Kısa süre öncesine kadar Nusaybin, Cizre, Kızıltepe, Diyarbakır ve Yüksekova başta olmak üzere Kuzey Kürdistan’da gerçekleşen katliamlar sırasında Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü özel bir görev üstlendi. Askeri operasyonun psikolojik savaş boyutunu bu koordinatörlük yürüttü. Kendisini “Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü’nün Ortadoğu ve Kürt masasının başı” olarak tanıtan Çetiner Çetin’in bugünlerde de Rojava’da yaşanan gelişmelere karşı yürütülen psikolojik savaşta aktif bir göreve getirildiği anlaşılıyor.

Ahmet Davutoğlu’nun fikir babalığında AKP tarafından kurulan BİLGESAM (Bilge adamlar stratejik araştırmalar merkezi)’nden Dr. Emine Akçadağ Dünyada ve Türkiye’de kamu diplomasisi başlıklı çalışmasında şöyle tanımlıyor “Kamu Diplomasisi”ni:

“Kamu diplomasisi, basitçe, bir hükümetin başka bir ulusun halkını ve aydınlarını, bu ulusun politikalarını kendi avantajına döndürmek amacıyla etkilemeye çalışmasıdır.1, Hans Tuch’ın tanımıyla “kamu diplomasisi, kendi ulusunun düşüncelerini ve ideallerini, kendi kurumlarını ve kültürünü aynı zamanda ulusal hedeflerini ve güncel politikalarını yabancı halklara anlatma amacı taşıyan bir hükümetin iletişim sürecidir.”2, Ayrıca, kamu diplomasisini tek yönlü algılamamak gerekir. Gifford Malone, bu sürecin çift yönlü yapılandırılmasının önemini şu şekilde vurgulamaktadır: “eğer kendi toplumumuzu ve politikalarımızı anlatmak istiyorsak öncelikle iletişime geçmek istediğimiz halkın kültürünü, tarihini, psikolojisini ve özellikle de dilini öğrenmeliyiz.” 


Postmodern Goebbels 

Çok açık ki bugün “Kamu diplomasisi” olarak tanımlanan faaliyet Hitler faşizminin Goebbels tarafından oluşturulan propaganda aygıtının modern hali. Bu kurumun başdanışmanı Çetiner Çetin’in faaliyet alanı bir bütün olarak dört parçada Kürdistan. Kendisi de Kürt ‘kökenli’ olan Çetin son iki yıl boyunca Kürdistan’da yaşanan devlet terörünün psikolojik savaş boyutunu yürüttüğünü Ahmet Hakan’ın programında (22 Ağustos, CNN Türk) şöyle anlatıyor: “O zaman Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü’nün Ortadoğu ve Kürt masasının başındaydım. Nusaybin, Şırnak, Cizre operasyonlarında oradaydım akşam oturuyorduk toplantı yapıyorduk saat 5’te sabah bakıyorduk internet sitelerinde haber olmuş, bütün askeri terminolojiler bütün oradaki ifadelerle. Askeri bir toplantıdan bahsediyorum...” 

Devletin gerçekleştirdiği katliamların yerel basına yansımaması için de özel faaliyet yürüttüğü biliniyor Çetin’in. Yerel basının bu savaş sürecinde devletin yanında yer alması için ekonomik destek de dahil birçok devlet olanağını kullanan Çetin’in son günlerde özellikle Rojava devrimini manüpile etmek üzere görevlendirildiği anlaşılıyor. Bugünlerde “gazeteci” sıfatı ile kanal kanal gezdirilen Çetiner Çetin Kürt Özgürlük Hareketi, PYD, Gülen Cemaati ve DAİŞ “arasında bir ortak irade olduğu” iddiasını dillendiriyor.

Rojava’da ortaya çıkan Kürt faktörü sadece bölgesel sömürgeciler açısından değil uluslararası birçok çevre açısından da ilgiyle izleniyor. ABD öncülüğündeki ittifak fiili olarak Rojava savaşına dahil durumda. ABD Irak ve Güney Kürdisitan’da da Bağdat’la yakın bir siyaset izliyor. Yine Rusya hem Şam hem de Tahran iktidarlarının yanında bölgede etkili olmak istiyor. Bu güç dağılımında hiç bir blokta yeri kalmayan hem bölgesel hem de kıtalar arası diplomaside neredeyse tasfiye noktasına gelen AKP iktidarı ise Kürt savaşı üzerine inşa ettiği tavrını ısrarla sürdürüyor. 

Son olarak Minbic’in DAİŞ’ten temizlenmesi ve Cerablus’ta Suriye Demokratik Güçleri’nin ilerlemesinden rahatsız olan AKP iktidarı Cerablus Askeri Meclis’inden Abdulsettar El-Cadiri’yi katletti. Askeri müdahalenin yanı sıra psikolojik savaşa da hız veren AKP tüm gücünü kullanıyor. Ahmet Davutoğlu döneminde kurulan Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü burada aktif rol oynuyor.

Böylelikle Çetiner Çetin örneği bir kez daha gösterdi ki, Kürde ve Kürtlüğe hiç bir faydası olmayan varlık müsveddeleri devletin elinde de kirli savaşta kullanışlı bir araç olmaktan başka bir işe yaramıyorlar.