Dün AKP’ye şakşak çekerek "ondan" demokrasi bekleyen bu kişilerin, bugün yaşadıkları büyük şaşkınlık, eğer cehaletin sonucu ise rahatlıkla anlar, kabullenirim. Ama elbette bu düzeyde bir cehaletle malul olan bir seçkin kitlesinin aydın olarak tanımlanması mümkün olmadığı gibi, liberal, tutarlı demokrat ya da hele de sosyalist olarak tanımlanması asla mümkün değildir. Örneğin 12 Eylül’ü de destekleyen Sezen Aksu örneğinde olduğu gibi iyi bir müzikçi olmak tutarlı bir demokrat olmak anlamına gelmediği gibi, Mehmet Akif Ersoy gibi büyük bir şair olmak da insanı ırkçı bir gerici olmaktan kurtaramamaktadır.
***
Berkin’i kaybettiğimizden beri farklı ses tonlarıyla seslendirilen taziye mesajları şerefsiz adamın sözüyle "borsayı etkilemez" iken, taziye mesajı piyasasında enflasyon zirve yaptı bile. Berkin’in katillerinden İstanbul Valisi Mutlu, Fethullah Gülen, yolsuzluk partisi mensubu irili ufaklı milletvekilleri, bakanlar… Aklınıza gelen gelmeyen herkes vardı bu alanda. Oturdukları koltukta Twitter’e yazdıkları 160 vuruşluk kalıp sözlerle ya da özel kalem müdürlerine verdikleri emirle yazdırılmış taziyeler…
Berkin’le birlikte olanlar alanlarda o tanıdık gaz ve gaz fişeği mermisiyle yüz yüze iken, sokağa çıkmayan, çıkamayan bu hileli toplumsal karakter "korku" ile mi açıklayacaktır kendini?
Oysa biliriz ki "tavşan korktuğu için kaçmaz, kaçtığı için korkar!"
***
468 hafta kaç yıl eder hesaplayabilir misiniz? Cumartesi Anneleri’nin 468 haftasında kaç kış vardı, kaçında dondurucu soğuk, kaçında bunaltıcı sıcak? 468 haftada kaç kez polis copu yediler annelerimiz, kaç kez taciz edildiler, kaç kez tehdit? Kaç kaybın peşindeler anneler, kaç evladın, kaç eşin, kaç sevgilinin?
Aklıma geldi, kaç müzisyen, kaç şair, kaç yazar, kaç sanatçı kaç kez ziyaret etti Cumartesi Anneleri’ni eylemleri içinde? 468’de kaç eder? Kaç kez gerdiler göğüslerini Cumartesi Anneleri’nin yanında polise karşı?
Sahte bir toplumuz açıkçası: Sanki bütün yaşamamız hile üzerine kurulmuş; en tabii halimiz hileli olduğumuz an. Bu nedenle doğru söyleyeni dokuz köyden kovmuyorlar mı zaten? Yalancının mumunun yatsıya kadar yandığı da doğrudur? Eee, sonra ne olurmuş? Yalancı yeni bir mum yakarmış ve o da yatsıya kadar yanarmış! Yatsıdan yatsıya 24 saat! Yani bu kültür yalancının mumunu söndürmez, kendi ocağının sönmesi pahasına da olsa.
***
Hediye Coşkun Cumartesi Anneleri’nin Dolmabahçe’deki görüşmesinde Başbakan Erdoğan’a "Sen başbakansın, istersen çocuklarımızı bulabilirsin, çocuklarımızı bul bize" dedi. Başbakan Erdoğan Hediye Coşkun’un oğlunun bulunması için hiçbir girişimde bulunmadı ama bu görüşmeden sonra savcılık fezlekesinde oğlunun kaybedilmesinde şüpheli konumunda gösterilen dönemin Dargeçit İlçe Jandarma Komutanı olan Bodrum Gümüşlük Belediye Başkanı Emekli Albay Mehmet Tire’yi partisine transfer etti.
Ve Hediye ananın oğlu Abdurrahman Coşkun’un kemikleri 18 yıl sonra, Kızıltepe-Tilzerin Köyü’nde bir kuyuda bulundu.
***
Kendimize acı vermek için mi seçtik bu kadar hırsızı, arsızı, şerefsizi, katili, soysuzu ve getirdik başımıza başbakan yaptık, bakan yaptık, imam yaptık, şef yaptık. Ve gencecik yaşında sadece altı gemiciği olan bir başbakan çocuğunu korumak için açmışız göğsümüzü, "yedirtmeyiz!" naralarıyla kucaklamışız, bizi yiyenlere dayayarak kıçımızı.
Ve artık Başbuğ’lar, Veli Küçük’ler, tekrar özgür. Kemal Kerinçsiz, Danıştay saldırısı faili Alparslan Arslan; eski özel harekatçı İbrahim Şahin, Şener Eruygur, Doğu Perinçek ve "tek bayrak, tek vatan, tek millet, tek devlet" için öldürmekten korkmayan bütün ırkçı-milliyetçi faşist taifesi, haklarındaki ağırlaştırılmış müebbet hükmüne rağmen tahliye edildiler. KCK tutukluları, çocuk ve hasta mahkumlar hücrelerinde ölümü beklemeye mecbur.
Taşları bağladılar ve itleri saldılar meydana.
Ne diyeyim, Neyzen Tevfik yıllar öncesi ilkten sona tüm diktatörler için söylemiş söyleyeceği sözü: "Ben sana bok diyemem, boklar duyar ar eder. / Bir zerren düşse boka, onu da mundar eder."
***
"Beklemedeyiz" sözünün bütünüyle anlamsızlaştığı bir andayız. A planı da B planı da C, D, E planları da belli: AKP’nin bütün hedefi yerel seçimler ve sonrasındaki iki seçimi kazasız belasız gerçekleştirmek. Bu kirli toplumda biraz oy kaybetse de, iktidara gelecek kadar oy alırsa, diktatoryal sistemini sürdürebilmek için baskıları daha da artırarak devam edecektir yoluna. Bu plan, alt yapısı olmayan bir kibirden falan değil, savunduğu bölgesel hegemonya temelli bir sistem anlayışının dayatmasıdır.
Bu nedenle artık ona şans tanımak, boş beklentiler içinde zaman kaybetmekten başka bir anlama sahip değildir. Bugüne kadar biz yaptık ve tarih gösterdi ki bundan sonra da barış, özgürlük ve demokrasinin yürüyüşü sadece bizim emeğimiz üzerinde yükselecektir.
Taşları bağlayıp, itleri saldılar meydana
Eh, yarın ne olur, nasıl karar verirler, bilemiyorum. Ama AKP’ye destek ile başlayıp, adım adım gücenme, küsme, kızma, lanetleme moduna giren sanatçılar, aydınlar, yazarlar listesine her gün yeni birileri katılmaya devam ediyor. Doğrusu bundan mutlu olmam gerekirken, "işte Türkiye’nin halleri" gerçeğiyle yeniden yeniden yüzleşmek de sinirlerimi fazlasıyla yoruyor.