Ortadoğu’daki İslami Faşizmin demokrasi oyunu ile Mafya çeteciliği arasındaki benzerlik, doğru orantılıdır. 

Sonuçta ikisi de “reis" rejimidir. Reis ne derse, doğru odur. Gerilerinde duranlara sadece, “münasiptir, çok doğru buyurdunuz" demek zorundadır. İki yönetimde de, ayrıntı farklılığı bir yana, özde adalet ve hukukla savaş halindedir.

Onların yönetiminde, hırsıza hırsız, hak, hukuk, insan hayatı katiline katil demek suçtur. 

Seçilmiş Reisi övmemek suçu işleyen yazarlar, gazeteciler, siyasi partiler ve tesbit edilebilen herkes, Mafya kanunu gereğince her türlü işkenceyi, kelepçelenip zindana sürüklenmeyi, daha ileri giden ise kurşunlanmayı hak eden vatan hainidir.

Mafya bu konuda daha pratiktir. Yargılama diye ayrıntıya girmez, reis emreder, kurşun geriden gelir. TC’nin Kürtlere karşı Mafyalaşmada sınırları

aşıp, dağlara, çöllere, ta Paris’e uzanması gibi…

Din satışı ve ırkçılık bir başka ortak özellikleridir. 

Mesela, 1930’lar dünyasının en kanlı Mafya çetesinin reisi olan Al Capone (Kapon) gerçek hayatında, dinle ilgili değildi. 

Dindarlığı iş içindi. Salt gösteriş olsun ve maksat herkes dindar sansın diye kilise kalabalıklarına karışıyor, çıkışta yüklü miktarlarda bağış yapıyor, yardım kurumlarına para dağıtıyor, arka sokaklarda da tetik çekip hayat alıyor, ölüm emirleri veriyordu.

Irkçılık işinin öteki parçasıydı. Bir İtalyan olan Kapon, Amerikalılardan nefret ediyor, ama sahnede Amerikan milliyetçisiydi. Bazı İslamo-Faşist tipler gibi, o da göçmen kimliğine rağmen, başkasının ırkı, soyu-sopunun engine bürünüyor, kendine cet, ata icat edip onun, bunun kılıcı kesiliyordu.

Ortadoğulu kimi reislerle, Mafyanın ortak özellikleri başka güne kalsın. 

Konumuza dönersek eğer, AKP rejiminin sonu, galiba biz: 

1925’den beri kaçıncı defadır bilinmiyor, sayısal hesabı yok ama, Kürdistan, AKP rejimi eliyle yeniden işgal edilmek isteniyor. 

Ancak, kim söylediyse doğru söz: Kürtleri yok edeyim derken kendisi yerlerde sürünüyor. Üç cephede Kürtlerle savaşayım derken, ekonomi balonu patladı. Amerikan Doları, TCtarihinde görülmemiş bir rekorla yükselmeye devam ediyor. 

Bu gidiş hayra işaret değildir. Suudi Arabistan ve Körfez Emirliklerinin verdiği para ile çarkı döndüren rejim, yardım kesilince şimdi iflasa koşuyor. 

Bu, ırkçı histeriye kapılıp Kürtleri yer yüzünden silme hırsının, doğurduğu sonuçtur. Kürt katliamı için çeteciliğe yapılan harcamaların, çuvalı delip çıkmasıdır, olay. 

Rojava Kürtlerini teslim alayım, Şengal’i, Kandil’i fethedeyim derken, had bilmezlik serhoşu olarak, sahip olduklarını da kaybediyor, şimdi. 

Türk rejimi, iflasa koşuyor. Buna rağmen, şizofrenik ırkçı ruh hali akıllanmıyor. Vakit varken, tıpkı Rusya’ya, İran ve İsrail’e yaptığı gibi Avrupa’ya da dönüp “ver elini öpim abi" diyerek, fonlarını artırmaya çalışacağına, Kürtleri yok etme adına dalaşmaya, sövüp saymaya devam ediyor. 

Erdoğan daha dün, Avrupa Parlamentosu başkanını kendince aşağılayarak, “sem kimsin?" diye dikleniyordu. Göreceksiniz, Sarayının masrafları için de olsa, “ver elini öpim" diyecek, ama o zaman geç kaldığını görecektir.

Akıllanma yok, ülkesi iflasa sürüklenirken, o hala sağa sola boynuz sallamakla, Amerikan basınından sonra, gülünçlük bu ya misafir olarak gittiği

Pakistan’ın basınını hizaya sokmakla meşgul.

Öte yandan, Erdoğan aklıyla çözüm olarak Kürdistan yeniden işgal ediliyordu. Askeri taburlar, polis birlikleri tankları, Toma denilen dev zırhlı savaş araçlarını siper alarak, parklarda, bahçeler, refüjlerde çamur içinde debelenerek, yerde sürüneyim derken çiçekleri, gülleri kirletip ezerek Belediye binalarına yaklaşıp kuşatıyor, sokakları işgal ediyorlar. 

Seçilmiş Belediye başkanları esir alınıyor, hapishanelere sürükleniyorlardı. 

Diktatör, kendisine yüz vermeyen Kürt halkını cezalandırıyordu, aklınca. Tankları toplarıyla halkın iradesini eziyor, hakları, özgürlükleri çalıyor, gasp ediyordu. Oysa, öncekiler bunu defalarca denemişlerdi. Konfiçyus’un deyimiyle otlar her defasında yeniden doğrulmuş, dipten daha gür fışkırmış, bugünkü örgütlü hale dönüşmüştü.

Esir alınmış Van Belediye Başkanı Bekir Kaya’nın, elleri kelepçeli götürülmesini, Selahaddin Demirtaş’ın

Orta Çağ zindanında tek başına tutulmasını, tarih onlara zafer diye yazmaz… 

Bu zavallılaşmadır. Zavallılık ise sonsuz yenilgidir…