı 1 Ekim'de Bakanlar Kurulu'na sunulacak.
HABER MERKEZİ