
Birinci fasıl
İşgalçi Türk devleti son üç hafta içinde Kürdistan ülkesini harabeye çevirdi. Onlarca çocuk, genç ve yüzlerce sivil insanı vahşice katletti. Ve onbinlerce insanın köylerini, kasabalarını ve şehirlerini terk etmesini sağladı.
Yakılan yıkılan evler, dükkanlar, arabalar, bombalarla dövülen köyler, kasabalar ve delik deşik edilen şehirler, çırılçıplak soyularak yol ortasına teşhir edilen gerilla cesetleri, buzdolabına konulan minacık çocukların cesedleri, onlarca insanın elleri arkadan bağlanarak ve yüzüstü yere serilerek; "ulan hainler! Türk devletinin gücünü size göstereceğiz" naraları arz-ı endam edecekti.
Sonra Muğla'da bir Kürt'ün yakasından tutulacak, sövülecek, aralarına alıp vahşice dövülecek, üstündeki kıyafetler çıkartılacak, ata’nın büstü üzerine çıkartılacak ve zorla ata’nın büstü öptürülecek. Ve son olarak bu yazıyı kaleme alırken, HDP Genel Merkez binasının ateşe verilmesi, işgalci Türk devletinin ve yaratığı ırkçı toplumun ne derecede barbarlaşarak Kürt düşmanı olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.
İkincisi; Türk milleti bugüne kadar, barış ve kardeşlik için tek bir şehirde tek bir protesto eylemi gerçekleştirmezken, son 24 saat içinde bütün Türk şehirlerinde, PKK ve Kürt milletine lanet okumaktan imtina etmemesi ayrıca düşündürücüdür.
Oysa ki yalınayaklı Kürt milleti bu ırkçı bağiler gibi yapmıyordu. Onlar, çatışmalarda hayatını kaybeden Türk askerlerin cesetlerine ulaşıyor, ölü cesetlerin üzerini meşe ağaçların yapraklarıyla örtüyor ve ardından büyük bir saygı ve merhametle ölü cesetlerini kollarında taşıyor ve Türk kolluk güçlerine teslim ederek, ne derecede insanoğlu insan! olduğunu gösteriyordu.
Ey mustekbir Türk devleti ve ey "kurttan ve itten" türediğini söyleyen ırkçı kafalar! Bin yıllık bir devlet tercübesine, dünyanın sayılı en güçlü medyasına, dünyanın sayılı en güçlü ekonomisine, dünyanın en güçlü devletlerin desteğine, dünyanın en modern ve en teknik savaş araçlarına sahipsiniz. Bütün bu gücünüzle elinde sadece umudu olan, dünyanın en güzel yürekli milletine ve elinde sadece kalaşnikofuyla kendisini, ülkesini ve milletini koruyan dünyanın bu en güzel yürekli gerillasına vahşice saldırıyorsunuz! Utanmıyor musunuz diyeceğim ancak melekler bana insan olmadığınızı hatırlatıyor.
İkinci fasıl
Türk toplumunun büyük bir bölümü sosyolojik olarak devletçi, mukadesatçı, ırkçı ve muhafazakar bir toplum. İkincisi; marjinal sol grupları benimsememekle birlikte, onları "kafir"ve "vatan" haini olarak görür. Türk devleti ve Türk milleti siyasal egemenliği Kürtlerle paylaşmaya hiç de niyetli olmadığı gerçeğini gelinen bu son aşamayla bir kez daha ispatlıyor. Kürtler ise siyasal egemenliğe ortak olmak ve kardeşçe ortak vatanda yaşamakta ısrar ediyor. Bu vesileyle Türk devleti savaşı tırmandırarak, Kürdistan davasını ve Kürt siyasetini apolitizasyon yörüngesinden çıkarıp depolitizasyon yörüngesine yerleştirmek ve özelllikle HDP'yı savaş koşullarıyla mağlup etmek istiyor.
