PYD’nin Suriye’de kazandığı gücü kontrol altına alma ihtiyacı T.C'yi yeni bir yola soktu. PYD lideri Salih Muslim’in Ankara’ya davet edilmesi ve hükümetle yaptığı görüşmelerde, perde önünde ilk defa doğrudan siyasiler vardı. Görüşme sonunda verilen mesajlar da PYD’nin Suriye'deki varlığının kabul edildiğinin ifadesiydi.  

Çözüm sürecine rağmen Kürtleri, PKK’yi, BDP’yi terörist görme, Kürt sorununu güvenlik sorununa indirgeme, bu yolda inkar siyasetini sürdürme kararlılığı gösteren Türkiye siyaseti açısından bu görüşme ve sonuçlarının tarihi öneme sahip olduğu ve geri dönülmez etkiler yaratacağını söylemek yanlış olmaz. Ve bütün bu gelişmelerin Kürtlerin kazandığı gücün karşı konulmaz etkisi ile gerçekleştiği malum.
Öte yandan, bütün bu olanlara rağmen Kürtler üzerlerine düşeni yaparken, hükümetin adım atmak istememesi, bir yandan çözüme, barışa olan inancı sarsarak halka zarar veriyor. Diğer yandan hükümet bilerek ya da bilmeyerek cami duvarına işeyerek sonunu hazırlıyor.  
Seçim barajının kaldırılmayacağının açıklanması, muhalif güçlerin hak arayışlarının devlet şiddeti ile baskı altına alınması ve Kürt siyasetçilerin, gazetecilerin, hukukçuların halen esir tutulmaya devam edilmeleri ve daha pek çok şey hükümetin adım atmadığının, atmak istemediğinin, sürecin yükümlülüklerini reddettiğinin ispatı durumunda.
Kürt siyasetinin hükümeti adım atmaya zorlamasından da bir sonuç alınabilmiş değil. Roboskîli aileleri başbakanla görüşmeye teşvik etmenin anlamlı olmadığını bu görüşmenin sonucu göstermiş oldu. Başbakan, 'katil ben değilim' dedi, ama katilleri de açıklamadı. Değişen bir şey olmadı Roboskîliler için.
Yeni anayasa konusunda da durum aynı. Üzerinde uzlaşılan maddelerde cüzi bir artış var, ama Kürtlerin kimlik ve demokratikleşme anlamındaki taleplerini karşılayacak maddeler konusundaki direnç devam ediyor.
Başbakan, kendisine diktatör diyenlere kızıyor, ama hükümet tüm yönetsel yetkileri elinde toplamaya devam ediyor. Bunun için yasalar yönetmelikler çıkartıyor, tehditler savuruyor, muhalefet üzerinde devlet şiddetini hakim kılıyor, mahkemelerde gizli tanık ifadeleri ile cezalar üretiyor. Muhalif, taraftar herkesi sindirmeyi hedefliyor. Sözünün üstüne söz istemiyor. Bunun için polis ihbar hattından sonra mahallelerde ihbar kutusu uygulaması başlatıyor.
Kürt Özgürlük mücadelesinin ve Gezi direnişinin yarattığı özgürleşmeyi, direnci sindirmeyi hedefliyor hükümet. Saldırgan politikaları, kullandığı ayrımcı nefret dili, toplumu kendinden farklı olana kin, düşmanlık ve şiddete teşvik etmesi tutmayınca yeni keşiflere yöneliyor. Toplumsal barışı tehdit eden yöntemlerine bir yenisini daha ekliyor. İşi bu kutulara havale ediyor şimdi de.
Ediyor da, silahından, tomasından, gazından, işkencesinden, hapishanesinden, ölümünden korkmayan milyonlarca insanı bu kutularla korkutacağını düşünecek kadar acizleşmiş desem, hükümete hakaret etmiş olur muyum?
İşin en akıl almaz yanı ise, AKP’nin PYD lideri Salih Muslim ve Federe Kürdistan Hükümeti Başbakanı Neçirvan Barzani önünde şirinlik yaparken bile, hem yaşamın doğasındaki değişime hem değişimin doğasına gösterdiği ilkel ve tehlikeli direnç. Oysa T.C PYD karşısında diz çökmüşken AKP’nin bu inadı kaç para eder?