Mamafih 15 yıldan bu yana başta PKK, HDP, Kürt milleti ve barışsever çevrelerin Türk devletine, barış ve kardeşlik elini her uzattığında elinin havada kaldığı biliniyor. Bundan sonra PKK, HDP ve Kürt halkının Türk devletine barış ve kardeşlik elini uzatmasının, hiçbir anlam ve hiçbir manaya tekabül etmeyeceği gerçeğini ayrıca belirtmek gerekiyor. Ancak Türk devleti, Kürt halkına ve PKK'ye barış ve kardeşlik elini samimi olarak uzatırsa, bu yaklaşım çok anlamlı ve çok değerli karşılanacaktır.
Dolayısıyla, hiçbir savaş ve hiçbir ölüm türünün sevindirici olmadığını bilmemiz gerekiyor. Bu savaşı ve ölümleri Türk millletinden başka hiçbir gücün durduracağına, hiçbir alameti farika şimdilik için şahitlik etmiyor. Eğer yüz binlerce Türk halkı, Kürt halkıyla siyasal egemenliğini paylaşmaya hazır olduğunu meydanlarda haykırarak ifade ederse bu meselenin çok rahat bir şekilde çözüleceğini de herkes çok iyi biliyor.
O vakit Türk tarafı, bu savaşı ve ölümü sonlandırmak, barış ve kardeşlikle ülkesini inşa etmek istiyorsa, şu erdemi ve fazileti göstermekten asla uzak durmamalıdır: Ya Türk halkından yüz binlerce kişi sokaklara çıkıp, "Biz Kürtlerle siyasal egemenliğimizi paylaşarak kardeş olmak istiyoruz" diyecek ya da Türk devletinin CumhurbaşkanıTayıp Erdoğan bizzat insiyatif alarak PKK Lideri Abdullah Öcalan'ı serbest bırakacak ve ardından barış görüşmelerinin bırakıldığı yerden devamını sağlanacak ya da MİT, JİTEM, asker, Fetullah Gülen, CHP, MHP ve diğer barış karşıtı unsurlar savaşın dozajını ve şiddetini artırarak, AKP ve Tayip Erdoğan dönemine kanla son verecek.
Üçünçü ve son fasıl!
PKK'ye "işbirlikçi ve hain" diyordunuz! PKK savaştığında "Neden savaşıyorsunuz?" diyorsunuz, PKK savaşmadığında "Neden savaşmıyorsunuz?" diyorsunuz.
İkincisi; işgalci Türk devleti son bir ay içinde, yüzlerce gencimizi ve onlarca çocuğumuzu vahşice katlederken; siz sadece izlediniz ve bir dakikalığına olsa bile, sokaklara çıkıp tepkinizi göstermediniz.
Şimdi ise işgalci Türk devleti her tarafta milletimize ve savaşcılarımıza en vahşi yöntemlerle saldırmaya tüm gücüyle devam ederken; sizler bu bela ve musibet karşısında hala uslanmıyorsunuz ve tıpkı Hz. Musa’nın kavmi gibi şöyle fikir beyan ediyorsunuz: "Ey Musa! İşgalciler orada bulundukça, biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin, onlarla savaşın. Biz burada oturacağız" dediler. (Maide 24)
Peki, Kürdistan'ı korumak ve yalınayaklı milletimizi savunmak sadece PKK'ye mi farz?
"Değil" diyorsanız; o halde ülkenizi ve halkınızı kendi partiniz ve kurumunuz adına, neden korumuyor ve neden savunmuyorsunuz?
Son olarak; IŞİD kafirleri insanları canlı canlı yakarken, Kürt kadınlarını pazarlarda cariye olarak satarken, işgalci Türk, Arap, Fars unsurları topraklarımızı işgal altında tutarken ve bize köle bir hayatı dayatırken; Kürtlerin lüks arabalara binmesi, lüks evlerde yaşaması, lüks düğün törenlerı yapması, lüks bir yaşam devşirmesi ve işgalci unsurlara karşı tavrını net ortaya koymaması, insanlık ve Kürtlük adına utanılacak bir şeydir!
Kürdistan davası, haktır ve hakikattir!
Gerilla'nın davası, haktır ve hakikattir!